Sembollerin Kökenleri: Bilinçdışına Jungiyen Yaklaşım

Gece Modu
‘’Mitlerde kahraman, ejderhayı alt edebilendir, onun tarafından yok edilen değil… Ejderhası ile hiç yüzleşmemiş birisi kahraman olamaz…’’ –C.G. Jung

Carl Gustav Jung bütün zamanların en büyük doktorlarından ve bu yüzyılın en büyük düşünürlerinden biriydi. Onun amacı, her zaman bireylerin kendilerini tanımalarına yardımcı olmak, onların kendilerine dair bu bilgiyi bilgece kullanarak yoğun, dolu ve mutlu yaşamalarını sağlamaktı.

İnsan ve Sembolleri

Jung’un seçtiği diğer bilim insanlarıyla birlikte yazıp yayınlanan ”İnsan ve Sembolleri’‘ adlı kitabı, onun önemli ve temel düşüncelerinin bir kısmını uzman olmayan okuyucu için anlaşılır ve ilginç olacak şekilde etraflıca ve yazılı olarak ifade etmek istemesi, bu kitabın asıl yazılış amacıdır. Jung çok sayıda insan üzerinde gözlem yaparak ve onların rüyaları üzerinde çalışarak (en az 80.000 rüyayı yorumladığını tahmin etmektedir) rüyaların sadece rüya gören kişinin hayatıyla çeşitli derecelerde ilgili olduğunu değil, onların aynı zamanda büyük bir psikolojik öğeler ağının parçası olduğunu ortaya koydu. Ayrıca bunların bir bütün olarak belirli bir kurguyu ya da kalıbı izlediğini saptamıştır. Jung bu modele “bireyleşme süreci” adını vermektedir. Ayrıca günümüzde sıklıkla rastladığımız ‘içedönük’ ve ‘dışadönük’ kavramlarını psikolojiye kazandıran kişi de Jung’dur.

Freud’un öğrencisi olarak Jung, onun fikirlerinden oldukça etkilenmiştir. Ancak zamanla Jung’un fikirleri Freud’unkilerden ayrılmaya ve hatta zıtlaşmaya başlamıştır. En büyük zıtlıkları ise bilinçdışına olan farklı yaklaşımlarıydı. Temel olarak; Freud bilinçdışının bastırılmış düşünceler ve travmaların yer aldığı bölüm olduğuna inanırken, Jung’un araştırmaları onu bilinçdışının sadece bastırılmış materyallerden ibaret olamayacağını inanmaya yönelmişti. Freud ile arasındaki bağın koptuğu zaman öğrencilikten öğretmenliğe geçiş yaptığında Jung, psikolojik teoriye katkıları ile ulusal çapta biliniyordu.

Jung, ”İnsan yalnızca bireyleşme süreci tamamlandığı, bilinç ve bilinçdışı barış içinde bir arada yaşamayı, birbirlerini tamamlamayı öğrendiği zaman, bütünleşmiş, sakin, verimli ve mutlu olur.” demiştir.

Jung’un düşünceleri modern psikolojiyi bu konuda yüzeysel bir bilgiye sahip olanların sandıklarından çok daha fazla etkilemiştir. Örneğin; ‘’içedönük’’, ‘’dışadönük’’ ve’’arketip’’ gibi tanıdık terimler, diğerleri tarafından ödünç alınan ve bazen yanlış kullanılan bir dizi kavram Jungiyen kavramlardır. Ancak Jung’un psikolojik anlayışa en önemli katkısı onun ‘bilinçdışı’ kavramıdır. Bu kavram- Freud’un bilinçaltı kavramı gibi yalnızca bastırılmış arzuların bir tür dikizleme deliği değil, bireyin yaşamının egonun bilinçli ve düşünen dünyası kadar gerçek ve önemli bir parçası olan, çok daha geniş kapsamlı ve daha zengin bir kavramdır. Bilinçdışının ‘’dili’’ ve ‘’kişileri’’ semboller; ‘’iletişim yolu’’ ise rüyalardır.

Arketip Nedir?

Carl Jung psikiyatrist olmasının yanı sıra, en önemli mitolojik ve inanç sembolleri araştırmacılarındandı. Bu iki alandaki çalışmaları onun arketipleri keşfetmesine yol açtı. Kültürlerin günümüzdeki ve geçmişteki mitoloji ve inançlarını araştırdıkça hepsinin ortak temalara sahip olduklarını keşfetti. Daha da dikkatini çeken diğer bir unsur ise bu ortak tema ve sembollerin şizofren hastaların rüyalarında ortaya çıkmış olmasıydı. Jung, insan beyninin ya da ruhunun sadece deneyimin ürünü olmadığını bunun ötesinde birey ötesi ve öncesi, bireyi aşan ortak unsurlar da barındırmakta mıdır, sorusunu da öne sürdü. İşte bu unsurlara arketip adını verdi ve bu ortak unsurların insanlığın farklı din ve mitolojilerindeki benzerleşen sembollerin sebebi olabileceğine işaret etti.

Arketipleri tamamen anlayabilmemiz için Jung’un Analitik kuramına ve özellikle ‘psişe’ kavramına biraz daha yakından bakmak gerekir. Jung’a göre psişe bir kişinin tüm benliği demektir. Tüm duyguları, düşünceleri, davranışları kapsayan psişeyi üç bölüme böler. Bunlar; ‘bilinç’, ‘kişisel bilinçdışı’ ve ‘kolektif bilinçdışı’dır. Bu üç alan birbirinden tamamen izole olmuş durumda değildir, hatta birbirleriyle ilişki içindedirler. 

Bilinç, basitçe bireyin farkındalığıdır, duyularıyla algıladığı ve deneyimlediği alandır. Bilinçdışı ise, psişenin bulunduğu bireyin varlığının farkında olmadığı alandır. Bu bölümü de iki ana bölüme ayırır Jung: Bireysel bilinçdışı ve Kolektif bilinçdışı. 

Bireysel bilinçdışı, ızdırap verici olmaları nedeniyle önemsiz farzedilen, unutulan, bastırılan bireye özgü alandır. Kolektif bilinçdışı ise bireye özgü olmayan psişik ve bilişsel unsurlara sahip olan herkes tarafından paylaşılan, düşüncelerimizi şekillendiren ve dünyaya bakışımızı şekillendiren alandır; diğer bir deyişle kolektif bilinçdışı arketiplerin evidir.

Bilinçdışına Yaklaşım

İnsan anlayışının sınırlarını aşan sayısız şey olduğundan tanımlayamadığımız ya da tamamen kavrayamadığımız kavramları temsil etmek üzere sembolik terimler kullanırız. Bütün dinlerin sembolik dil veya imgeler kullanmasının nedenlerinden biri de budur. İnsan aynı zamanda, kendiliğinden, bilinçsizce rüya şeklinde semboller üretmektedir. Bir düşünecek olursak insan hiçbir zaman şeyleri tam olarak idrak edemez ya da hiçbir şeyi bütünüyle kavrayamaz. İnsan görebilir,duyabilir,tadabilir, fakat görüşünün ve duyuşunun kalitesi  duyularının ona ifade ettiği şeyler, duyularının sayısına ve niteliğine bağlıdır. 

‘’Rüya görenlerin neden rüyalarındaki mesajları görmezden gelmeye, hatta hepten reddetme eğilimi gösterdiklerini anlamak kolaydır.’’ der Jung. Bilinç, doğası gereği bilinmeyen ve bilinçdışı olan her şeye karşı koyar. İlkel halklar arasında antropologların ‘’misonizm’’ dedikleri yeni olan her şeye karşı derin ve batıl bir korku vardır. İlkel insanlar beklenmedik olaylar karşısında vahşi hayvanın gösterdiği reaksiyonları gösterirler. Ancak ‘uygar’ insan da yeni fikirler karşısında benzer şekilde tepki gösterir.

Bazı Önemli Arketipler

Kahraman

  

Dünyada en yaygın ve  en bilinen mittir. Klasik Yunan ve Roma mitolojilerinde, orta çağlarda, Uzak Doğu’da ve çağdaş kabilelerde bu mitle karşılaşıyoruz. Bir kahramanın mütevazi koşullarda ama mucizevi doğumuna, insanüstü gücünün daha en başından belli oluşuna, önemli bir konum ya da güce hızla ulaşmasını, kötü güçlerle mücadelesine, kibir denilen günaha kapılmasına, ihanet sonucu düşürülmesine ya da ölümüne neden olan kendini ‘kahramanca’ feda edişine ilişkin hikaye oldukça evrensel bir modele sahiptir.

Bilge Yaşlı Adam

Peri masallarında, başı belada olan başkahramana yardım için gelen bilge, kral ya da büyücü olarak görünür. Üstün bilgeliği sayesinde kahramanın birçok macerayı atlatmasına yardımcı olur.

Büyük Anne

Genel olarak bu arketip figürü kültürel ve bireysel deneyimlerden gelen rehberlik ve bilgeliğe karşılık gelir. Hayatta karşılaşılan büyük çaplı değişimlerle başa çıkmak, orta yaşta ve yaşlılıkta yaşanan krizleri aşmak için yardımcı ve yol göstericidirler.

Bir yandan doğurganlığı besleyiciliği diğer yandan da gücü ve yıkımı işaret eden iki zıt niteliği sebebiyle negatif ya da pozitif anlamları taşıyabilir. Doğurganlık ve besleyicilik boyutu ağaç, ekilmiş tarla, kilise, deniz, cennet, bahçe gibi kavramlarla sembolize edilir. Güç ve yıkım ise doğa ana, üvey anne ya da cadıya karşılık gelebilir.

Rüyaların Fonksiyonu

Sembollerin çoğunun geliştiği asıl zemin rüyalardır. Rüyaların temel işlevi ise, genel psişik dengeyi hassas bir şekilde yeniden kuran rüya malzemesi üreterek psikolojik dengemizi düzeltmeye çalışmaktır. Bu, der Jung ‘’gerçekçi olmayan düşünceler taşıyan, kendilerini büyük gören ya da kapasitelerinin çok üstünde abartılı planları olan insanların neden uçtukları ya da düştükleri rüyalar gördüklerini açıklar. Rüya onların kişiliklerindeki eksiklikleri tamamlarken aynı zamanda gittikleri yolun tehlikelerine karşı da uyarmaktadır. Eğer rüyaların uyarılarına kulak verilmezse gerçek kazalar vuku bulabilir.

Bilinç ve bilinçdışının ruhsal denge ve aynı zamanda fizyolojik sağlık için birbirine bütünüyle bağlı olmaları ve paralel hareket etmeleri gerekir. Bölünür ya da birbirlerinden ayrışırlarsa psikolojik rahatsızlıklar başlar. Bu anlamda rüya sembolleri, insan zihninin güdüsel tarafından rasyonel tarafına belli başlı mesajlar taşıyıcısıdırlar ve onların açıklaması ve yoksullaşmış bilinci zenginleştirir ve bilinç güdülerin unutulmuş dilini anlamayı yeniden öğrenir.

Kaynakça

Jung, Carl Gustav. İnsan ve Sembolleri. Çeviren: Hatice Mukaddes İlgün. Kabalcı Yayınları: İstanbul, 2017.

Hatice Mukaddes İlgün

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin