Stefan Zweig – Bir Kalbin Çöküşü

Kader daima, dışarıdan ruha temas etmeden çok önce zihinde ve bedende hüküm sürmeye başlar.

Stefan Zweig: 1881’de Viyana’da doğdu Avusturya, Fransa ve Almanya’da öğrenim gördü. Savaş karşıtı kişiliğiyle dikkat çekti. Nazi baskısı yüzünden bir çok ülke ve şehir değiştirmek zorunda kaldı. Bu göçebe yaşamı kitaplarına ve öykülerine yansıdı. Hiçbir yere ait olamama hissi ve Freud hayranlığı birleşince içsel sarsıntılı ve bir o kadar da psikolojik öykü ve romanlar ortaya çıktı.

Bir kalbi temelinden sarsmak için kader her zaman sillesini vurmaya, sertçe müdahale gücüne gerek duymaz; aksine, asıl sudan sebeplerden yıkım üretmek onun zapt edilemez yaratma hevesini kamçılar.

- Advertisement -

Zweig bu öyküsünde Salomonsohn isimli yaşlı bir adamın ruh dünyasını ve yalnızlaşmasını yansıtmış.

Salomonsohn yaşadığı yerde özel ticaret müşaviri olarak çalışır. Uzun yıllar çalışmasının sonucunda eşini ve kızını maddi anlamda rahat bir konuma getirir fakat çalışmakla geçen yıllarda farkına varamadığı her şeyi tatilde anlar. Paskalya Tatili için geldikleri Gardone’deki otelde gecenin bir yarısı şiddetli bir ağrıyla uyanan yaşlı adam daha büyük bir acıyla yüzleşmek zorunda kalır. Küçük kızı Erna, gecenin bir yarısı başka bir erkeğin odasından dönmektedir, yaşlı adam için her şey bu noktada günyüzüne çıkmaktadır. Yaşlı adam kızmak, bağırmak, hesap sormak ister; fakat bunu yapamaz hiç yapamayacaktır.

Yaşlı adam dehşetten ve soğuktan titriyor, bir yandan da vücudundan boşalan ter gözeneklerinden taşıyordu. Önce içinden kapıyı kırıp kızını, o utanmazı tekme tokat dövmek geldi. Ama geniş gövdesi taşıyan ayakları birbirine dolanıyordu.

Yaşlı adam o korkunç gerçeği öğrendikten sonra eşi ve kızını gözlemlemeye başlar. Otedeki diğer bekar erkeklerle olan samimiyetleri, sohbetleri hoşbeşleri hiç bitmiyor, yaşlı adamın varlığını kendileri için utanç olarak görüyorlardır. Bu terbiyesizliklere kalbi dayanmayan Salomonsohn’un içi içini yiyip bitirse de ağzını açıp tek kelime etmeye cesareti kalmamıştır.

Ah bu para, adı batasıca para onları mahvetti… Benden uzaklaştırdı… Ben budala, o parayı dişimle tırnağımla kazandım ve aslında bunu yaparken kendimi soyup soğana çevirmiş oldum, kendimi yoksul ettim, onları da kötü… 

Kızını ve eşini bu bataklıktan kurtarmanın tek yolunu otelden hemen o gün gitmek olduğuna inanıp bunu eşine söylediğinde azar yiyip oturur. Sözünü bırak kişiliğine bile saygı kalmamıştır artık. Eşi ve kızı partilerden eğlencelere gezip dururlar, yaşlı adamın varlığını bile unutmuşlardır.

Yaşadığı her şey, sevdiği her şey bu yavaş yavaş sönen alevde eriyip gidiyor, yanıp küle dönerek kararıyor, sonra da kömürleşip dağılarak vıcık vıcık bir umursamazlık çamurunun içine düşüyordu. Bir şey oluyordu, yaşlı adam bunu belli belirsiz hissediyordu, kendisi uzandığı yerde kendi hayatını çoşkuyla gözden geçirirken bir şey oluyordu..

Yaşlı adam, yalnızlığında hüzünle hayatını gözden geçirip acı çekerken; birden bir şeyler olur. Kalbi hızlı hızlı atar, ağrı girer, nefes alamaz sonra birden her şey durur. Kalbinin durduğunu ve öldüğünü düşünür; evet kalbi durmuştur fakat yaşamsal faaliyetlerini yerine getiriyordur. Duygulara, hislere durmuştur kalbi. O an yaşlı adam her şeyi anlar. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Kendi hayatım berbat olsa da onlarınkini kolaylaştırdığım için kendimle gurur duyuyordum çünkü… Tırnaklarımla kazıyarak, kuruş kuruş kazandım her zaman… Ancak sırf onları mutlu görmek için ellerimi koparmalarına bile razı gelirdim…Ama onlar zenginleştikleri gibi benden utanır oldular. 

Zweig kişinin yalnızlaşmasını çok güzel işlemiş, aynı durumu Lev Tolstoy’un İvan İlyiç’in Ölümü’nde de görürüz. Aynı yaşlı adamlar, aynı dışlanma, aynı çöküş. Dili akıcı olan öykü toplumdan ve çevreden dışlanan insana pencere açıyor. Ayak uyduramayan kişinin iç dünyasını ve hislerini aktarıyor. Kaçınılmaz son olan çöküşü ve yalnızlığı. Hüzünlü, bir o kadar da gerçeğin kendisi.

Zweig çok başarılı bir psikolojik öykü yazarı. Her kitabında başka biri olup, onun sarsıntılarını anlatmış. Kadının, çocuğun, köpeğin ve şimdi de yaşlı bir adamın. Diğerlerinde olduğu gibi bu da empati yeteneğimi arttıran bir kitaptı. Kısa ama yoğun bir kitap.

Çoktan ölmüş kalbinde artık hiçbir acı yoktu ama siyah köstebek gövdesini içeriden kemirmeye devam ediyor, kıvranan etini kanatarak parçalıyordu.

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Avatar
Arşiv
Söylenti Dergi'de geçmiş zamanda yazar olan dostlarımızın eserleri bu hesapta arşivlenmektedir. Yazar onayı olduğu sürece kaynak göstererek kullanmak serbesttir.

Must Read

Dönemine Damga Vurmuş Beş Usta Sanatçı

Pablo Picasso, Tarsila do Amaral, Salvador Dali, Frida Kahlo ve Remedios Varo'yu kapsayan beş usta sanatçıyı çocukluklarıyla, kariyerleri ve eserleriyle sizlere tanıttık. 1. Pablo Picasso Pablo...