Gece Modu

Spor, belli kurallar çerçevesinde yapılan, fiziksel beceri ve yeteneklerin kullanıldığı yarışmalarla, bazı yönleriyle işe, bazı yönleriyle oyuna benzeyen, toplumsal yaşamımızın bir minyatür halidir. Aynı zamanda içinde ideolojinin saklandığı ve toplumsal ilişkilerin kurulmasını sağlayan bir alan, sosyolojik bütünlüğün de bir parçasıdır. Spor kurumu aracılığıyla içinde yaşadığımız toplumsal yapının minik bir halini inceleme şansına sahip oluruz.

Leonard’a göre, “Spor, toplumu yansıtan ve hakim ideolojiyi destekleyen bir biçimde yapılanmaktadır.” Sporu içinde yapıldığı doğal ortam ve ilişkilerden bağımsız düşünemeyiz. İçinde bulunulan dönemin ekonomik, siyasal ve kültürel koşulları ile yapılan spor arasında doğrudan bir ilişki vardır. Spor, toplumsal yaşamın ve kültürün organik öğelerindendir. Toplumlar ve kültür sistemleri değiştikçe spor kavramına yüklenen anlam da değişmektedir.

Genel olarak spor, bütün dünyada benzer bir şekilde var olmaktadır. Sporun Antik Yunan Uygarlığında başlaması, Roma ve diğer uygarlıklar içerisinde süren yolculuğunun farklı bir aşamaya geçmesi ve Sanayi Devrimi’nin gerçekleşmesi önemli tarihsel süreçlerdir. Sanayi Devrimi sonrası spor alanında da köklü değişimler yaşanmıştır.

Sanayi Devrimi sonrası mal ve insan hareketliliği bütün dünyada yoğunlaşmış, bunun sonucu olarak kültürler arası etkileşim artmıştır. Sömürgeci devletlerin etkileri önemli farklılaşmalara sebep olmuştur. Gelişmiş devletler, etkileşimde olduğu geri kalmış devletlere spor kültürünü transfer etmiş, bu durum da birçok farklılaşmalara zemin hazırlamıştır. Bu süreçte bilgi ve kültür transferi aracılığıyla Batı sporlarında yaygınlaşma hızlanmış, standart kurallar ortaya çıkmış ve uluslararası karşılaşmalar başlamıştır. Kapitalizmin yaşadığı toplumsal, ekonomik ve siyasi değişimlerden spor olgusu da etkilenmiştir. Sporun kapitalist ideoloji ile iç içe geçme sürecini hızlandıran şey ise, içinde yaşadığı rekabet ve yarışma ilkesi ile birlikte sonucun herkesi ilgilendirmesidir. Tam da bu durumla birlikte bağlayıcı ve eşitlik anlayışa yönelik vurgudan bahsetmek mümkündür.

Toplumsal bir alan olarak sporun incelenmesi sonucunda sınıfsal farklılıkların spor yapma anlayışına yansıma biçimleri de önemli noktalardır. Tam da bu noktada Bourdieu’nun habitus kavramına değinebiliriz. Habitus kavramına göre, sosyal sınıflar ile sportif etkinlikler arasında bir ilişki kurulabilir. Bourdieu’ya göre, farklı habituslara sahip sınıflar farklı spor dallarına yönelecektir. Örnek vermek gerekirse, bir burjuva gencinin güreş, boks vb. spor dallarına yönelmesi habitusu gereği beklenmez. Bunun yerine kendi sınıfsal konumuna uygun olarak golf, tenis vb. spor dalları ile ilgilenmesi beklenir.

Sporun sınıfsal temelde sosyolojik olarak incelenmesi sonucunda, özellikle cinsiyet temelindeki ayrışmalar da net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Tüm dünyada spor yapan kadın sayısı erkek sporculara oranla daha azdır. Tarihsel sürece baktığımızda Antik Yunan’da düzenlenen olimpiyatlarda da kadınların katılımının yasak olduğu görülür, hatta kadınlar seyirci olarak bile stadlarda bulunamazlardı. Spor yapan erkeklerin genelde orta sınıfa mensup kişiler olduğu göz önüne alındığında cinsiyet temelli bir ayrımın sınıfsal yapıyla da birleştiği bir durum ortaya çıkar. Eğitimli ve yüksek gelirli kadınların spor yapma sıklığı da eğitimsiz ve alt gelir grubuna sahip kadınlardan daha fazla olduğu görülür.

Siyaset – Spor İlişkisi

Antik Yunan Uygarlığından bu yana, sportif etkinlikler var olan ideolojinin sürdürülmesinde bir aracı rol üstlenmiştir. Spor-iktidar ilişkisi, ilk büyük adımlarını Roma İmparatorluğunda atmıştır. İktidarın, kitlelerin ilgisini başka yöne çekmek, onları var olan sorunlardan uzaklaştırmak için Gladyatör dövüşü düzenlemesi bu duruma örnek verilebilir. Sporun ideolojik bir alan oluşundan hareketle egemenler değişim tekliflerini özellikle futbol üzerinden gerçekleştirmektedir. Bu açıdan spor sosyolojisinin siyaset-spor ilişkisi üzerinden yapacağı incelemeler sadece spor sahasına değil, toplumsal yaşamın diğer alanlarına da ışık tutacaktır.

Spor, siyasal bir ideoloji tarafından kendi meşruiyeti için kullanılıp propaganda aracı haline getirilmiştir. Özellikle de futbol, iktidarların sıklıkla kullandığı sosyal manipülasyon alanıdır. Siyasi liderlerin katıldığı mitinglerde gittiği şehrin futbol takımlarının atkısını takması bu duruma verilebilecek basit örneklerden birisidir. Türkiye açısından bakmaya devam edersek, Osmanlı’dan bu yana sporun ülke içi siyasi ve ekonomik gelişmelerden etkilendiği görülür.

Tarihsel aşamalar incelendiğinde, devlet sistemleri içerisinde sportif etkinliklerin geniş bir yer kapladığı görülür. Örneğin, soğuk savaş döneminde Sovyetler’in Afganistan’ı işgal etmesinden dolayı 1980 Moskova Olimpiyatları’nı ABD ve 65 ülke boykot etmiştir. Bu boykot, olimpiyat tarihindeki en büyük boykottur. Bir başka örnek olarak da, 1964 yılında Tokyo’daki Olimpiyat Töreni’ndeki olimpiyat ateşini, Hiroşima’ya atom bombasının atıldığı gün doğan 19 yaşındaki Sakai yakmıştır. Bu örnekler sporun içinde yapıldığı topluma bağlı ve ondan beslenen bir süreç olduğunu gösterir. Aynı zamanda toplumun egemen ideolojisinden bağımsız bir spor anlayışının olmadığını gösterir. Devletlerin spordaki iktidarı terk etmemesinin ardında yönetim kültürünün bu doğrultuda şekillenmiş olmasının etkisi büyüktür. Bu durum, devletin sivil alana müdahalesidir ve halkın en rahat kabullendiği alan üzerinden bu müdahale içselleştirilir.

spor ve medya ile ilgili görsel sonucu

Spor- Medya İlişkisi

Sporun kitleselleşmesi ile televizyonun yaygınlaşması eş zamanlı olgulardır. 1980’lerden sonra yaşanan teknolojik gelişmelerle, görsel ve işitsel bir patlama olarak nitelendirilen dönem başlamıştır. Sportif etkinlikler TV kanallarında daha fazla yer almaya başlamıştır. 20. yüzyılın ikinci yarısında TV yayıncılığının gelişimi sporun kültürel içeriğinin değişiminde, profesyonel spor ve sporun uluslararası hale gelmesinde önemli rol oynamıştır.

Spor ve sportif etkinlikler “katılımdan çok izleme” üzerine kuruludur. Görselliğin etkili olduğu dünyada sporun, medyanın istekleri doğrultusunda yönlendirilmesi kaçınılmazdır. Medya git gide sporu kendine göre şekillendirmekte, ticari çıkar doğrultusunda reyting ve tiraj baskısıyla sporun duygusal ve reklama yönelik alanlarına daha fazla vurgu yapmaktadır.

Spor ile toplumsallaşmanın önemli olgularından birisi medyadır. TV, gazete ve dergilerde yayınlanan spor haberleri ve reklamları, bireylerin spor algılarının şekillenmesinde önemli etkiye sahiptir. Türkiye’yi ele alacak olursak, özellikle birçok erkek çocuğun ya da genç erkeklerin kahramanları sporcudur. Onlarla ilgili haberleri takip ederler. Kahraman veya rol/model olarak benimsedikleri sporcuların sadece spor yaşamlarını değil, spor dışı yaşamlarını da takip ederler. Bu şekilde kendilerine rol/model aldıkları için, sporcularla ilgili medyada sunulan haberlerin içeriği çocukların ve gençlerin toplumsallaşma sürecinde etkilidir. Sporun magazinleşmesi sürecinde, ülkedeki star olarak nitelendirilen kişiler gibi her an gündemde olan magazinsel anlayış sporu, özellikle de futbolcuları bu şekilde etkisi altına almıştır. Türkiye’de 1990’lı yılların sonunda ekranlarda olan Televole, ülkemizde futbolun magazin boyutunun öne çıkarılmasında etkili olmuştur.

Toplumsallaşma sürecinde milli kimliği oluştururken medyanın önemine vurgu yapacak olursak, Talimciler’e göre, uluslararası maçlar Türk milleti açısından ölüm kalım meselesine dönüşürken, lig maçları ise askeri söylemlerin ağır bastığı ve milletler arası savaş efektlerinin pekiştirildiği alanlara dönüşmektedir (Talimciler, 2014: 42). Futbolla ilgili haberlere bakıldığında spor medyasındaki saldırganlık ve şiddet içeriği oldukça fazladır. Televizyon programlarındaki milliyetçi, cinsiyetçi ve hegemonik söylemler gazete sayfalarında yerini şiddete dair fotoğraf ve metaforlara bırakmaktadır (Bakar, Durur, 2016). Özellikle uluslararası maçlarda gazetede yer alan başlıklarda kültürel öğelerle birlikte savaş söylemlerine çok benzeyen bir üslup kullanıldığı görülür. Türkiye’de derbi öncesi ve sonrasındaki gazeteler incelendiğinde, toplumdaki bireylerin kutuplaştırılmasını bu söylemlerde ciddi bir şekilde görürüz. Hâl böyle olunca, futbolun zaman zaman politikleştiğini de göz önünde tutarsak, sosyolojik açıdan ciddi derecede bir inceleme alanı buluruz. Bir başka çıkarımda daha bulunacak olursak, takım tutarcasına seçim süreci yaşama durumu medyanın ve siyasetin sporla epeyce iç içe olmasına iyi bir örnek olacaktır.

Spor – Ekonomi İlişkisi

Endüstrileşmiş spor kuralları ortak bir mantığı ve amacı ortaya koymasına rağmen, bu işleyiş zengin ülkelerin lehine, fakir ülkelerin ise aleyhine gerçekleşmektedir. Spor giyimi terimi bu konunun incelenmesini açıklayabilecek en iyi kavramlardan birisidir. Gündelik yaşamımızda sivil giyimi bile spor giyim olarak tanımlarız. Üslubumuza bu şekilde yerleşmekle birlikte, spor giyim ürünleri sadece sporcular veya spor yapan bireyler için önem taşımamakta birlikte, toplumdaki her birey içindir. Kapitalizmin gelişmesiyle birlikte, tüketim için üretim anlayışı spor alanında da kendisini oldukça gösterir. Marka ürünler, toplumsal yaşamda görece olarak yüksek statü sembolüdür ve buna bağlı olarak da pahalı ürünlerdir. Spor ürünlerine bakıldığında, rol/model alınan sporcuların reklam yüzü olmasından ziyade, günümüz dünyasında instagram’da fazlasıyla büyük kitlelere hitap edebilen kişilerin de bu tip sponsorluklar aldığını görmekteyiz.

nike nixe ile ilgili görsel sonucu

Tüketim toplumunda bireyler statülerini sahip oldukları ürünlerle, metalarla birlikte oluştururlar. Bu durum da birçok olgunun daha oluşmasına neden olur. Örneğin, taklit ürünlerin yaygınlaşması bu duruma örnektir. Taklit ürünlerin en fazla olduğu tüketim alanı ise spor alanıdır. Tanınmış spor markalarının taklitleriyle oluşan tüketim alanı da kapitalizm sürecinde yerini bu şekilde bulmuştur.

fener ol cem yılmaz ile ilgili görsel sonucu

Sadece gündelik yaşamdaki kullandığımız ürünlerden ziyade, spor ve ekonomi arasındaki ilişkiyi toplumsal yaşamda başka alanlarla da görürüz. Bu duruma, geçtiğimiz aylarda yapılan “Fener Ol” Kampanyasını örnek verebiliriz. Sadece bir gecede toplanılan para dudak uçuklatacak türden bir sayıdadır. Kapitalist süreçle birlikte yalnızlaşmış bireyler, spor kavramı sayesinde aidiyat duygusunu geliştirir. “Biz ve Ötekiler” ayrımı bu şekilde beslenir, ortak bir kimlik oluşumu sağlanır. Bu sayede kişi, kendini özdeşleştirdiği bir bütünün parçası haline gelir. Bahsettiğimiz kampanya, taraftarların aidiyet duygusunun ekonomik açıdan bir desteğe dönüştürülme sürecidir. Tabii ki bu noktada medyanın rolü, bu kampanyada bulunan “rol/model” olarak kitlelere hitap edebilen kişilerin olması ve spor ürünlerinin pazarlanma şekli oldukça önemli detaylardır. İşte bu örnekle birlikte, sporun medya ve ekonomiyle olan ilişkisinin yanında toplumsal yaşamda bireyler için anlamının ne kadar kuvvetli olabileceğini de görmüş oluruz.

Sonuç

Spor kavramı kulağa ilk olarak boş zaman veya hobi olarak nitelendirilebilecek bir aktivite gibi gözükse de toplumsal yaşamdaki yerine bakıldığında oldukça önemli bir noktada bulunduğu söylenebilir.

Kitlesel anlamda dünyanın en büyük sportif faaliyeti olan ve milyonları peşinden sürükleyen popüler futbol olgusu, bir yandan tüketim kültürünün önemli alanlarından birini oluştururken, diğer yandan futbolu sportif bir olgu olmaktan çıkaran ve mevcut güç/iktidar ilişkilerinin yeniden üretilmesini sağlayan taraftarlık ve aidiyet duygusu, futbola yüklenen anlamları değiştirirken mevcut söylemsel yapıların da yeniden üretilmesine aracılık etmektedir. (Bakar, Durur, 2016).

Kaynakça:

  • Bakar H., Küçük Durur E., Futbolda Milliyetçilik: 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası Haberlerine Yönelik Söylem Analizi. Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi Elektronik Dergisi. 2016.
  • Talimciler, A. (2018). Sporun Sosyolojisi Sosyolojinin Sporu. İstanbul: Bağlam.
  • Yıldız-Ekin, M.T., Spor Basınında Futbol Anlatım Dili: Manşet ve Başlıklar. Eğitim Fakültesi Dergisi XVIII (1), 2005, 93-106.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin