Sıradışı Bir Sıradanlık: 6.27 Treni| 27 Alıntı

2014 yılında, Jean Paul Dıdıerlaurent tarafından inzivaya çekilerek 1 ayda kaleme alınan 6.27 Treni, bir geri dönüşüm fabrikasında Zerostor 500 isimli kitap öğüten korkunç bir makineyi yönetmekle görevli Guylain Vignollenis’in sıradan hayat hikayesini ele alır. Aslında bu sıradanlığın altında yatan bir sıradışılık vardır. Her sayfası yalın bir dille kaleme alınan bu sıradan hayat hikayesinin ilgi çeken satırlarını sizler için derledik. Keyifli Okumalar!

  1. “Bazıları sağır, dilsiz ya da kör doğar. Bazıları ise nahoş bir şaşılıkla, tavşan dudakla ya da suratlarının tam ortasında iğrenç bir doğum lekesiyle ilk çığlıklarını atar. Bazılarının da çarpık bir ayakla, hatta yaşamdan ölmüş bir uzuvla dünyaya geldiği de olur.” (sf,11)

2. “Otuz altı yıllık hayatında sonunda kendini unutturmayı, onu fark ettikleri anda patlamakta gecikmeyen kahkahalara ve alaylara meydan vermemek için görünmez olmayı öğrenmişti.” (sf,12)

3. “Guylain için içeriğin pek bir önemi yoktu. Onun gözünde önemli olan okuma eyleminin kendisiydi sadece. Her metni hep o aynı delicesine özenle okuyordu. Ve her defasında büyü gerçekleşiyordu.” (sf,15)

4. “İnsanlar çıldırmışçasına bir gömülme, bu esirgeyici toprağın bağrında hep daha derinlere gömülme arzusuyla, yüzlerini içgüdüsel olarak toprağa gömmüşlerdi.” (sf,16)

- Advertisement -

5. “Adını asla anmamak, sonunda ruhunu büsbütün ona satmamak için onunla kendisi arasına örmeyi başardığı son duvardı. Şey, onun bedeniyle, sadece bedeniyle yetinmeliydi.” (sf,19)

6. “Sakın unutma ufaklık: Kıçımızın deliği hazım için neyse, biz de kitaplar için oyuz, başka bir şey değil.” (sf,29)

7. “ “Bir duvar” diye açıklamıştı bir defasında. “Üzerine çıkıp tiratlarımı atabileceğim bir duvara ihtiyacım var sadece.” (sf,30)

8. “Çaresiz kalınca insan, bir canavardan da beter. Saklamak için heyecanını ve boğmak için utancını! Esin perilerinin sesini kesmek isterseniz eğer, bırakın şu suratı da sıralayın özürleri!” (sf,33)

9. “Şimdi gidiyorum şu bariyeri kaldırmaya, yavaş yavaş öfkemi dindirmeye. İlerlesin şu kamyon, yükü artık boşalsın. Kitaplar daha fazla yaşayabilsin.” (sf,34)

10. “Bazen balığın ağzından çıkan kabarcıklarda sorularına küçücük bir cevapçık sezdiğine inanır gibi olsa da, kırmızı bir balıkla sırdaş olmak, ondan, edilgen ve sessizce dinlemesi dışında başka bir şey beklememek anlamına geliyordu.” (sf,39)

11. “Akla ziyan şeyleri konuşmak kolay olmaz. Herkes herkesin bildiğini biliyordu hepsi bu.” (sf,43)

12. “Elimin bereketli olduğunu, diktiğin her şeyin tutup yeşerdiğini keşfettin de, dairende sebze yetiştirmeyi mi aklına koydun?” (sf,46)

13. “Bu başıboş gezme anılarını, turistlerle dolu teknelerin Seine’in gümüşü sularında tembel tembel kayıp gitmesini seyretmeyi seviyordu. STERN’in dışında başka bir dünya, kitapların, hayatlarını korkuluklar boyunca rahat bir şekilde yeşil sandıklara yerleştirilmiş olarak, Notre-Dame’ın kulelerinin koruması altında büyük nehrin ritmine uyarak yaşlanıp yaşamlarını bitirme haklarının olduğu bir dünya olduğunu fark etmek hoştu.” (sf,49)

14. “İnsan çocuklarını seçemiyordu. Üstteki, henüz dolmamış rafların hüzün verici boşluğu ona her gün kendisinden, henüz yuvaya dönmemiş bir parça olduğunu hatırlatıyordu.” (sf,52)

15. “Guiseppe kitabı evirdi çevirdi, bol ışıkta inceledi, ISBN’sini, basım tarihini ve numarasını kontrol etti, sayfaları karıştırdı, parmak uçlarıyla gramajını tarttı, kokladı, avucuyla kâğıdını okşadı. Ancak o zaman, kitabı gülümseyerek bağrına bastı. Guylain her defasında büyülenmiş bir halde ışıl ışıl bir gülümsemeyle aydınlanan bu çökmüş yüzün dokunaklı ifadesine bakıyordu.” (sf,53)

16. “Havadan sudan konuştular, dünyayı baştan yarattılar. Şey, onları samimi bir şekilde birbirlerine yaklaştırmıştı, ancak savaşta, bir siperde aynı havan mermisi çukurunu paylaşan askerler arasında olabilecek türden bir yakınlaşma.” (sf,54)

17. “Pazartesi. Pazarın nasıl geçtiğini anlamamıştı. Çok geç kalkmış, erkenden yatmıştı. Öylesine boş bir gün. İsteksiz, acıkmasız, susamasız, hatta tek bir hatırasız.” (sf,55)

18. “Saymak başka şey düşünmemek için bulduğu en iyi çareydi. Her şeyi, ne olduğuna bakmadan her şeyi sayıyordu. Bir gün rögar kapaklarını, başka bir gün park halindeki arabaları, çöp tenekelerini ya da bina kapılarını. Caddenin ondan gizlisi saklısı kalmamıştı artık. Bazen kendi adımlarını bile saydığı oluyordu.” (sf,55)

19. “Yılda bir kez, bahar gündönümünde yeniden sayıyorum. Öylesine sadece görmek, asla hiçbir şeyin değişmediğini doğrulamak için.” (sf,75)

20. “Bu beyaz atlı prensin varlığına inanmak kadar nafile ve aptalca bir şey ama içimde ölmek istemeyen ve yılda bir defa mucizeye inanmak isteyen kız çocuğuna ait küçücük bir parça var.” (sf,75)

21. “ Julie” demişti, savaşlar dağılmış suratlardaki yara izlerinden okunur, kalıp gibi, gıcır gıcır ütülü üniformalarına bürünmüş general fotoğraflarından değil.” (sf,75-76)

22. “Kendi kendime belki de bir gün, dünyanın dönmeye devam etmeyerek sonsuza kadar hareketsiz kalacağını, geceyle gündüzün konumlarını koruyarak bizi sürekli bir alacakaranlığa gömeceklerini söylüyorum.” (sf,79)

23. “Her telefonda yalana rağmen, susmaları yüzünden sonunda annesinin yalanın kokusunu alacağı düşüncesiyle, her seferinde karnına ağrılar saplanmıştı.” (sf,91)

24. “Aşağıdaki dünyada, bahşiş tabağının yanında, çalışır vaziyetteki en kıytırık bir bilgisayar bile manzaraya aykırı bir leke gibi duracaktır daima.” (sf,95)

25. “İnsanların, sizden genelde tek bir şey istediği gerçeği çok çabuk dank etti kafama: İnsanlar sizden, onlara, kendi görmek istedikleri imgeyi göndermenizi bekliyorlar.”(sf,95)

26. “Zamanla, çaktırmadan yazmayı öğrendim. Çalışma masası olarak kullandığım uyduruk portatif masanın üstünde, küçük defterlerime yazıyorum, önümde yayılı duran dergilerin parlak kağıtları arasında sayfalara bir şeyler karalıyorum. Küçük dokunuşlarla ilerliyorum. Yazmadan tek bir günüm geçmiyor artık. Bunu yapamamak, o günü yaşamamış olmak, sırtlanmamı istedikleri çişçi-kakacı-kusmukçu-kadın rolünde, tek varoluş nedeni, karşılığında para ödedikleri o pis işi yapmak olan zavallı bir kız rolünde sıkışıp kalmak gibi bir şey olurdu.” (sf,96)

 

  1. “Bir de şunu ekleyeyim, bir süreden beri bu gezegende renkleri daha canlı, olayları daha az ciddi, kışları daha az sert, dayanılmazı daha dayanılır, güzeli daha güzel, çirkini daha az çirkin gösterme, kısaca hayatı bana daha güzel gösterme gücüne sahip bir insanın olduğunu keşfettim.” (sf,131)

 

6.27 Treni, Jean Paul Dıdıerlaurent, Can Yayınları, 6.Basım, Haziran 2019

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Kader Gürcüoğlu
Kader Gürcüoğlu
bilmekten çok öğrenmeyi kendine amaç edinmiş, biraz da fazlaca meraklı sıradan bir birey.

Must Read

Filme Uyarlanan 10 Gerçek Hayat Hikayesi

Çoğu zaman vakit öldürmek için film izleriz ama bazıları bizi fazlasıyla etkiler hatta bir şeyler öğretir. Bu listedeki biyografik filmlerin bazılarından bir şeyler öğreneceğiz...