Phaidon: Ruh Üzerine, Platon

Yazarın Diğer Yazıları

Phaidon: Ruh Üzerine, Platon

Ruh Üzerine kitabının, Platon'un olgunluk dönemine ait olduğuna ve Akademia'yı kurmuş olduğu dönemde, MÖ 385'ten birkaç yıl sonra yazılmış olduğuna inanılır. Eserin başında Ekhekrates...

Epiktetos: Mutluluğun Kaynağı Nedir?

Öncelikle Epiktetos’u tanıyalım... Epiktetos Kimdir? Epiktetos Roma’nın imparatorluk döneminin en önemli ve en meşhur filozoflarından biridir. MS (50-130) yılları arasında yaşadığı düşünülen filozof Psidia kökenli bir...

Bir Zihniyet Güncellemesi: Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Toplumsal Cinsiyet Nedir? Toplumsal cinsiyet kavramı biyolojik cinsiyetten farklı olarak, bir kişinin, “sosyal” veya “psikolojik” cinsiyetini tanımlar. John Money, 1955'te biyolojik cinsiyet ile rol olarak...
Şerife Tongal
Şerife Tongalhttps://1000kitap.com/Serife2
"Bildiklerin bir damla, bilmediklerin bir okyanus."

Ruh Üzerine kitabının, Platon’un olgunluk dönemine ait olduğuna ve Akademia’yı kurmuş olduğu dönemde, MÖ 385’ten birkaç yıl sonra yazılmış olduğuna inanılır. Eserin başında Ekhekrates ile Phaidon arasında geçen konuşma (diyalog) yer alır.

Genel bir çerçevede sunacak olursak bütün diyalogda; idealar kuramı, anımsama öğretisi, ruhun ölümsüz ve kalıcı oluşu, gerçek filozofun kişiliği, beden ile ruh arasındaki ilişki, felsefenin ruh için arındırıcı oluşu gibi konular Sokrates’in baldıran zehri içerek ölüme mahkum edilişinin hemen öncesinde arkadaşları ve öğrencileriyle yaptığı son konuşma anlatılmaktadır

Giriş Bölümü

Diyalogda tartışılan temel konu ruhun ölümsüz olup olmadığıdır. Sokrates arkadaşlarına ölümden korkmadığını göstermek istemektedir. Ölüm geldiğinde mutlu olacağını bilir. Çünkü ölümsüz olan ruhun, gelip geçici bedene tutsaklığı sona erecektir. Sokrates ve arkadaşları arasında geçen bu tartışmada ruhun ölümsüzlüğü argümanı ideaların kalıcılığına; ideaların kalıcılığı argümanı da öğrenmenin anımsama olduğu savına bağlanacaktır. Diyalogda ruhun ölümsüzlüğü şu sırayla temellendirilir:

a) Oluşun döngüselliği savı:

Sokrates’e göre yavaşın hızlıdan, büyüğün küçükten, zayıfın güçlüden peyda olması gibi her şey karşıtından meydana gelmektedir. Öyleyse yaşam da ölümden meydana gelmektedir. Eğer oluş döngüsel değil de çizgisel olsaydı, her şey aynı biçime bürünür ve oluş dururdu. Bu yolla Sokrates oluşun döngüselliğinden yola çıkarak ruhun ölümsüz olduğunu dile getirmiştir.

- Advertisement -

b) Bilmenin anımsama olduğu savı:

Ruhun aklı başındalığa sahip bir şekilde var olduğunu temellendirmek isteyen Sokrates, bilmenin anımsama olduğundan yola çıkarak ruhun ölümsüzlüğünü ideaların kalıcılığına bağlamaktadır. Anımsama teorisine (maiotik) göre herhangi bir bilginin ruhta daha önceden beri bulunduğu kesindir. Buna göre, kendilerine soru soran insanlar eğer soru doğru adımlarla sorulmuşsa, bütün cevapları kendi başlarına bulabileceklerdir. Bu bilgi duyulardan gelmediğine göre ruhta önceden bulunuyor demektir. O hâlde bilmek, ruhta bulunanları anımsamaktır. Öğrenme anımsamadır.

c) Ruhun idealara benzerliği savı:

Sokrates var olanları görünenler dünyası ve görünmeyenler dünyası olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Beden görünenler dünyasında, ruh ise görünmeyenler dünyasında karşımıza çıkmaktadır. Beden ölümlü olana, ruh ise tanrısal olana benzemektedir. Ruhun ölümsüz olması onun özsel niteliğidir. Ruh ölümsüz ve kalıcıdır.

Ruh Göçü Mitosu

Sokrates’e göre ruhun ölümsüzlüğü insanlara yaşamları boyunca kendilerini kötülükten korumalarını salık vermektedir. Ruh ölümsüz olmasaydı, ölmek kötüler için bir hediye olacak ve kötüler öldüklerinde yaptıkları kötülükler onların yanlarına kâr kalacaktı. Sokrates bunu bir mitosla anlatmaktadır. Bu mitosta insanlar öldükten sonra insanların ruhlarının Hades’e gidişi hakkındadır. Bu dünyadaki eylemlerine göre Hades’te yargılanan ruhlardan kimileri ödüllendirilecek, kimileri cezalandırılacak sonra da farklı bir bedene girmek üzere yeniden dirileceklerdir. Ruh göçünü anlatan bu mitos insanların yaşam boyunca kendilerini terbiye etmeleri için bir ahlâk ideali olarak sunulmuştur.

Gerçek Filozof

Sokrates’e göre gerçek filozof, hazlardan, arzulardan, acı ve korkulardan mümkün olduğunca uzak duran kişidir. Bir filozofun hayatta en çok ulaşmak istediği şeye, yani bilgeliğe götürecek olan şey ölümdür. Çünkü ruh ancak bedenden ayrıldıktan sonra kendi başına kalabilecektir. Sokrates’in ölümden korkmamasının da bu yüzden olduğunu düşünür.

Phaidon Diyaloğu

Sokrates’in baldıran zehri içeceği gün erkenden arkadaşları yanına gelir ve konuşmalar başlar. Sokrates arkadaşlarına der ki, “Öte dünyaya göç etmek üzere olduğuma göre, belki de şu anda yapılabilecek en iyi şey öte dünyaya göç etme konusunda kafa yormak ve bu yolculuğu zihnimizde nasıl canlandıracağımız üzerine konuşma yapmaktır. Başka nasıl geçer ki zaman?”

Sokrates’e göre biz insanlar bir tür hapishanedeyiz. Kendi başımıza buradan ayrılmaya ve kaçmaya hakkımız yoktur. Sokrates bu noktada intiharı reddeder. Sokrates’in kbaldıran zehri içerek acı içinde ölmesi intihar değil, aksine çarptırıldığı cezadır.

Diyalog esnasında Sokrates’in öğrencilerinden Kebes’e göre ölmeyi istememek akıllılara göredir, ölecekleri için sevinmekse akılsızlara göredir. Bir diğer öğrenci Simmias da burada araya girer. Kebes’in haklı göründüğünü dile getirir. Sokrates, kendisi öldükten sonra iyi insanlarla ve iyi birer efendi olan Tanrılarla buluşacağına inanmaktadır. Öleceği için üzülmemektedir. Sokrates bu söylediklerini arkadaşlarına da anlatmaya, açıklamaya çalışmaktadır.

Sokrates ölmek üzereyken korkusuz olduğunu söyler. Öte dünyada en büyük nimetlere kavuşmayı umar. Ölümü ruhun bedenden ayrılması olarak tanımlar: Ölmek, bedenin ruhtan ayrılarak kendi başına kalması, ruhun da bedenden ayrılarak kendi başına varlığını sürdürmesidir. İnsan ruhunın hazların kendisine musallat olmadığı durumlarda en iyi şekilde akıl yürüteceğini mne sürer. Beden, beslenme gereksinimi yüzünden başımıza bir sürü iş açarken yakalandığımız hastalıklar da hakikatin peşine düşmemize engel olur. Savaşların, kavgaların, çekişmelerin nedeni bedenden ve bedenin arzularından başka bir şey değildir. Ona göre; para, açlık, şehvet vs. gibi şeyler insanları düşünmekten uzaklaştırır.

Sokrates’e göre bedenin aptallıklarından kurtulup arındığımızda, kendileri de saf olan varlıklarla birlikte olmak ve bütün saf varlıkları bizzat kendimiz aracılığıyla tanımak olanaklı hale gelecektir. Hakkını vererek felsefe yapanlar Sokrates’e göre aslında ölmek için uğraşırlar. Ölümden en az korkanlar da onlardır. Böylece ölmek üzere olan birisinin öfkelenmesi bedeni seven biri olduğu konusunda yeterli kanıttır. Üstelik bu kişi mal, mülk ve şöhret düşkünüdür. Gerçek erdem aklı başındalıkla birliktedir. Ölçülülük, adalet, cesaret ve aklı başındalığın kendisi gibi erdemler de birer arınma yoludur.

Sokrates ruhun ölümsüzlüğünü oluşun döngüselliği savıyla temellendiriyor. Ölüm ve yaşam ilişkisini karşıtlıklardan açıklamaya çalışıyor. Karşıtlıklardan gideceksek canlılar ölülerden, ölüler canlılardan oluşur. Demek ki ruhlarımız Hades’te varlıklarını sürdürüyor. O zaman ölenlerin ruhlarının yeniden doğmadan önce bir yerde olması zorunludur. Sokrates’e göre yeniden doğuş diye bir şey vardır. Canlıların ölülerden doğduğu ve iyi ruhların iyi, kötü ruhlarınsa daha kötü olmak üzere; ölenlerin ruhlarının varlıklarını sürdürdüğü doğrudur. Sokrates, burada anımsama (maiotik) teorisini açıklamaktadır.

Doğmadan önce edindiklerimizi doğarken yitiriyor ve daha sonra duyularımızı kullanarak o şeyler hakkında bir zamanlar sahip olduğumuz bilgileri yeniden ediniyoruz. Sokrates’e göre bu, aslında bildiklerimizi anımsamaktan başka bir şey değildir. Ona göre, ruhlar insan biçimine girmeden önce bedenden ayrıydı ve akıl sahibiydi. Ruhlarımızın biz doğmadan önce var olduğunu savunuyor.

Sokrates var olanları ikiye ayırıyor. Ruh ve beden birlikte oldukları sürece doğa, birini boyun eğmek ve yönetilmek; ötekini yönetmek ve buyurmakla yükümlü kılar. Ruh tanrısal olana, aklı başındalığa doğru gider.

Sokrates, felsefe yapmayanın ve bütünüyle arınmamış bir şekilde bu dünyadan ayrılan kişinin Tanrılar topluluğuna katılmayacağını savunuyor. Yalnızca öğrenme sevgisi olanların oraya gidebileceğini söylüyor. Dolayısıyla gerçek filozoflar bedenden kaynaklanan bütün arzulardan kaçarlar. Ona göre, her bir haz ve acı adeta bir çivisi varmışçasına ruhu bedene çivilemektedir. Böylece, bu ruhlar Hades’e asla arınmış olarak gidemez; aksine, bu ruhlar bedene bulaşmış olarak göçer. Sokrates’in düşüncesinde felsefe acıyı ve hazzı yatıştırır, aklı takip eder ve hep onunla kalır.

Sokrates idealar kuramından yola çıkarak ruhun ölümsüz ve kalıcı olduğunu savunmaktadır.

Daha fazla

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Son Yazılar

Sayfalarda Romantizm: Gelmiş Geçmiş En iyi 7 Aşk Romanı

Edebiyatın doğuşundan itibaren yazmak için yegane neden olmuştur aşk. Acılarını, hislerini, duygularını sözcüklere dökmeyi bilenler satırlarıyla okuyucuyu daima büyülemiştir. Aşk üzerine kurgulanmış romanlar klasikleri...

Başrolünde Tom Holland’ın Olduğu “Cherry” Filmine İlk Bakış

Anthony ve Joe Russo’nun Marvel filmlerinden sonra yönettiği ilk film olan Cherry’den ilk görseller geldi. Spiderman olarak tanıdığımız Tom Holland ile yeniden bir araya...

2021 Grammy Adayları Belli Oldu

Müzik dünyasının en prestijli ödül törenlerinden biri olan Grammy için geri sayım başladı. Önümüzdeki yıl 63. kez düzenlenecek olan Grammy ödüllerine Beyoncé 9 adaylıkla...

Hayat Tarzlarıyla Beraber Sosyal Ağların Benzeşmesi

İnsanlık tarihinin en önemli gelişmelerinden bir tanesi de şüphesiz ki matbaanın keşfedilmesidir. Matbaa sayesinde insanlar kendi fikirlerini, düşüncelerini veya yorumlarını diğer insanlara aktarmaktaydı. Bu...

Annem Hakkında Her Şey: Aile Kavramına Bakış

1999 yılında vizyona giren film, izleyiciye farklı bakış açıları ve sorgulama alanları açmıştır. Pedro Almodóvar'a  En İyi Yabancı Film Oscar'ı ve Cannes Festivali'nde En...