Sarmaşık: Mürettebat Otoriteye Karşı

“Nasıl ıssız bir yolda yürürken birisi
Adımlarını korku ve dehşetle atar
Ve dönüp ardına baktıktan sonra
Çevirip de başını hiç bakmazsa tekrar
Çünkü bilirse bir adım gerisinde
Kendisini izleyen bir şeytan var”

Sarmaşık filmi; Tolga Karaçelik‘in 2015 yılında çektiği ikinci uzun metrajlı filmidir. Oyuncu kadrosunda; Nadir Sarıbacak, Kadir Çermik, Osman Alkaş, Hakan Karsak, Seyithan Özdemir, Özgür Emre Yıldırım yer almaktadır.Dünya prömiyerini Sundance Film Festivali‘nde yapan film, aynı yıl East End Film Festivali’nde “En İyi Film” ödülünü almıştır. Türkiye’de ise Uluslararası Antalya Film Festivali, Adana Altın Koza Film Festivali ve SİYAD gibi önemli festivallerden pek çok ödül almıştır.

Film; sefere devam eden bir geminin armatörü iflas eder. Kaptan armatöre hiç bir şekilde ulaşamaz. Deniz hukukuna göre kaptan dahil altı kişinin gemide kalması gerekmektedir. Gemide görev alan diğer kişiler ise evlerine dönerler. Kalan kişiler; kaptan olan Beybaba, usta bir gemici olan İsmail, Kamarot olan Nadir ve gemiye yeni katılan üç kişi Kürt, Alper ve Cenk’tir. İlk başlarda gemiyi kısa bir süre bekleyeceklerini düşünen mürettebat, geminin akıbetinin belirsizliği ve Beybaba’nın hiyerarşik düzeni devam ettirme çabasıyla gerilmeye başlar.  Mürettebat ilk sahnelerde daha umutlu ve rahat tavırlar sergilerken; ilerleyen dakikalarda bu davranışlar yerini şüpheci tavırlar ve güvensizlik haline bırakır.

Altı oyuncu ve tek mekan üzerinden anlatılan film izleyicilerde ilk başlarda bir ön yargı yaratmıştır. Karaçelik; anlattığı hikayeyi üç parçaya bölerek, yarattığı boğucu hava ve sıkışmışlık hissinin dozajını yavaş yavaş arttırıyor. Film yarattığı gerilim havasını  son sahneye kadar bize hissettirmeyi başarmıştır.

- Advertisement -

(Yazının bundan sonraki bölümü film hakkında spoiler içermektedir.)

Film; altı ana karakterin sekansıyla başlıyor. Kendilerini kısa da olsa gemiye girmeden önceki yaşantılarında görüyoruz. Nadir depresif bir şekilde koltukta uzanıyor, Cenk ileriki sahnelerde anlatacağı hikayedeki gibi dayak yiyor, İsmail cemaat ile birlikte namaz kılıyor, Alper taksicilik yapıyor, Kürt bir mekanda korumalık yapıyor ve son olarak Beybaba meyhanede içki içerken gösteriliyor. Yönetmen  karakterlerin yaşamından kesitler göstererek seyirciyi ana hikayeye geçmeden önce onlar hakkında fikir sahibi olmamızı sağlıyor. İlerleyen sahnelerde kullanılan sarmaşık metaforu ilk sekansta da yine karşımıza çıkmaktadır. Yönetmen böylece gemide Beybaba’nın kurduğu ve geminin her tarafına yaydığı otoritesinin aslında hayatımızın içinde de fark etmeden var olduğunu ve gitgide yayıldığını göstermiştir.

Armatörün iflası ardından demir atılmasıyla gemide yalnızca altı kişi kalmıştır. Filmin künyesinde yazan “Deniz bitti, gemi durdu, duran gemi artık gemi değildir. Şimdi Kaptan ile ne yapacağız?” lafı bize görsel olarak sunulur. Gemi hareket ederken güçlü bir otoriteye sahip Beybaba, gemi durduğunda iktidarını sağlama almaya çalışır. Yeni gelen üç kişiyi tanımadığı için tedirgindir. Önceden birlikte çalıştığı İsmail yanına çekerek onu yardımcısı yaptığını söyler. Aynı konuşmayı Nadir’e de yapar. Geminin düzenini korumak (!) için yaptığı konuşmalar iki karakterde de farklı etki eder.

İsmail; kaptandan aldığı yetkiyle ‘kraldan çok kralcı’ olur. Kendini diğer karakterlerden üstün görmeye başlar.  Cenk’in İsmail’in bu tavrına isyan etmesiyle soluğu Beybaba’nın yanında alır ve onu şikayet eder. Beybaba’nın “mayna İsmail mayna” sözleriyle hayal kırıklığına uğradığını gözlemleriz. İktidardan aldığı yetkinin aslında boş bir anlamı olduğunu görür ancak yine de sesini çıkarmaz. İlerleyen sahnelerde İsmail’i Cenk’e iş yaptırmadığı için fırçalar ve kendi söylediği sözü inkar eder. Kaptanın yanlışlarını görse bile söylemekten acizdir. Hem iktidarın bir parçası olmak ister hem de ondan korkar.

Beybaba’nın konuştuğu diğer kişi Nadir’dir. En başından beri diğer karakterlere göre umutsuz ve intihara meyilli bir tablo çizer. Kaptanın telefonda konuşmasını duymasına rağmen kimseye bir şey söylemez. Cenk ve Alper ile birlikte Beybaba’nın kamarasına çıktığında Beybaba’nın “Hayırdır Nadir?” sözüyle kimin tarafında olması gerektiğinin gözdağı verilir. Böylece her iki karakterde iktidarın uzantıları olarak filmde yerini alır.

Cenk ve Alper karakteri ise en başından beri otoritenin istediği düzeni yok eder. Cenk izleyiciye daha önce hırsızlık yapmış ve Alper ile birlikte madde kullanan biri olarak gösterilir. En başından beri Beybaba’ya yani otoriteye kafa tutar. Kaptan ilk zamanlar Cenk’e karşı kayıtsız gözükmektedir. İlerleyen sahnelerde Cenk’in mutfakta bulduğu sucuğu pişirmesi ve Beybaba’ya da yemesi için göndermesiyle tehdidi hisseder ve ilk defa kamarasından aşağı iner. Kurduğu düzenin ve kuralların tehdit altına girdiğini görünce Cenk’e şiddet uygulamaktan çekinmez. Kamarasına çıkarken duvara atılan alet ise onun hesaba katmadığı bir davranıştır. Seyirci Beybaba’nın iktidarının yavaş yavaş sona erdiğini hisseder. Beybaba ise son gücünü kullanarak Cenk’e aleti yerine koymasını söyleyerek “gücüm azalıyor olabilir ama hala kuralları ben koyuyorum” hatırlatması yapar.

Alper ve Kürt karakteri diğer karakterlere göre daha silik ve ortayol hareket eden karakterler olarak lanse edilir. Alper; Cenk ile daha yakın olmasına rağmen herkes ile diyaloğu vardır ve köprü işlevi görmektedir. Kavga çıktığında hem Cenk’i Hem İsmail’ i sakinleştirir. Beybaba’nın otoritesini sorgular ancak bunu yıkmak için önemli bir hamle yapmaz. Tek amacı parasını alıp karaya çıkmak ve hayatına devam etmektir.

Kürt’ün ise tek söylediği şey ise lakabıdır. Gerçek adını bile bilmeyiz. Filmin yarısında ortadan kaybolur. Nadir ve seyirci Cenk’in onu öldürdüğünü düşünse de zaman zaman onun hayaletini (!) görürüz. Gemideyken fark edilmeyen Kürt, kaybolunca herkesin peşine düştüğü ve aradığı bir karakter haline gelir.

Kaybolma olayı, belirsizlik ve sıkışmışlık hissi tüm karakterleri içine çekmeye başlar. Artık umutları kalmamıştır. Karakterler her şeyden kuşkulanmaya başlar. Nadir Alper ile konuşurken “Sen benim beybabaya yemek zulaladığımı söyledin” der. Tüm ekip toplandığı ve konuşmaya çalıştığı zaman Cenk; “Herkes aldı parasını. Kaptanda maaşını alıyordur. Biz burada onun kölesi gibi çalışıyoruz” diyerek kafalarında kurdukları düşünceler için destek ararlar. Beybaba iktidarına  karşı birlik olmaları gerekirken Nadir ve İsmail aldıkları güce yenilmiş, Cenk ve Alper ise Beybaba’ya kızması gerekirken hınçlarını bu ikiliden çıkarmıştır.

Tartışmanın gecesinde Cenk İsmail’i kafasından raspa aleti ile vurur. Bunu gören Nadir ise bileklerini keser. Sarmaşık metaforu burada yine karşımıza çıkmıştır. Akan kanlar sarmaşık olarak gemiyi sarar, sarmaşıklar isyanın habercidir. Alper Cenk’i iskelede bulur. Tüm ilaçları içmiştir. İskelenenin her tarafında salyangoz vardır. Alper ne sarmaşıkları görür ne de salyangozları. Salyangozlar; burada mürettebattır. Fırtına başlamış, artık isyan etme vakti gelmiştir. Sahnenin devamında güneş açmıştır. Kürt, İsmail, Nadir, Cenk ve Alper iskelede toplanmıştır. Hepsi artık gerçek otoriteye başkaldırmaya hazırdır. Yönetmen filmin final sahnesiyle otoriteyi oluşturan ve temsil eden figürlerin yetersiz olduğunu ve hatta sorunun kaynağının tam da bu olduğunu gösterir. Onu kıracak olan kişilerse mürettebat yani halktır.

 

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Avatar
Öyküm Karahan
Steal the time, take a song and be glad

Must Read

Beyoğlu Sineması Kapılarını Yeniden Açıyor!

Hayatlarımızı yeni normalleşme sürecine göre devam ettirmeye başlamışken, artık yapılacak olan kültürel etkinliklerde yeni normalleşmelere dikkat ederek düzenlenmeye başlandı. Bu yeni normalleşmeye dikkat ederek...