Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



1-) “İnsanlar sevme’nin kolay olduğunu, asıl güçlüğün sevecek- ya da sevilecek- nesneyi bulmak olduğunu sanırlar.” (Sayfa 12)

2-) ” Birbirlerine hepimizin şu anda olduğumuz gibi yabancı olan iki kişinin arasındaki duvar birden yıkılır, bu iki kişi birbirlerine karşı yakınlık duyar, bir olurlarsa, bu birleşme anı yaşamın en baş döndürücü, en heyecan dolu anlarından biri olur.” (Sayfa 13)

3-) “İnsan aklıyla her şeyin üstündedir; kendisinin bilincinde olan yaşamdır; kendisinin, öteki insanların, geçmişinin, gelecekte olabileceklerin farkındadır. Kendisini ayrı bir bütün olarak görmesi, payına düşen yaşam süresinin kısalığını bilmesi, istemeden doğduğunu, istemese de öleceğini, sevdiklerinden önce öleceğini ya da sevdiklerinin onu bırakıp gideceklerini düşünmesi, yalnızlığının, ayrılığının, doğanın, toplumun güçleri karşısında çaresizliğinin bilincinde olması: bütün bunlar onun ayrı, bütünlenemeyen varlığını dayanılmaz bir hapishaneye çevirir. İnsan kendisini bu hapishaneden kurtaramasa, öteki insanlarla, dış dünyayla şu ya da bu yolda tamamlayamasa çıldırır.” (Sayfa 17)

4-) “İnsan, ‘dokuzdan beşe’ çalışan bir işçi, iş gücünün ya da yazmanlarla yönetmenlerden oluşan yönetim ordusunun bir parçasıdır. Kendi isteğine göre seçebileceği şeyler çok azdır; görevleri, işin yönetmeliğiyle kararlaştırılmıştır; üst düzeyde çalışanlarla küçük işleri yapanlar arasında pek fazla ayrım yoktur. Hepsi yönetmeliğin kararlaştırdığı görevleri, kararlaştırılan bir hızla, kararlaştırılan yolda yürütürler. Duygular bile ısmarlamadır: Neşe, anlayış, güven, tutku, kimseyle çatışmadan geçinebilme. Böylesine zorlayıcı yollarla olmasa da eğlenme düzeni bile önceden belirlenmiştir. Kitapları kitap kulüpleri, filmleri filmcilerle sinemacılar ve bunların parayla yazdırdıkları reklamlar kararlaştırır; bunlardan arta kalanlar da tekdüzedir hep: Arabayla pazar gezintisi, televizyon saati, kağıt oyunları, toplantılar. Doğumdan ölüme, pazartesiden pazartesiye, sabahtan akşama her şey sırayla dizilmiş, önceden belirlenmiştir. Böylesine düzenlenmiş sıralı işler ağına düşen kişi, insan olduğunu, tek bir birey olduğunu, umutları, umut kırklıkları, üzüntüleri, korkuları, sevgiyi, özlemi, hiçlik ve yalnızlık korkusuyla yaşama olanağının eline yalnız bir kez geçtiğini nasıl olur da unutmaz?” (Sayfa 24)

5-) “Çok şeyi olan değil, çok veren zengindir. Bir şey yitirmekten korkan istifçi, ruhbilim diliyle söylersek ‘yoksuldur’; ne çok şeyi olursa olsun yoksul bir kişidir. Kendinden bir şeyler verebilen kişi zengindir: Çünkü başkalarına kendinden bir şeyler bağışlar gibidir.” (Sayfa 30)

6-) “Kişi, başka birisine ne verir? Kendisinden verir; kendisinde bulunan en değerli şeyden, yaşamından verir. Bu, o kimsenin yaşamını öbür insan uğruna harcaması demek değildir- kendi içinde yaşattıklarından vermesi demektir, sevinçlerinden, ilgilerinden, anlayışından, bilgisinden, nüktesinden, üzüntülerinden- içinde yaşayan şeylerin dışa dökülen her türlü belirtisinden bir şeyler verir karşısındakine. Böylece yaşamından bir şeyler vermekle onu zenginleştirir; kendi içindeki canlılık duygusunu hızlandırarak karşısındakinin canlılığını artırır.” (Sayfa 31)

7-) “Bir kadın bize çiçekleri sevdiğini söylese, ama onları sulamasa, çiçekleri ‘sevdiğine’ inanmayız. Sevgi, sevdiğimiz şeyin yaşaması, gelişmesi için duyduğumuz etkin ilgidir.” (Sayfa 32)

😎 “Koltuk değneği olmadan, başka birisini zorla kendime bağlayıp kullanmadan ayakta durabiliyor ya da yürüyebiliyorsam bağımsızım demektir.” (Sayfa 34)

9-) “Eğer birisini gerçekten seviyorsam herkesi severim, evreni severim, yaşamı severim. Başka birisine ‘Seni seviyorum’ diyebilirsem, ‘Sende herkesi seviyorum, seninle bütün evreni seviyorum, sende kendimi seviyorum’ diyebilmem gerekir.” (Sayfa 50)

10-) “Karşımda ki insana yalnız dıştan bakarsam, bizi birbirimizden ayıran ayrılıklardan başka bir şey göremem. Ama onun özüne inersem, bir olduğumuzu görür, kardeş olduğumuzu anlarım.” (Sayfa 50)

11-) “Aşık olmak anormalliktir; insanın gözlerini her zaman gerçekliğe kapar, zorlayıcıdır.” (Sayfa 87)

12-) “Başka birisine kendime yetemediğim için bağlanıyorsam, karşımda ki kadın ya da erkek benim için bir cankurtaran olabilir belki ama aramızda ki bağ sevgi bağı olamaz. Çelişik gibi görünse de yalnız kalabilme yeteneği sevebilme yeteneğinin tek koşuludur.” (Sayfa 106)

13-) “Sabrın ne demek olduğunu anlamak için yürümeyi öğrenen çocuğa bakmak yeter. Çocuk düşer, kalkar, gene düşer, kalkar, gene düşer; gene de yürümeye çalışır, yavaş yavaş öğrenir, sonunda bir gün artık hiç düşmeden yürür. Büyükler de kendileri için önemli olan sonuçlara erişmek amacıyla, çocuktaki bu sabır ve yoğunlaşmayı gösterebilseler neler başarabilirler!” (Sayfa 109)

14-) “Yaşamın temel koşullarının emniyet ve güvenlik olduğunda direnenler inançlı kişiler olamazlar; uzakta durma ve mal mülk edinmenin güvenlik aracı olduğu bir savunma duvarının ardına saklanan kişi kendi kendini tutsak etmiş demektir. Sevilmek, sevmek, gözüpeklik gerektirir; bazı değerleri n üstün değerler olarak kabul edebilme- ve gereken atılımı yapıp her şeyi bu değerler üzerine kurabilme- gözüpekliği ister.” (Sayfa 119)

15-) “Sevebilmesi isteniyorsa insan, en yüce yerine çıkartılmalıdır. İnsan ekonomi çarkı için çalışacağına, ekonomi çarkı insana hizmet etmelidir. En yüksek ölçüde karı paylaşacağına, yaşantıları, işi paylaşmalıdır insan. Toplum öyle düzenlenmelidir ki insanın toplumcu, sevecen yaradılışı toplumsal varlığından koparılmasın, tersine onunla bütünleşsin.” (Sayfa 125)

Erich Fromm-Sevme Sanatı-Payel Yayınları-1995

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin