Ressamın Kendi Gözünden: Vincent Portreleri

Vincent van Gogh yalnızca on yıl gibi bir süre içerisinde otuz altı otoportre yarattı. Bu eserler sadece van Gogh’un nasıl göründüğüne değil, aynı zamanda bir sanatçı olarak yıllar içerisinde nasıl gelişim gösterdiğine dair inanılmaz bir bilgi kaynağıdır. En önemlisi de bu otoportreler, onun bir sanatçı olarak içinde bulunduğu ve yansıtmak istediği psikolojiyi anlamanın bir yolu olmakla beraber, Vincent van Gogh hikayesinin de anahtarıdır.

Resmi ve Vincent’ın sanatını seven herkesin bilmesi gerektiğini düşündüğümüz bu otorportrelerden bazıları ise şunlar: 

1. Ressam Olarak Otoportre, Eylül-Kasım 1886

Van Gogh resim yapmaya 27 yaşındayken başladı. Hiçbir resmi eğitim almamıştı. 1886’da yapmış olduğu ve kendini bir sanatçı olarak tasvir ettiği otoportre aynı zamanda ilk otoportresidir. Bu çalışmasında kullandığı kasvetli renkler dikkat çekmekteydi ancak Paris’teki İzlenimcilerin çalışmalarını gördükten sonra resimlerinde bu renkleri kullanmaktan vazgeçmiştir.

2. Otoportre, Yaz 1887

Van Gogh, kendi portrelerinin çoğunu Paris’teyken (1886-88) yarattı. Burada kendini zarif bir takım elbise ve şapka giyerek saygın bir burjuva olarak sunuyor. Bu tabloda, Vincent’ın paletini nasıl değiştirdiğini de görebiliriz; bu kadar açık, pastel renkler onun için alışılmadıktı. Hatta gözlerinin rengini ona uyacak şekilde değiştirdi. Gerçekte yeşil olan gözleri bu resimde gri-mavidir.

3. Gri Keçe Şapkalı Otoportre, Eylül-Ekim 1887

Van Gogh’un burada Polinistlerin tekniğini nasıl çalıştığını ve uyguladığını açıkça görüyoruz. Ancak boyama noktaları yerine, farklı yönlerde kısa boya şeritleri kullanıyor. Hatta bu şekilde başının etrafında bir tür hale oluşturdu. Bu hale, daha sonraları ticari marka logosu haline gelmesi için bir tür başlangıç ​​görevi görür.

4. Ressam Olarak Otoportre, Aralık 1887-Şubat 1888

Bu eser, Gogh’un Paris’te ürettiği son eserdir. O sıralar Vincent, bu çılgın şehirden ve buradaki samimiyetsiz şovlardan çok tükendiğini hissetti. Bu portresinde kendisini nasıl tasvir ettiğini ise kız kardeşi Wil’e şu şekilde dile getirdi: ‘Alında ve ağızda kırışıklıklar, sert ahşap, çok kırmızı bir sakal, oldukça dağınık ve üzgün bir yüz’.

Üzgün ​​ve hüzünlü olmasına rağmen bu eseriyle ilgili şöyle bir açıklama yaptı Van Gogh; burada bir ressam, parlak ve neredeyse harmanlanmamış renklerle yeni bir resim stili kullanan modern bir sanatçıydı. Sanatının Paris bölümünün ardından Vincent van Gogh, sanatçıların karşılıklı destek ve cesaretle var olması için bir topluluk oluşturma umuduyla Arles’e taşındı. Paris’te arkadaş olduğu Paul Gauguin’i de onunla birlikte kalmak için buraya davet etti.

5. Otoportre (Paul Gauguin’e ithaf edilmiş), Eylül 1888

Vincent van Gogh’un kendini yaralama hikayesi (kendi kulağını kesmesi) van Gogh’un pop kültüründeki yerinin tanımlayıcı bir parçası haline gelmişti. Ancak, herkes bunun nasıl ve neden olduğunu tam olarak bilmiyor. Arles’da Vincent ve Gauguin sık sık, bazen şiddetli olacak bir şekilde kavga ediyorlardı. Argümanlarından biri sırasında, 23 Aralık 1888 akşamı van Gogh, Gauguin’i bir ustura ile kendi sol kulağını parçalamakla tehdit etti. Daha sonra kestiği kulağın parçalanmış bir kısmını bir heyecan haliyle, Maison de Tolérance Bordello’ya getirdi ve burada Rachel adlı bir fahişeye sundu. Ertesi sabah Gauguin döndüğünde, polisin eve geldiğini farketti ve odanın her yanına da kan sıçramıştı. Van Gogh boynundaki bir atardamarı kesmişti ve çok kan kaybetmişti, durumu ciddiydi. Daha sonra hastaneye kaldırıldı ve olanları hatırlamadığını itiraf etti. Bu portresi ise Paul Gauguin için, sanatçılar arasındaki takasın bir parçası olarak, tüm hikaye gerçekleşmeden önce yaratıldı.

6. Sargılı Kulak ve Pipo ile Otoportre, Ocak 1889

Van Gogh bu otoportreyi büyük olasılıkla olayın ardından hastaneye kaldırılırken yaptı çünkü sanatçı burada tıraşlı ve düzgün. Ancak, bu portreyi daha öncekilerden ayıran şey, sanatçının görünüşündeki dramatik değişiklik. Burada van Gogh yorgun ve hayal kırıklığına uğramış görünüyor. Gauguin ile yaşanan trajik olayı az çok hatırlamıştı ancak onun için bir şey çok açıktı: sanatçıların komün rüyası toz haline gelmişti.

7. Sargılı Kulaklı Otoportre, Ocak 1889

Bu otoportreyi van Gogh, kendi kulağını parçalaması sonucu kaldırıldığı hastanede tedavi olup eve döndükten kısa bir süre sonra yaptı. Sanatçı kendi portreleri için bir ayna kullandı, bu yüzden bazıları yanlışlıkla sol yerine sağ kulağının bir kısmını kaybettiğini düşünüyor.

Burada van Gogh stüdyosunda, paltosunu ve şapkasını giymiş. Yüz ifadesi hareketsiz ve melankolik. Sağda bir Japon baskısı görüyoruz: van Gogh Japon sanatını severdi ve birçok kez de ilham kaynağı olarak kullanmıştı.

8. Otoportre, Ağustos 1889

Bu tuval van Gogh tarafından boyanmış en son otoportrelerden biridir. İlticadaki gönüllü stajının ilk aylarında sanatçı, çoğunlukla çevredeki manzarayı boyadı. Ancak, Temmuz 1889’un başlarında Vincent iltica yakınındaki tarlalarda resim yaparken, epilepsi belirtisi olabilecek ciddi bir rahatsızlık yaşadı. Beş hafta boyunca stüdyosuna çekildi, hatta bahçeye çıkmayı bile reddetti. Bu resim, o dönemden çıktıktan sonra ürettiği ilk eserdir. Bu dönemde  de gözlemlediklerini ve hislerini, kardeşi Theo’ya yazdığı mektuplarda sık sık dile getirmişti.

9. Sakalsız Otoportre, Eylül 1889

Van Gogh bir keresinde de kardeşi Theo’ya şöyle yazdı: ‘İnsanlar -ve inanmaya oldukça istekliyim- kendini tanımanın zor olduğunu söylüyor ama kendini boyamak da kolay değil’.

Van Gogh’un kendini çok sık boyamasından dolayı bolca boş zamanı olduğunu düşünebiliriz. Ancak, bu doğru olamaz. Sanatçı kronik olarak fakirdi ve modeller için ödeyecek parası yoktu. Onun yerine kendini boyamak zorunda kaldı.

Van Gogh’un kendi portrelerinde bize daha fazla ışık verebilecek bir ipucu daha var. Onun sanatsal idollerinden biri de Rembrandt van Rijn idi. Ona çok hayrandı ve ondan şöyle bahsederdi; ‘sihirbazlar sihirbazı’. Belki de Rembrandt’ın yolu, van Gogh’un takip etmek istediği yoldu.

Van Gogh, Gauguin ile olan ilişkisinin bozulmasının ardından bu kendi portresini yaptı. Portrede oldukça endişeli görünen van Gogh, bu unutulmaz görüntüyü annesine doğum günü hediyesi olarak verdi.

10. Oto Portre, Eylül 1889

Sanat tarihçileri bu resmin mi yoksa sakalsız otoportrenin mi van Gogh’un nihai otoportresi olduğu konusunda ikiye bölünmüş durumdalar. Vincent bu resminde, diğer çalışmalarının genelinde giydiği ceketin aksine bir takım elbise giymeyi tercih ediyor. Yüzünün özellikleri sert ve zayıflamış, yeşil kenarlı gözleri uzlaşmaz ve endişeli görünüyor. Çözünen renkler ve aynı zamanda çalkantılı desenler, sanatçının o zamanlar emin olunamayan zihin durumunu sembolize eden bir gerginlik ve basınç hissine işaret eder.

Mektuplarına göre, van Gogh aynı anda ikinci bir portre üzerinde çalışıyordu. Arka planı dönen fırça darbeleriyle canlandırılsa da, daha sessiz renk düzeni görüntüye daha sakin bir hal kazandırmıştır. Ancak sanatçı, burada görülen resmin gerçek karakterini’ yakaladığına inanıyordu.

Vincent van Gogh, Temmuz 1890’da kendi elleriyle ateşlediği bir silahla yaşamına son verdi. Sanatını sadece beş yıl aktif olarak sürdürebildi.

Van Gogh’un kendi portrelerinin büyük çoğunluğu Amsterdam’daki Van Gogh Museum’da sergilenmektedir.

 

K: 9 Mayıs 2020, https://www.dailyartmagazine.com/van-goghs-self-portraits/

 

 

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin