
Bir daha asla göremeyeceğim dudak kenarı çizgilerine küçücük aklımı sığdırdım.
Bir o kadar uzak, göz ucu nereye değse orası bana en ırak.
Simdi alıp nereye koysam kendinde -beni- bulamayışını?
Bu soluk alış verişimin bile kırık kanatları.
İçine saklamak gibi, kendini kendine.
En benzerini bulup en benzersizini yapmak gibi.
Sise dokunmak isteyip de dokunamamak, çıkan dumanıyla avunmak gibi.
Sözlerinden birkaç anlam çıkarıp, cümlelerin virgülüne kendini sıkıştırmaya çalışmak misali, aradım sende beni.
Suyu çekilmiş göllerde medet ummaya benziyormuş.
Her bir el uzatışım, bir tuğla daha koymakmış duvarlara.
Habersizce ölüyoruz.
Bu kum tanelerinin zamanın akıp gittiğinden haberi var mı sahi?
Olsa istemezlerdi kayıp gitmeyi.
Gece haberini almış gibi gündüzden,
Kuşanmış en siyahlarını büyük bir bilmişlikle bitiyor.
Bilmenin en acı tarafını henüz bilmeden.
Taştan binalarımı, güçlü gökdelenlerimi bir çırpıda yıkıp gittiğin kent, unutmayacak.
Unutmanın sessiz haklılığıyla, gecenin siyahına karışacağım bende.
Birine gölge olsam kısalır mı bilmem, yalnızlığım.
Özge Rençberoğlu








































