Hep bir sevincinizin sonu kursakta kalır mı? Kalıyormuş. Kimsesiz mağaramı biri buldu sanarken, bulmaya yeltenmemişliğini görüyorum. Bulmasını değil de, bulmayı istemesini isterdim. Sesindeki her tonun beni mutlu edişini düşündüm, az önce. Sonra her bir vurgusunun hissizliğini. Yüzündeki tanıdık çizgileri ezberledim, tek tek. Sonra nasıl bu kadar yabancı edişini, diğer herkesi.
Gerçeklerin yüzüne vuruşunu düşün. İçinde camlar çerçeveler inerken, o buruk gülümsemeni. Sokaktaki tek başına kalmış ince, soluk ışıklı lambayla yalnızsın yine. Penceremden bakıp, karanlığı alt etme çabasını izliyorum. Sonra alt edemediğim insanları. Ellerinin tersiyle itmelerine izin verişlerimi. Unutmak istiyorum, ödünç duruşlarını.

Her girdabında koşup geldiğin, hep açık olduğundan emin olduğun o kapı artık yok. Demiştim, teker teker dökülünce kalelerin, yitirince şahını, sekteye uğrayınca hamlelerin anlayacaksın. Uzaklaşacaksın herkesten, en başta kendinden. Mutluluk nidalarını kimlere atacaksın? Önce silahları en güvendiklerin çekecek; inanamadığın griler, sana rengini gösterecek. Her dokunuşumda hiçe saydığın duvarların diliyle konuşuyorum artık, susmaya bel bağlamış benliğimde. Göremedim, kendin dışında her şeyi çevreleyen duvarlarını. Derinliği belirsiz suları belledin kendine. Ondan vuruyor şimdi her satır başın, kıyısızlığa.

Susmasaydık keske bu kadar, avazımız çıkana dek. Yüzlerimiz ant içmişcesine, yüzsüzlüğe. Mekik dokumasaydık, belirsizliklere. Kafan bir makine dairesi kadar sesliyken ve içinde camlar çerçeveler inerken herkes başka yöne bakıyordu. Şimdi hangi aynılık yıkar ellerini? Hangi af, soğutur küllerini?  Zannettiklerinizin yanılgıları sarsın etrafınızı ve cam bir fanus içinde kalsın hep bağırdıklarınız.
Böyle böyle temizlenir beyazlar, aklanır maviler, peki siz kirli ellerinizi nasıl saklayacaksınız?
Koca bir betondan hallice soğukluk, gülümsemelerin altında bile mecburiyetten kalma burukluk, ince bir makas gibi kesmiş de belli etmemiş bizi. Şimdi bir tren dolusu anıyı, yeri belirsiz duraklara…
Gitmesini en istemediğim yerden, ince bir sızıya dönüşmesini…
Ben istemedim.

Özge Rençberoğlu

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin