Sana Gül Bahçesi Vadetmedim – Bir Kardeş Meselesi

70
Gece Modu

Joanne Greenberg’ in yazmış olduğu otobiyografik kurgu roman, Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, Psikoloji bilimine ilgi gösterenlerin ve bu alanda eğitim görenlerin mutlaka okuması gereken klasiklerden birisidir.

Kitabın Konusu

Kitap, şizofreni hastası olan 16 yaşında bir genç kızın iyileşme serüvenini anlatır. Doktor, hasta bakıcı tiplemeleri, renkli hasta profilleri ile kitabın içeriği oldukça zengindir. Deborah’ın Yahudi göçmen olarak dışlanmasıyla başlayan yalnızlığının “sen onlardan bir değilsin…” diye duyduğu ilk sesle içine girmeye başladığı YR dünyası kimi zaman okuyucuya karmaşık gelse de bu yaratılan ikinci dünya, gerçek dünyadaki travmaların yansıtıldığı bir ortamdır. Deborah, o dünyada da küçümsenmekten, dalga geçilmekten kurtulamasa da; sadece kendine ait bir bölge olduğundan gerçek dünyadaki acılara tercih ettiği görülür.

Deborah’ın dürüst bir doktoru vardır. Ne aileye ne de hastanın kendisine iyileşmesine yardım edici beyaz yalanlar söylemez çünkü gerçekçidir. Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, Doktor Fried’in sözüdür. Özgür dünyada hasta olarak nitelediğimiz kıza seçim yapma şansı sunar. “Bu iş bitince, gerçekten istersen YR’yi seçebilirsin gene. Sana yalnızca bu seçimi yapma gücünü vermek istiyorum; kendine uygun olanı bilinçli bir biçimde seçme gücünü.” der. (sf.121)

Söylenti Dergi e-sayısı Çıktı!

TEMA Vakfı yararına çıkardığımız e-dergimizin ilk sayısı yayında! 90 sayfa içine 40 farklı yazardan, şiir, öykü, deneme ve incelemeleri yayınladığımız e-sayımızı satın almayı unutmayın! Üstelik yalnızca 5₺!

Deborah, kilitli kapılar ardında hasta olarak geçirdiği zamanla iyileşme yoluna girmiş bir hasta olarak, normal yaşama katıldığı süreci karşılaştıracak; sonunda ne istediğine karar verip bu yolda mücadelesini sürdürecektir.

Kitap sadece kahraman üzerinden şizofreni hastalığını anlatmaz. Bununla birlikte ailenin üzerindeki etkilerini de başarıyla verir.

Deborah’ın kendisine zarar verme girişiminden sonra anne babası onu tedavi göreceği bir akıl hastanesine götürmeye karar verir. Daha binayı görür görmez ilk çarpışmanın şiddetiyle sarsılırlar; “Parmaklıkların olabileceğini tahmin etmeliydik, Niye bu kadar şaşırıyoruz ki!” (sf15). Bu aslında anne baba için yapmaları gereken ama cesaret isteyen bir durumdur çünkü biraz sonra ilk kız evlatlarını kilitler ve demir parmaklıklarla dolu bu iç karartıcı yere bırakıp döneceklerdir. Kimi anne baba, korkutucu akıl hastalığı kavramını yadsımayı seçer. Güçlü bir kadın olan Esther, kocası Jacob’ı ve onun azmaya başlayan ülser ağrısını da alıp evlerine kızları olmadan dönmeyi başarır.

Zor bir karar vermelerine karşın; Deborah olmadan geçirdikleri ilk günlerde hastalığın üzerlerine bindirdiği yükü fark etmeye başlarlar. Artık evdeki tek çocuk ile daha yakından ilgilenmeye, Suzy ile normali yaşayıp bundan keyif almaya başlarlar. Peki şizofren bir ablaya sahip Suzy için hayatında bir gül bahçesi var olacak mıdır? Bu yaşantı onun kişiliğine nasıl etki edecektir? Jacob ile Esther ne kadar uğraşsalar da Suzy için özel olacak güzel zamanları Deborah’ın gölgesiyle doldurmayı engelleyemezler. Bunu Suzy’nin fark etmediği yanılgısı içindedirler ama 14 yaşındaki kızlarının, mezuniyet töreninden sonra kendilerine yaptığı gerçekçi tespitle yüzleşirler.

“Deborah hep bizimleydi” der Suzy; “yüksek sesle konuşmadan yüzünüzdeki o ifade ile.
Diplomamı alırken, sırayla dışarı çıkmaya hazırlanırken hep ondan söz ediyordunuz.”    Fakat anne babasının, her şeyi belli ettiklerinin farkında olmadıkları için, içinden gelen acı ve utanç verici sözcükleri daha fazla söylemez. (sf 161)

Suzy’nin duygularının patlak verdiği ve doğrudan ne hissettiğini söylediği zaman Deborah’ın ilk ziyaretiyle gerçekleşir. Aile o kadar heyecanlıdır ki davranışlarının abartısının farkında değildir. Ailesinin mutluğunun ve huzurunun ablasına bağlı olduğunu bilen Suzy onlara destek olabilmek adına uzun zamandır planladığı geziyi iptal eder. Bu olay onun ne kadar yaşına göre olgun olduğunu gösterse de içinde ilgi çekmek ve çevresi tarafından da fark edilmek isteyen bir genç kız vardır.

“Ben de resim yapıyorum, ben de dans ediyorum. Bunlar Debby’nin resimleri kadar derinlikli olmayabilir ama hiçbir zaman benim yazdığım yeni şarkıyı akrabalarımıza dinletmiyorsun ya da benim söylediğim akıllıca bir şeyi söylemiyorsun.” (sf 231). Bu isyana annesinin verdiği cevap ise küçük kızının ihtiyaçlarını anlamamış olduğunun bir işaretidir: “Anlamıyor musun Sersem kız, böyle bir şey yapmam gerekmiyor, seni övmek böbürlenmek demektir, Deborah’ı övmek ise, bağışlamak.”  (sf.232)

Bağışlamak sadece ailenin değil, Deborah’ın da kendisi için yapması gereken bir durumdur. Kardeşi doğduğunda dört yaşında olan Debby’inin içinde yaşadığı ‘kardeş kıskançlığı’, hayallerle karışıp başka bir boyuta dönüşmüş, uzun zaman Suzy’i bebekken beşiğinde boğmaya çalıştığı düşüncesiyle suçluluk duymasına sebep olmuştur. Dr. Fried onun iç görüsünün arttığı zamanda bunun gerçekleşmediğine ve bir hayal olduğuna dair kanıtları ortaya koyduğunda üzerinden büyük bir ağırlık kalkmıştır. Kardeşlik bireyin kişiliğinde fark yaratan, kimi zaman destek kimi zaman köstek görmesine yol açan yaşantılar sunar.

Otobiyografik roman olan bu kitabın kahramanı Debby’nin kitaptaki gibi bir ressam değil de Hannah Green takma adıyla bir yazar olarak başarı sağladığını biliyoruz. Suzy’nin yetişkinlikte nasıl biri olduğu bilinmese de Deborrah gibi bir ablanın kardeşi olmanın olumlu ve olumsuz yanlarını yoğun olarak yaşamış olduğu ve bunun hayatında izler taşıdığı aşikardır.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin