Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Netflix’in gün geçtikçe artan popüleritesine hepimiz aşinayız. Bizlere sunduğu yapımların kalitesini de göz ardı edemeyiz. Son zamanlarda bizlere sunduğu kaliteli bir yapım da The Haunting of Hill House. Psikolojik gerilim türündeki bu dizi tüm bölümleriyle 12 Ekim’de yayına sunuldu. Hakkında biraz daha bahsetmek gerekirse; “The Haunting of The Hill House” aslında Shirley Jackson’un 1959 yılında yayımlanmış romanı.  Kitap yayımlandıktan sonra korku ve hayalet temalı hikayelerin temelini oluşturmuş ve korku edebiyatı içersinde kendine kayda değer bir yer bulmuş. Kitap daha önce de farklı şekillerde beyazperdeye uyarlanmış fakat bu yıl bir dizi olarak bize tekrar sunuluyor ve başarısıyla ağzımızda müthiş bir tat bırakıyor.

Benim bu diziyle tanışmam ise Stephen King’in dizi hakkında attığı bir tweet’i görmemle oldu. Stephen King gibi çağımızın korku edebiyatı ustasından böyle bir yorum okumamın ardından vakit kaybetmeden diziyi izledim. Hikayenin işlenişi, yapımın ve oyunculukların kalitesiyle dizi beni kendine hayran bıraktı. Özellikle Carla Gugino’nunki… Kitabı okumadığım için sadık bir uygulama olup olmadığı konusunda bir fikrim yok fakat birçoğuna göre sadık bir uyarlama değil. Buna rağmen dizinin kendi yarattığı dünya sizi içine sürüklemesine yetiyor.

Biraz konusundan kabaca bahsedecek olursak; ülkedeki en ünlü perili evde yaşamış olan Crain ailesi’nin gerilim ve psikolojik tahlillerle dolu hikayesini izliyoruz. Dizi hikayeyi bizi zamanda geriye götürerek anlatıyor. Hill House’un öncesini yani ailemizin o evde yaşadığı zaman başına gelenleri ve ailenin bugünkü yaşantısını gözler önüne seriyor. Steve, Shirley, Theo, Luke ve Nell ailenin çocukları. Olivia ve Hugh da ebeveynlerimiz. Ailemizin Hill House’a taşındıkları günden o evi terk ettikleri güne kadar neler yaşadıklarını, evin onlarda bıraktığı izleri, Olivia’nın nasıl etkilendiğini ve bunun sonucunda her birinin bugün nasıl bireylere dönüştüklerini görüyoruz. Dizi daha ilk bölümünden öyle bir merak içerisinde bırakıyor ki izlemekten kendinizi alamıyorsunuz. Olayların nasıl çözümleneceğini, evi neden terk ettiklerini, ölü olarak tanıdığımız ama Hill House zamanlarında hayatta olan Olivia’nın neden öldüğünü ve  bunun gibi daha bir sürü şeyi merak ediyor, sorularınıza bir cevap bulabilmek için soluksuz bir şekilde izliyorsunuz.

Her yeni bölümde bir karakter işleniyor denilebilir. Örneğin Nell karakteri bir bölümde, küçük bir kızken ve şimdiki haliyle bütünleştirilerek anlatılıyor. Hill House’da neler yaşadığını, nelere şahit olduğunu ve tüm bunların onda bıraktığı izleri görüyoruz. Böylelikle her karakterle bağ kuruyorsunuz. Kimisini çok seviyor kimilerine ısınamıyorsunuz fakat bu şekilde olay hepsinin gözünden önünüze serilmiş oluyor. Kimi zaman sizi öyle geriyor ki ekran başında nefesinizi tutarak izliyorsunuz. Olay bir aile üzerinden anlatıldığı için dram olmazsa olmaz tabii. Kimi sahnelerde göz yaşlarınızı tutamıyorsunuz. Zaten tam olarak bir “korku” yok dizide. Daha çok psikolojik gerilim ve dram ağır basıyor.

Beni en çok etkileyenler, başta Olivia karakterine hayat veren Carla Gugino olmak üzere oyuncuların başarısı, karakterlerle olan uyumları ve hikayenin en sonunda çözümlenmesi ve şaşırtması oldu. Ne yazık ki bazı yapımlar sona doğru ve hatta belki de en başından kendini belli ediyor ve genelde tahmin edilebilir oluyor. Fakat bu dizide durum böyle değil. Olaylar çözümlendikçe son sahnesine kadar sizi şaşırtmaya ve kendine hayran bırakmaya devam ediyor. Bana göre, Netflix’in son zamanlardaki en iyi yapımlarından biri olan bu diziyi sizlere şiddetle tavsiye ediyorum !

Fragman için; https://www.youtube.com/watch?v=G9OzG53VwIk

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin