Gece Modu
“Daha çok anlat” dedim.
“Hoşuna gidiyor mu?”
“Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.”
“Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
“Gider gibi yaparız.”
Bugün, kendisiyle geçen yıl tanıştığım Şeker Portakalı var!
Bu kitap, “Günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü” diye tanımlanıyor.
Satır aralarına sığınabileceğiniz, çocukluğunuzdan bir iz bulabileceğiniz, tebessüm ederken ağlayabileceğiniz, mükemmel bir eser.
Çok yoksul bir ailenin oğlu olan Zeze; hassas, zeki ve duygusal bir çocuk. Etrafına özel bir sevgiyle ve oldukça duyarlı yaklaşıyor. Fakat bir yandan da yaramazlık yapma isteği başına çorap örüyor. Bu yüzden sürekli dayak yiyor ailesinden.
“Gün ışığının yüreğimi mutlulukla doldurduğunu hissediyorum…”
Sahip olduğu Portakal ağacı ile kurduğu iletişim, Portekizli ile arasındaki bağ ve birçok şey Zeze’nin dünyasını farklı kılıyor. Çünkü kendisi de farklı ve özel bir kalbe sahip bir çocuk.
Hayatın hem masum renklerini hem de acımasız renklerini görüyorsunuz bu kitapta. Yüreğinize dokunmasını iyi biliyor. Bu kitabın adını duyduğunuzda üstünden ne kadar zaman geçerse geçsin farklı bir tebessüm ettireceğinden eminim.
Ölmeden önce okunacak kitaplar listesi vardır ya hani, ‘Şeker Portakalı’ da o kitaplardan. Mutlaka okuyun.
“Ama beni öyle kötü dövdü ki, Portuga; öyle kötü dövdü ki. Önemi yok artık.”
Uzun uzun burnumu çektim.
“Önemi yok, onu öldüreceğim!”
“Ne diyorsun sen, küçük; babanı mı öldüreceksin?”
“Evet, yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek, Buck Jones’un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek… Ve bir gün büsbütün ölecek.”
Ayrıca, Zeze’nin maceraları “Güneşi Uyandıralım” ve “Delifişek” romanlarında devam ediyor.
Umut dolu kitaplara…

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin