Gece Modu

1. İnsanların sorularına maruz kalmamak için onlarla konuşmaktan kaçınıyordu. Asla kente inmiyor, tuval ve boya alması için karısını gönderiyordu. Zürich gölü yakınlarındaki küçük bir köyde bir köylüden kiraladığı evde varlığını, ismini unutturmaya çalışıyordu. Fakat bildiği bir şey vardı: Herhangi bir çekmecede yüz binlerce kağıdın arasında bir kağıt vardı. Biliyordu. Günün birinde, herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda bu çekmece çekilecekti – bu çekmecenin açıldığını duyuyordu, adını yazan daktilonun tuşlarının vuruşunu duyuyordu ve biliyordu, bu mektup onu buluncaya kadar dolanacak, dolanacaktı.

2. En nihayet karısı şunu sorduğunda sesinde bir şeyler kırılmış, yıkılmış gibiydi: “Seni konsolosluğa mı çağırdılar?” – “Evet” – “Peki gidecek misin?” Ferdinand titriyordu. “Bilmiyorum, fakat gitmek zorundayım.”
“Niçin zorundaymışsın? İsviçre’de sana emir veremezler. Burada özgürsün.” Birbirine kenetlenmiş dişlerin arasından öfkeyle tıslarcasına “Özgür! Bugün kim özgür ki?” dedi.

3. Bu adil bir savaş değil. Bir makineye karşı gelinemez. İnsana karşı koyulabilir. Fakat bu bir makine, bir kasap makinesi, vicdanı ve aklı olmayan ruhsuz bir alet. Ona karşı koyulamaz.

4. “Karşı koymak! İnsan nasıl karşı koyabilir ki? Onlar herkesten güçlü, onlar dünyanın en güçlüleri.”
“Bu doğru değil. Dünya onlara izin verdiği sürece güçlüler. Tek bir birey herhangi bir kavramdan daha güçlüdür her zaman, fakat kendisine inanmalı, iradesine sahip çıkmalıdır.”

5. Ve oralarda bir yerlerde nehrin dibinde bir çizgi var mıydı, ülkenin bayrağının renginde? Peki ya balıklar, balıkların savaş alanına yüzmelerine izin var mıydı? Ya diğer tüm hayvanlar? Birden köpeği geldi aklına. Köpeği kendisiyle gelseydi, onu da silah altına alırlardı, o da kurşun yağmutu altında yaralıları aramak zorunda kalırdı. Tanrı’ya şükür evde kalmış, onunla gelmemişti…

6. Artık her şey bitmişti, biliyordu. Bu trene binecek, üç dakika sonra, yani iki kilometre gittikten sonra köprüye varmış olacak, köprüyü de geçtikten sonra her şey bitmiş olacaktı.

7. İşte o an titremekte olan Ferdinand’ın beyninde bir şimşek çaktı. Bunu mu yapacaktı? O da insan onurunu böyle mi ezecekti? İnsan kardeşlerinin sözlerine böyle nefretle mi bakacaktı, kendi özgür iradesiyle bu büyük insanlık suçuna ortak mı olacaktı?

Stefan Zweig – Mecburiyet
Türkiye İş Bankası Yayınları – 2017

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin