70 Yıllık Sarsılmaz Güç SSCB; Nasıl Dağıldı?

Yazarın Diğer Yazıları

The Crown’un 4. Sezonu Yayımlandı!

Netflix'in oldukça beğeni toplayan ve sevenleri tarafından yeni sezonu merakla beklenen "The Crown" 4. sezonu ile yayında!    http://www.youtube.com/watch?v=SohAlb-TRQs Senaryosunu Peter Morgan'ın kaleme aldığı, yapımcılığını ise Andy...

Joaquin Phoneix, Ridley Scott’ın Yeni Filmi Kitbag’de Napoleon’a Hayat Verecek!

Gladiator”, “Blade Runner”, “Hanibal” gibi birçok unutulmaz filme imza atan Ridey Scott geçtiğimiz günlerde yeni bir proje ile yeniden gündeme geldi. Başrollerini Matt Damon,...

Ratched Netflix’in En Çok İzlenen Dizisi Oldu!

Ratched yayımlandığı ilk ayında 48 milyon Netflix abonesi tarafından izlendi. Büyük ivme yakalayan yeni dizi Netflix’in 2020 yılında en çok izlenen dizisi oldu. Netflix resmi...

Black Mirror İncelemesi Bölüm 2: Nosedive

Black Mirror dizisi hayatımıza 2011 yılında girmiş ve aslında bundan 15-20 yıl sonraki dünyanın nasıl olacağı hakkında sinyaller de vermiştir. Dizi 5 sezondan oluşmaktadır. Her...
Kader Gürcüoğlu
Kader Gürcüoğlu
bilmekten çok öğrenmeyi kendine amaç edinmiş, biraz da fazlaca meraklı sıradan bir birey.

 

Vladimir İlyiç Lenin önderliği ve “emek, barış, özgürlük” sloganının öncülüğünde 1917 Ekim Devrimi (Bolşevik İhtilali) gerçekleşerek diktatörlük ve mutlak yönetim şeklinin hakim olduğu bir yönetim sistemine sahip olan ve Çar sistemiyle yönetilen  Rusya İmparatorluğu yıkılmıştır. Bu yıkılışın ardından aynı topraklar üzerinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) adıyla farklı bir devletin temelleri atılmıştır.

SSCB’nin Kuruluşu ve Yapısı

Başkenti Moskova olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Birliği (SSCB) 26 Ekim 1922’de kurulmuş, yaklaşık 22.5 milyon karelik yüzölçümü ile dünyanın en büyük ülkesi olmasının yan sıra  1991/Haziran sayımına göre 293 milyon nüfusla dünyanın 3.büyük nüfusuna sahip bir devlet olmuştur.

Marksist ideolojiye dayanan SSCB, anayasasını bu ideolojik temel üzerinde oturtmuştu. SSCB ya da Sovyetler Birliği olarak adlandırılan bu devlet federal devlet özelliğini taşımakta bununla beraber diğer federe devletlerden farklı bir sisteme sahip olmasıyla bütün dikkatleri üzerine çekmekteydi. Bakıldığında Amerika ve İsviçre Federalizmleri kendilerinden önce var olan bir konfederasyona dayanırken Sovyet federalizmi devrimci kimliği ile tek ve merkezi bir devlet olan Çarlık Rusya İmparatorluğu’nu yıkarak  bulunduğu konuma sahip olmuştur.

SSCB’nin  devlet sistemine bakıldığı zaman en belirgin özellik biri devlet diğeri parti iktidarı olan iki tür siyasal iktidarının bulunuyor olmasıydı. SSCB’de devletin yanında asıl iktidar partisi Sovyet Komünist Partisiydi. Bütün siyasal ekonomik ve sosyokültürel alanların itici gücü bu komünist partinin elindeyken, devletin rolü ise iktidarı kullanış biçimiydi. Marksist Leninist anlayışına göre devlet bir burjuva kurumudur, tam olarak komünizme ulaşıldığında yok olacaktır. 1977 Anayasasına göre Sovyet Devletinin varması gereken son nokta komünist topluma ulaşmaktı. Sovyetler Birliğinde devlet, zaman içerisinde, çok sınıflı toplumlardaki devletten daha güçlü bir devlet durumuna gelmiştir. Hukuk sistemini doğal hukuka değil hak ve özgürlüklere dayandıran SSCB’nin kuruluş amacı aslında çok sayıda halkın yönetime katılmasını sağlamaktı.

Lenin önderliğindeki Bolşevik Partisinin ilk adımı Birinci Dünya Savaşında olan Rusya’yı BrestLitovski Antlaşması ile savaştan çekmek olmuştur. Bu antlaşmayla birlikte Rusya; Finlandiya, Litvanya, Polonya, Ukrayna, Batum, Kars ve Ardahan’ı bırakmak zorunda kalmış ve bu tarihten sonra Bolşevik Hükümeti için hiçbir şey kolay olmamıştır. Bolşevik Hükümeti  Meşrutiyetçiler, Demokratlar, Menşevik Partisi’nden Sosyalistler ve Enternasyonelciler gibi siyasi rakipleriyle mücadeleye başlamış ve bu rakiplerin monarşiyi tekrar kurmak isteyen beyazlarla birleşme hamlesi üzerine ülke bir iç savaşa sürüklenmiştir. Bunun üzerine Bolşevikler büyük ve yabancı devletlerce desteklenen uzun yıllar boyunca sürekli yenilenen LevTroçki’nin liderliğindeki Kızılordu ile çarpışmak zorunda kalmıştır.

Bu büyük devletlerin en önemli amacı Rusya üzerinde kurdukları iktisadi faaliyetleri devam ettirmek ve bu iktisadi faaliyetlerin sürdürülmesine engel olacak olan Ekim Devrimini tersine çevirmekti. Eski rejimin imtiyazlıları arasında olan Kazakların da ayaklanmasıyla Bolşevikler Aralık 1917’de Çeka Örgütünü kurarak sistemli terör hareketlerine girişmişlerdir.

- Advertisement -

Bolşevikler, kaybedilen toprakları yeniden işgal etmeye başlamış Güneyde başarılı olan fakat Kuzeyde tutunamayan Bolşevikler 1920’de Litvanya, Estonya, Letonya ve Finlandiya’nın bağımsızlıklarını kabul etmişlerdir. Bununla beraber artık bu tarihten itibaren Moskova, Ruslaştırma siyasetini bırakarak dil ve kültür özerkliklerini tanımıştır. Ülkenin ismi Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olarak değiştirilmiş ve bu özerklikler 1924 Anayasası ile tanınmışlardır.

Bu dönemde harcanan başka bir büyük çaba  sanayi altyapısının oluşması ve sanayinin elektrikleştirilmesi içindi. 1917’den beri Lenin; Buharin, Radek, Zinovyev, Kamenev ve özellikle Troçkin’nin muhalefetiyle karşılaşıyordu. Lenin hastalık nedeniyle siyasi faaliyetlerden giderek uzaklaşırken ayrılıkçı hareketler de artmaktaydı. Ocak 1924’te Lenin’in ölümüyle birlikte Troçki, muhalefetini parti genel sekreteri olan Josef Stalin’e yöneltmeye başladı. Troçki ve çevresindekiler devrimin ancak tüm dünyaya yayılırsa başarılı olabileceğini savunurken, Stalin ve yandaşları önce Sovyetler Birliği sınırları içinde Sosyalizmin başarıyla kurulmasını ve Enternasyonali bu siyasete bağlamayı düşünüyordu. Zinovyev ve Kamenev tarafından da desteklenen Stalin, Askeri Devrim Konseyi başkanlığını Troçki’den aldırdı . Enternasyonalin Sovyet siyasetine bağlanması fikrini duyan Zinovyev ve Kamenev buna karşı çıkarak tekrar Troçki’yle birleştilerse de bu muhalefetleri sonucu ellerindeki kilit pozisyonları kaybettiler.

SSCB Neden ve Nasıl Çöküş Sürecine Girdi?

1958 yılında iktidara gelen ve tam 18 yıl iktidarda kalmış olan Leonid Brejnev döneminde önemli bir olay gerçekleşmiştir.  1 Ağustos 1975 yılında 35 ülke tarafından  Helsinki Nihai Senedi diğer adıyla Helsinki Deklarasyonu imzalanmıştır.

1985 yılının Mart ayında iktidara Mikhail Gorbaçov gelmiş ve gelişiyle iki yeni yapıyı da beraberinde getirmiştir; Glasnost(Açıklık) ve Perestrokya (Siyasi sistemin, devlet örgütünün ve hükümet organlarının yeniden yapılanması)  Bu iki yapının fikir ve uygulamaları sosyalist birliğin temelini sarsan Helsinki Deklarasyonu ile bütünleşince  SSCB’nin çöküşünü kaçınılmaz hale getirmiştir. Doğu-Batı ilişkilerinin o sert ve tehlikeli çizgisini yumuşatmak ve biraz daha yakınlık getirmek için imzalanmış olan Helsinki Deklarasyon’un yürürlüğe girmesiyle Doğu Avrupa’daki Sovyet Uydusu ülkelerin aydınlarını ve milliyetçilerini hareket geçirmişti. İnsan hak ve hürriyetleri şeklinde gerçekleşen bu hareketlenmeler zamanla ve oldukça yavaş bir şekilde ilerlemeyle Moskova’nın hegemonyasına karşı bir bağımsızlık savaşı halini aldı. Gorbaçov’un asıl ve nihai hedefi SSCB’nin sahip olduğu komünist yapıyı değiştirmekti. Bu değişim ve yapılanma için kendisiyle beraber getirdiği iki yapıyı kullanarak iki koldan hareket edecekti.  İlk olarak siyasal iktidarın veya devlet yapısının değiştirilmesiyle başlayacaktı. Amacı komünist iktidarın büyük tepki toplayan baskıcılığını demokratik bazı uygulamalarla halk egemenliğine yaklaştırmaktı. İkinci olarak; ekonomik yapıda radikal değişikliklerin gerçekleştirilmesi gerektiğini söyleyen Gorbaçov böylelikle Sovyet Sistemi’ni güçlendirerek ABD ile rekabet edebilecek düzeye getireceğini umuyordu. Bakıldığı zaman Sovyetler Birliği’ni kurtarmak için her yolu deneyen, büyük çabalar sarf eden Gorbaçov başlamış olan çöküşün tamamlanmasını engelleyemedi.

Çöküş Sürecinin Ardından Gelen Kaçınılmaz Son

SSCB’nin dağılmasını etkileyen birçok sebep olsa da en başta gelen sebep onu oluşturan halkların gönüllü birliği üzerine kurulmamıştır. Dolayısıyla askeri güce dayalı olarak zorla oluşturulan bu birliğe karşı direniş hiç son bulmamış, açık veya kapalı bir şekilde her daim devam etmiştir. Bunun yanından birliği oluşturan ülkelerin  ağır bir baskı ve yasak altında  yönetilmiş olması, birlik üyesi ülkeler arasındaki ilişkilerin bozulmaya başlaması ve batılı güçlerin bu ülkelerdeki muhalif  kesimleri etkin olarak desteklemesi de SSCB’nin dağılmasında önemli rol oynamıştır. Gönüllü olmayan bir birlik, ağır ve baskıcı yönetim anlayışının yanı sıra bir diğer neden ekonomik başarısızlık olmuştur. Yanlış kaynak kullanımı, yanlış planlamalar üretim-tüketim arasında dengenin sağlanamaması kurulan işletmeleri verimlilikten uzakta tutmuş ve ekonomi halka yeterli miktar ve çeşitte mal sağlayamamıştır. Bununla birlikte halkın refahı uğruna kullanması gereken ekonomik kaynakları ABD ile silahlanma ve uzay araştırmaları yarışına girerek heba etmiştir.  Böylelikle izlemiş olduğu yanlış politikalar ve yapmış olduğu başarısız hamleler sonucunda SSCB 21 Aralık 1991’de dağılmıştır. SSCB bu dağılmayla beraber yerini Bağımsız Devletler Topluluğuna(BDT) bırakmıştır.

 

 

KAYNAKÇA

www.yardımcıkaynaklar.com
32.Gün Arşiv
Lenin’den Stalin’e Rus Devrimi – E.H.Carr – Yordam Yayınları

 

 

Daha fazla

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Son Yazılar

Annem Hakkında Her Şey: Aile Kavramına Bakış

1999 yılında vizyona giren film, izleyiciye farklı bakış açıları ve sorgulama alanları açmıştır. Pedro Almodóvar'a  En İyi Yabancı Film Oscar'ı ve Cannes Festivali'nde En...

Kadınca Bilmeyişlerin Tek Adı: Tante Rosa

     "Nerede olursa olsun, kadınları birbirine ortak eden tek bir şey vardır: Hayat!" 1966-1968 yılları arasında Dost dergisinde yayımlanan Tante Rosa, sonraki yıllarda kitap...

Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları Işığında “Yürümek” – Sevgi Soysal

"Yürümek, dönüp arkaya bakmamak..." Sevgi Soysal'ın 1970 yılında kaleme almış olduğu Yürümek romanı; Türk edebiyatında o zamana kadar çokça rastlanmayan konulara değinen özgün bir eserdir....

Aydınlığı Bir Ucundan Olsa Bile Gören Kadın: Sevgi Soysal

"Hayat bir denizdir, yüzme bilmeyen boğulur." "Korkma, aydınlığı bir ucundan da olsa görenlerin işi değil korkmak." Sadece yarından konuşmak isteyen; kuru dallardan, kurumaya yüz tutmuş öz...

Dogma 95: Breaking The Waves

Dogma 95 Nedir ?  Lars Von Trier ve Thomas Vinterberg tarafından başlatılmış bir film yapım hareketidir. Hollywood sistemine karşı olan, sinema sanatında hikaye anlatım tarzının...