Gece Modu

 

Bir dünya düşünün ki herkesin hastalık, ölüm gibi kavramlara çok uzak olduğu; insanların “Soma” olarak isimlendirdikleri bir hap alarak mutluluğa ulaştıkları, teknolojik olarak son derece gelişmiş olan yeni bir dünya. İlk bakışta çok güzel görünse de sahte bir dünya burası. Otoritenin isteği üzerine insanlar belli kalıplara sokuluyor. Toplum Alfa, Beta, Gamma, Delta, Epsilon gibi sınıflara ayrılıyor. Eğer Gamma ve Deltalara daha fazla ihtiyaç duyulursa “Bokanovsky Process” olarak isimlendirdikleri insanların tüplerle üretildiği bir üreme yöntemi uygulanıyor. Çok farklı ahlak kuralları var bu yeni dünyanın. Hamilelik, annelik, babalık gibi kavramlar tamamen ayıplanıyor. Birine anne demek ona çok büyük hakaretmiş gibi görülüyor çünkü, bu dünya içerisinde doğum yapmak ayıp. Kimse kimseye hiçbir şekilde bağlı değil. Tek eşlilik onlar için çok tehlikeli görülüyor. Çok uzun süredir aynı kişiyle ilişkide olunması da onlar için tehlikeli çünkü duygusal bir bağ kurmanın zararlı olduğunu düşünüyorlar, böylelikle sürekli farklı kişilerle olunması gerektiğini savunuyorlar. Henry Ford’un yaşamını ve felsefesini benimsedikleri “Fordism” olarak adlandırdıkları yeni bir inanışa sahipler. Bu yeni dünya düzeninde herkes üstüne düşen görevi yaptığı için, yaptıkları işten memnunlar. Bir Alfa’nın yaptığı işi, Beta, yapamayacağını düşündüğü için kendi işiyle mutlu olabiliyor. Aynı şekilde Gamma ve Betalar düşük işlerde çalıştıkları için kendilerini kötü hissetmiyorlar. Onlara belirlenen görevleri yerine getiriyorlar. Tıpkı robotlar gibi, hiçbir çamaşır makinesinin ben çok sıkıldım biraz bulaşık makinesi olmak istiyorum demeyeceği gibi bu yeni dünyanın insanları da kendi seçenekleri doğrultusunda karar veremiyorlar. Kendilerine ait hisleri tamamen yok edilmiş. Onlar için tek önemli olan toplumun faydalı bir parçası olmak. Ayrıca hayatları boyunca toplumun bir parçası olmaya ve hiçbir şeyi tek başlarına yapmamaya odaklandırılmış oldukları için bu kişilerin en büyük korkusu yalnız kalmak. Kurallara karşı gelenler tek başlarına yaşamaları için ıssız bir adaya gönderiliyor; hayatları boyunca toplumdan hiçbir şekilde ayrılmadıkları için bu ceza onlar için en ağır ceza oluyor.

Dev Lotr Testi

 

Dil, distopik eserlerde otoritenin kontrolü elinde tutmak için kullandığı en önemli araçtır. Dili tamamen istedikleri şekilde yönlendirip, söylemlerini kendi amaçları doğrultusunda gerçekleştirebiliyorlar. Otorite, propaganda yoluyla yeni dünyalarının ne kadar güzel ve düzenli olduğu yönünde insanların düşüncelerini etkiliyor. Hatta düşüncelerini tamamen bu yönde olması için bir diğer basamak olan eğitimi de kullanıyorlar. Dil ve eğitim insanlara kendi düşüncelerini dayatabilmek için kullanılan en önemli iki basamak, ikisi de birbirinden ayrılamaz. Eğitim için “hypnopaedia” diğer adıyla uyurken öğrenme tekniğini kullanıyorlar. Bu teknik doğrultusunda kendi ahlaki anlayışlarını topluma dayatıyorlar. Eğer insanların otoriteye güvenmesi isteniyorsa öncelikle toplumun bunu kendi iradeleri doğrultusunda yapıyormuş gibi görülmesini sağlayıp, dil ve eğitim yoluyla bilinçaltına işlenilen bu düşünceleri sanki kendi özgür düşünceleriymiş gibi hissettirip, toplumu sıkı sıkıya bu propagandaya bağlayıp, rahatlıkla kendi içlerinde hiçbir sorun yaşamadan, toplum kontrol altına alınabiliyor.

 

Yeni dünyanın dışında başka yaşamlar da bulunuyor. Görev için Linda, yeni dünyadan ayrılıp, yeni dünyalılar için “ilkel” olan insanların yaşadığı bölgeye gidiyor. Burada kaldığı sürede hamile olduğunu fark ediyor ve utancından yeni dünyaya dönemiyor. Linda, John’u bu dünya içerisinde doğurup yetiştiriyor. Bir gün yeni dünya yetkililerinden biri John ve Linda’yı alıp yeni dünyaya getiriyor. John’u vahşi olarak adlandırıyor yeni dünyalılar. Ayrıca onu çok büyük ilgiyle inceliyorlar çünkü onların ahlaki kurallarından farklı yetişen bir bireyle karşılaşıyorlar. Vahşi,teknolojiden yoksun ve cahil bir toplumda büyümüş ama sıkı sıkıya bağlı olduğu Shakespeare’ın eşsiz eserlerine sahip. Aralarında çok büyük farklar vardır yeni dünyalılarla. Yalnızlık vahşi için ödül sayılırken, yeni dünyalılar yalnız kalmaktansa ölümü tercih ederler. Özgürlük kavramı bu noktada ön plana çıkıyor. Gerçek özgürlük nedir? Yeni dünyalılar hayatlarından gayet memnun bir şekilde yaşıyorlar. Hayatlarının her parçası, otoritenin onlara bir dayatması olmasına rağmen onlar için bu hiçbir şey ifade etmiyor çünkü onlar için yaptıkları veya yapacakları şeyler kendi tercihleri doğrultusunda oluyor, dolayısıyla kendilerini özgür olarak adlandırıyorlar. Vahşi, bu doğrultuda büyümediği için teknolojik olarak son derece gelişmiş olan, hayat standartları çok yüksek olan bu yerde yaşamını sürdüremiyor. Vahşinin hayatı pahasına bağlı olduğu Shakespeare eserlerinin bu dünyada hiçbir karşılığı yok. Yeni dünya, edebiyat ve sanat kavramına tamamen uzak bir yer. Vahşi, yeni dünya yöneticilerinden biri olan Mustapha Mond ile konuşurken bu konuyu ele alıyor. Mond, “sanat ve düzenli yaşam arasında seçim yapmamız gerekiyordu biz de sanatı feda ettik.” diyerek vahşiye kendi yaptıkları sistemi korumasının önemini anlatsa da vahşi hiçbir şekilde bu durumu kabullenemiyor. Mond, sanatın insanları bireyselliğe yönelttiğini ve yeni dünya için bireyselliğe yer olmadığını, insanların bu şekilde daha mutlu olacağını söylüyor. Vahşi, sanatı yanlışlarla dolu bir hayata hatta üzülmeye tercih ettiğini söylüyor. Cesur Yeni Dünya kitabı bu iki büyük sorgulama doğrultusunda ilerliyor. Eğer seçeneğiniz olsa sahte olduğunu bildiğiniz halde bu dünya içerisinde yaşar mıydınız? Yoksa bu sahteliği yaşamak yerine gerçeklik içerisinde acı çekmeye devam mı ederdiniz? Kitabın yazarı Aldous Huxley, okuyucusunu, içinden çıkması çok zor olan bu iki durumun içinde bırakarak, kitabı bitirdikten sonra okuyanların uzun düşüncelere dalmasına sebep oluyor.

 

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin