Frida
Gece Modu

Belki hemen herkesin Frida hakkına bildiği bir şeyler vardır. Trafik kazası geçirerek sakat kaldığı, hayatını korselerle değneklerle bir yatakta geçirdiğini.  Biraz daha bilgiye sahipseniz onun aşkın karanlık tarafını yaşadığına da şahit olmuşsunuzdur.

Farklı kaynaklardan, farklı kitaplardan ve mektuplarından çıkan tek ortak payda; Diego!

Bir insana ne kadar anlam yüklenebilirse,ne kadar çok sevilebilirse o kadar çok! Frida’nın hayatında yer eden biri değil, hayatının tamamı olan adam. Onun aşkına hep büyük bir acıymış gibi yaklaşmış –ki öyle- buna rağmen vazgeçememiş uzun süre.

“Hayatımda geçirdiğim iki ağır kaza var. İlkinde tramvay beni ezip geçti, diğer kaza ise Diago’dur. “

Çocuğu olamadığı için kendine kızmış, sağlıklı olamadığı için kendini suçlamış, ona layık olamadığını düşündüğü için çoğu zaman Diego’yu affetmiş. Defalarca aldatılmış, beraber sağlık sorunları yaşamışlar, çokça sıkıntı da çekmişler.  Sadece kötülemek doğru olmaz Diego’yu. Çünkü birbirlerinin en büyük destekçileri de olmuşlar. Aralarındakini sadece aşk olarak nitelemek haksızlık olur. Onlarınki yoldaşlık, dostluk, annelik, babalık, çocukluk, meslektaşlıktır da. İki ressamın büyülü aşkı.

Aralarındaki en  büyük yarayı ise Diego’nun Frida’nın ablasıyla birlikte olması açmış. Frida’yı iki kere sarsan olay onları yine de uzaklaştırmaya yetmemiş. Boşanıp yeniden evlenmişler, birbirlerinden ayrıyken bile bu tutku azalmamış.

Bazı aşkların ömrü olmaz, bilirsiniz ki nefes aldığınız müddetçe peşinizden gelecek. Aşk belki gerçekten Frida’nın Diego’yu tanımasını kaza kadar büyük sandığı bir şeydir. Aşk hayatı ikiye böler. Ne mi demek bu? Düşünsene şimdi, aynı mıydı hayatın ondan önce? Bu yaşadığına da bağlı sanırım. O gelip cennete mi çevirdi hayatını yoksa cehenneme mi ? Bunu Frida’ya sorsak ne derdi acaba?  Aşkın güzel olanını yaşamak mucizeydi ve o mucizeye sahip olmak sizi dünyanın en şanslı insanı yapıyordu. Peki ya Frida gibiyse? Hayatını uğruna harcadığı insan ona acılar çektirirken o sevmeye devam edebildi. Belki de buydu gerçek olan. Takıntı mıydı aşk mı? Umrunda değildi. Ondan bahsettiği her cümlede aşkın kokusu geliyordu dizelerden.

Çok şey oldu, ama sonunda imkansız dediğim şeyi yaptı beni de şaşırttı Frida… Vazgeçemediği Diegosundan vazgeçti. Bir çok ünlü aşık kadın gibi. Piraye’nin aşkından ölüp de Nazıma dönmemesi gibi,  Maria’nın Attila İlhan’ı bırakıp başka birden başka bir  adamla evlenmesi gibi…

Onsuzluğun acısını, onunlayken çektiği acıya tercih edip aşktan ölen kadınlar gibi VAZGEÇTİ FRİDA!

Vazgeçişi bile şiir gibiydi ama.

“Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.
Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.
Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.
Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.
Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.
Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.
Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden “sen” olduğun için vazgeçtim.
Bencil olduğun için vazgeçtim.
Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgecmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.
Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.
Bu yüzden ben de senden vazgeçtim.”

 

Bazı anlar hayata yön verir, bazı duygular yönetir bizi. Frida yıllarca feminizm savunup, savunduğu inandığı ne varsa tek bir insanla yerle bir etti. Sevmekten ölmek. Buydu sanırım doğru tanım.

Ona üzülmedim ya da acımadım. Belki çılgınca gelecek ama, sevmenin gerçekten sevmenin ne demek olduğunu öyle güzel öğrendim ki; insanı belki de ona hayat veren şey öldürmeli. Bu denli sevmenin mucizesine erişememiş insanlara üzülmeliyiz belki de. Çünkü aşk, gökkuşağını görebilmek için sağanak yağmurları göze almak ve belki el ele kaç tane fırtınayı atlatabildiğine bakmaktır. Vazgeçemediğin kadar varsındır aşkta. Tuttuğun el azrailin olsa da bırakma. Bakma Frida’nın vazgeçtim dediğine de. Yaşadığın müddetçe nefes almaktan vazgeçemezsin.

1947 de öldü Frida. O mektuplara tablolara tarihe sığmayan aşkı gömdü. Aşk o gün öldü…

“Diego Rivieram,

Seni sevmeye başlayalı çok uzun zaman oldu. Küçük bir kız çocuğu idim, seni sevmeye başladığımda. Şimdi ise bedeni çürümeye başlayan yaşlı bir kadınım. Bütün bedenler çürüyor aslında Diego’m. Eskiyor bütün bedenler. Ama acı çeken yüreği var ise bir bedenin, daha hızlı çürüyor o beden.

Benim acı çeken bir yüreğim var Diego. Seni sevmeye başladığım o günden beri, acı çeken bir yüreğim var.

Beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın. Anladığın halde canımı yaktın Diego…

Ben de seni anlamak istedim. Tüm hayatımı, hayatımın her bir zerresini seni anlamaya adadım. Sen nereye gittiysen, ben de gittim. Sen neye güldüysen ona güldüm. Sen kimi sevdiysen onu sevdim. Hangi kadınla seviştiysen o kadınla seviştim. Bende bulamadığın ve başka kadınlarda aradığın şeyi keşfetmek için, senin öptüğün kadınları öptüm. Dokunduğun kadınlara dokundum…

Senin sevmediklerini de sevdim ben Diego. Neden sevmediğini anlamak için, onları… sevdim !!! Ya da sevmeye çalıştım… İçimdeki, sana dair olan öfkeyi dindirmek için yaptım belki. Öfkem dinmedi Diego.

Her defasında körkütük aşık olarak, sana döndüm. Ya da aslında senden hiç gitmemiştim.Seninle Amerika’ya gelmemi istediğinde, benim olduğunu sandım. En büyük yanılgım oldu bu belki de. Sen ne benim ne de başka bir kadının olamazdın. Kimseye ait olamazdın sen ! Ruhun buna izin vermezdi. Oysa ki ben, sana ait oldum hep. Yattığım tüm adamlar ile sana ait olarak yattım Diego. Acı çekerek seviştim onlarla… Bir tek senin çocuğunu doğurmak istedim. Ah Diego’m.. Bu paramparça rahmimden nefret ettim, bebeğimizi tutamayınca. Söküp atmak istedim rahmimi. Sana çocuk doğurmayı beceremeyen bir organı taşımak yük oldu bana.

Kanlar içinde kaldığımda beyaz çarşaflar üzerinde, bana nasıl acıyarak baktığını gördüm. Nasıl korktuğunu, ölmemden. Sırf bundan ölmedim ben diegom. sen acı çekme diye. ve beni terk ettiğinde, o kanlar içinde kaldığım günkü acı dolu bakışlarına sığınarak, acılı mektuplar yazdım sana. Çaresizlik kokan, kadınlık onurumu ayaklar altına aldığım mektuplar yazdım. Bana acı ve geri dön istedim. Buna bile razıydım sevgilim.

Senin çirkin olduğunu söyleyen annemden nefret ettim. Sana benim gibi bakamayan herkesten. Senin güzelliğini görememelerini anlayamadım hiç…

Kurbağa sevgilim, Diego’m… Bana dünyanın en büyük acısını yaşattın sen. Gün be gün öldüm seni sevmeye başladığım ilk andan itibaren.

Ama sevgilim, bir daha gelseydim dünyaya yine seni severdim… Canlı canlı çürüyeceğimi bilerek!”

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin