Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



  1. “Fakat Atinalılar, ben onlar gibi baştan başa parlak ve gösterişli sözlerle bezenmiş hazır bir nutuk söyleyecek değilim; tanrı korusun. Hayır, şu anda iyi kötü dilim döndüğü kadar söyleyeceğim; çünkü bütün diyeceklerimin doğru olduğuna inanıyorum.” (sf.9)

 

  1. “Size doğruyu söylemeliyim. Atinalılar, köpek hakkı için, bütün o araştırmalarımda baktım ki asıl bilgisizler, bilgilidir diye tanınmış olanlar! Bilgisiz denenlerde ise daha çok akıl var.” (sf.16)

 

  1. “Size bütün o dolaşıp durmalarımı anlatayım, Atinalılar: O kadar didindim, tanrının sözünü çürütemedim.” (sf.16)

 

  1. “Onlar gibi bilgin, onlar gibi de bilgisiz olmaktansa, bilgilerini de bilgisizliklerini de edinmeyip, olduğum gibi kalmak daha iyi değil mi?” diye düşündüm; gerek kendime, gerek tanrı sözüne cevap vererek, benim için olduğum gibi kalmak daha iyi, dedim.” (sf.16)

 

  1. “Dahası var: Birtakım gençler kendiliklerinden başıma toplanıyor; babaları zengin, vakitleri bol; ben önüme aldığım adama sorular sorarken durup dinliyorlar; üstelik bilgiçlerinin sorguya çekilmesini dinlemekten hoşlanıyorlar, çok defa bana benzemeye çalışarak başkalarını da denemeye kalkışıyorlar; az bir bilgiyle, hatta büsbütün bilgisizken kendilerini bilgin sananlar o kadar çok ki, o delikanlılar da bunlardan kolayca buluyor.” (sf.18)

 

  1. “Demek ki, Meletos, iyilerin, yanlarındakilere iyilik, kötülüklerin ise kötülük ettikleri, şu genç yaşında senin yüksek zekânca bilinen bir hakikat olduğu halde, ben bu yaşımda, birlikte yaşamak zorunda olduğum bir kimseyi doğru yoldan ayırırsam, ondan bana zarar geleceğini bilmeyecek kadar karanlık ve bilgisizlik içindeyim; hem de bunu, iddiana göre, bile bile yapıyorum. Meletos, buna ne beni inandırabilirsin ne de başkalarını.” (sf.22)

 

  1. “Belki biri şöyle diyecek: “Sokrates, seni böyle vakitsiz bir sona sürükleyen ömründen utanç duymuyor musun?” Bana bunu soracak olana açıkça cevap verebilir ve diyebilirim ki: Dostum, yanılıyorsun. Değeri olan bir kimse, yaşayacak mıyım, yoksa ölecek miyim diye düşünmemelidir; bu iş görürken yalnız doğru mu eğri mi hareket ettiğini, cesaretli bir adam gibi mi yoksa tabansızca mı hareket ettiğini, düşünmelidir.” (sf.26)

 

  1. “En doğru hareket, Atinalılar, bir kimsenin yeri neresi olursa olsun, ister kendinin seçtiği, ister komutanının gösterdiği yer olsun, tehlike karşısında direnmek; ölümü, başta tehlikeleri değil, ancak namusu göz önünde bulundurmaktır.” (sf.27)

 

  1. “Çünkü hâkimler, ölüm korkusu, gerçekte bilge olmadığı halde kendini bilge sanmak değil midir? Bilinmeyeni bilmek iddiası değil midir? İnsanların, korkularından, en büyük kötülük saydıkları ölümün en büyük iyilik olmadığını kim bilir? Bilmediğimiz bir şeyi bildiğimizi sanmak gerçekten utanılacak bir bilgisizlik değil midir? İşte hâkimler, ancak bu noktada başkalarından farklı olduğuma inanıyorum.” (sf.28)

 

  1. “Ben, öteki dünyada olup bitenler hakkında pek az bir şey bildiğim halde, bir şeyi bildiğime inanıyorum fakat, tanrı olsun, insan olsun, belki, kendinden daha iyi olanlara haksızlık ve itaatsizlik etmenin bir kötülük, bir namussuzluk olduğunu biliyorum; ben kötülük olduğunu iyice bildiğim şeylerden korkarım, ama iyilik olmadığını kestiremediğim şeylerden ne korkar ne de sakınırım. Onun için siz beni şimdi serbest bırakın.” (sf.28)

 

  1. “Atinalılar, size saygı ve sevgim vardır; ancak, ben size değil, yalnız tanrıya baş eğerim, ömrüm ve kuvvetim oldukça da iyi biliriz ki, felsefe ile uğraşmaktan, karşıma çıkan herkesi buna yöneltmekten, felsefeyi öğretmenden vazgeçmeyeceğim; karşıma çıkana, her zaman dediğim gibi gene şöyle diyeceğim: “Sen ki, dostum, Atinalısın dünyanın en büyük kudretiyle, bilgeliğiyle en ünlü şehrinin hemşerisisin, paraya, şerefe üne bu kadar önem verdiğin halde bilgeliğe, akla, hiç durmadan yükseltilmesi gereken ruha bu kadar az önem vermekten sıkılmaz mısın?” (sf.29)

 

  1.  “Çünkü ben, genç, ihtiyar, hepinizi, vücudunuza, paranıza değil, her şeyden önce ruhun en yüksek terbiyesine önem vermeniz gerektiğine inandırmaya çalışmaktan başka bir şey yapmıyorum. Evet, benim vazifem, size parayla erdemin elde edilemeyeceğini, paranın da genel olsun özel olsun her türlü iyiliğin de ancak erdemden geldiğini söylemektir. Ben bunları öğretmekle gençleri doğru yoldan ayırıyorsam, zararlı bir insan olduğumu kabul ederim. Ama biri gelip öğrettiğim şeylerin bunlar olmadığını iddia ederse yalan söylemiş olur.” (sf.29)

 

  1. “O halde, siyaset hayatına girdiğim halde, iyi bir adam gibi hep hak gözetir ve tabii olarak doğruluğu her şeyden üstün tutsaydım, şimdiye kadar sağ kalabilir miydim, sanırsınız? Hayır, Atinalılar, hayır; bu ne bana ne de başka bir kimseye nasip olurdu.” (sf.33)

 

  1. “Atinalılar, biri hemen hemen yetişmiş, erkek olmuş, ikisi henüz çocuk, üç oğlum vardır; böyle olduğu halde, sizden beraatimi dilemeleri için hiçbirini buraya getirmeyeceğim. Niçin? Küstahlıktan yahut size karşı saygısızlıktan dolayı değil. Ölümden korkup korkmadığım da ayrı bir meseledir, şimdi bundan söz açacak değilim. Ancak, bence böyle bir hareket, kendimin, sizin ve bütün devletin şerefine aykırıdır. Benim yaşıma gelmiş, bilgeliği ile tanınmış bir kimsenin böylesine aşağılık bir duruma düşmemesi gerekir.” (sf.36)

 

  1. “Atinalılar, benim için verdiğiniz mahkûmluk karanına üzülmememin birçok sebebi var. Bunun böyle olacağını bekliyordum, yalnız, oyların birbirine bu kadar denk denecek derecede yakın olmasına şaştım; çünkü benim alehimde olan çokluğu daha büyük sanıyordum. Hâlbuki şimdi, öbür tarafa otuz oy gitmiş olsaydı beraat etmiş olacaktım. Bu yüzden diyebilirim ki, Meletos’un suçlamasından beraat etmiş sayılırım.” (sf.38)

 

  1. “Ben bir siyaset adamı olmak için fazla dürüst olduğumu düşünerek, size ve kendime iyilik etmeme engel hiçbir yola sapmadım! Tam tersine, hepinize iyilik etmemi mümkün kılan bir yola girdim, herkesin kendini düşünmekten, kendi işlerinin peşinde koşmaktan önce erdemi, bilgeliği araması gerektiğini, devletin sırtından faydalanmaya bakmadan önce devlete bakması lazım geldiğinin sizlere kabul ettirmeye çalıştım. Böyle bir kimseye ne yapılır?” (sf.38)

 

  1. “Yer yer dolaşarak, sürgün yerimi hep değiştirerek, her gittiğim yerden kovularak yaşamak, benim yaşımda bir adam için ne acı bir şeydir! İyi biliyorum ki, burada olduğu gibi, her gittiğim yerde gene gençler beni dinlemek için etrafıma üşüşecekler; onları yanımdan uzaklaştırsam daha yaşlı hemşerilerini ayaklandırarak beni dışarı attıracaklar; etrafıma toplanmalarına izin verirsen babaları, dostları gene onların yüzünden beni yurtlarından kovacaklar.” (sf.40)

 

  1. “Kendimi hiçbir cezaya layık görmemeye de alıştım. Param olsaydı, beni beraat ettirecek kadar bir para cezası teklif ederdim; bundan bana bir kötülük gelmez. Ama ne yapayım, yok; bunun için para cezasını, ancak benim vereceğim kadar kesmenizi dilerim. Evet, belki bir mina verebilirim, onun için bu cezayı teklif ediyorum. Buradaki dostlarım Platon, Kriton, Kritobulos ve Apolladoros otuz mina teklif etmem için beni sıkıştırıyorlar; onlar kefil olacaklar. Haydi, otuz olsun; bu para için onlar size yeter teminat olacaklardır.” (sf.41)

 

  1. “Ben yaşlı ve ağır olduğumdan, yavaş koşan bana yetişmiştir, hâlbuki beni suçlayanlar kuvvetli ve çabuk olduklarından, çabuk koşan kötülük, onlara yetişmiştir.” (sf.42)

 

  1. “Atinalılar, insanları öldürmekle, herkesi kötü hayatınızı kınamaktan alıkoyacağınızı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz; bu, mümkün bir kaçış yolu, etkili ve onurlu bir kaçış yolu değildir; en kolay, en asil yol, başkalarını hiçbir şey yapamayacak bir halde getirmek değil, kendinizi yükseltmektir. İşte buradan ayrılmadan önce beni mahkûm eden hâkimlere söyleyeceğim kehanet budur.” (sf.43)

 

  1. “O halde, hâkimler! Siz de benim gibi ölümden korkmayınız, şunu biliniz ki iyi bir insana, ne hayatta ne de öldükten sonra, hiçbir kötülük gelmez, onu ve onun gibileri tanrılar daima korurlar. Benim yaklaşan sonum, sadece bir tesadüf işi değildir; tam tersine apaydın görüyorum ki ölmek ve böylece bütün acılardan büsbütün kurtulmak benim için daha değerlidir.” (sf.46)

 

  1. “Sizden dileyeceğim bir şey daha kaldı: çocuklarım büyüdükleri zaman, Atinalılar, erdemden çok zenginliğe yahut herhangi bir şeye düşkünlük gösterecek olurlarsa, ben sizinle nasıl uğraşmışsam, siz de onlarla uğraşınız, onları cezalandırınız: kendilerine, kendilerinde olmayan bir değeri verir, önem vermeleri gereken şeye önem vermez, bir hiç oldukları halde kendilerini bir şey sanırlarsa, ben sizi nasıl azarlamışsam, siz de onları öyle azarlayınız. Bunu yaparsanız, bana da oğullarıma da doğruluk etmiş olursunuz. Artık ayrılmak zamanı geldi, yolumuza gidelim: ben ölmeyi, siz yaşamayı. Hangisi daha iyi? Bunu tanrıdan başka kimse bilmez.” (sf.46)

                            HAZIRLAYAN: ERDEM EROL

Sokrates’in Savunması – Platon

Sosyal Yayınlar – 2001

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin