
Mahalleden, aynı zamanda okuldan da arkadaş olan 3 çocuk vardı. Bu çocukların arasında birer yaş fark vardı. Hepsi ayrı ayrı taso biriktiriyor, başka çocuklarla oynayarak en çok tasoya sahip olmak için çabalıyorlardı. Bu yolla yeterince tasoya sahip olamayacaklarını anladıktan sonra, içlerinden en büyüğü ve en hırslısı aynı zamanda en üteleneni, karşılarına dünyadaki bütün haksızlıklara çare bulmuş edasıyla bir fikirle geldi. Herkes biliyordu, ya oynarken hile yapacaklardı ya da çok paraları olacaktı ki diğer çocuklardan taso alabilsinler. Hile yaptıklarında kavga çıkma olasılığı vardı ve üçü de çelimsizdi. Bunu göze alamazlardı. E, zaten aileleri fakirliğin bir üst seviyesinde kendi yağlarında kavrulup gidiyordu. Verdikleri harçlıklarla ikinci ihtimal de yok denecek kadar azdı. En büyükleri, birlikten kuvvet doğacağını anlamış olacak ki diğer iki çocukla ortak olup tasolarını birleştirme önerisini sundu. O günden sonra tasolar en büyüklerinden başlayıp sırayla her gün değişmesi koşuluyla birinde kalacaktı. Hem oyunlarda kazanmaya, hem de harçlıklarını birleştirip taso almaya çalışıyorlardı. Sonunda serinin tamamlanmasına bir taso kalmıştı.
Bütün gün taso serisinin ellerinde olmayan parçasını aramışlardı. Bunun için komşu mahallelere gitmişler, etraftaki çocuklara sormuşlar, tarif edilen adreslere gitmişler ama bir türlü bulamamışlardı. Tek bir parça kalmıştı ve kalan parçaya karşılık yedi taso vermeyi gözden çıkarmışlardı. Çünkü paraları yoktu ve o tasoyu bulmadan eve dönmek istemiyorlardı. Zaman su gibi geçmiş, hava kararmak üzereydi. Akşam ezanı okunmadan evde olmaları gerekiyordu. Yoksa evde beşkardeşi yemeleri işten bile değildi.
Üç çocuk da geç kalma korkusunun verdiği kaygıyla hiç konuşmadan yürüyorlardı. Eksik parçayı bulamamanın verdiği asık suratlarla evlerine doğru yol alırlarken sağ taraftaki evin bahçesinde, kulübesinin dışında bir sibirya kurt köpeği gördüler. Eve yetişmeleri gerektiğini unutarak köpeğe seslendiler, ‘’Hav! Hav!’’ diyerek ilgisini çekmeye çalıştılar. Köpek oralı bile değildi. Tam arkalarını dönüp gitmek üzereydiler ki, bir yavru köpeğin kulübeden çıktığını gördüler. Arkasından iki yavru köpek daha onu izliyordu. Çocuklar, gözlerini pür dikkat yavru köpeklerin üstüne dikmiş, sevgilisinin gözlerine hayran olan bir aşık gibi onları izliyorlardı. O esnada evin bahçeye bakan kapısı açıldı. 50 yaşlarında bir kadın “Köpekleri mi istiyorsunuz?” diye sordu. Çocuklardan çıt çıkmadı. Çünkü beş kuruş paraları yoktu. Kadın onlardan kurtulmak istercesine üç çocuğun da eline birer köpek verdi. “Teyze bizim paramız yok.” deseler bile, kadın oralı olmadı. “Hadi hadi, hava kararmadan eve çabuk. Yavrulara iyi bakın.” deyip içeri girdi ve kapıyı kapattı.
Çocukların taso serisini tamamlamaktan daha büyük ortak bir hayali vardı. Üçü de bir köpeği olsun istiyordu ama aileleri sıcak bakmadığı için bu hayallerine ulaşamıyorlardı. Bu hayale hiç beklemedikleri bir anda ulaşmanın sersemliğini yaşıyorlardı. Ailelerinin kızacağını, hatta belki de dayak yiyeceklerini bile düşünmeden kucaklarında birer köpekle eve doğru gidiyorlardı. Mutluluk ve gerginlik arasında gidip gelirlerken tasonun son halkasını unutmuşlardı bile.
Eve varmışlardı. Büyük ve küçük çocuğun ailesi biraz kızdıktan sonra köpeklerin tatlığına dayanamayıp onları sahiplenmişlerdi. Ama ortanca çocuğun babası evde yoktu ve kapıyı annesi açmış, “Hemen o köpeği aldığın yere geri götür. Baban duymasın.” demişti. Annesi daha otoriter ve baskındı aslında ama kocasının çenesine, onu strese sokmasına dayanamıyordu. Çocuk biraz daha evin önünde köpekle oturup tekrar kapıyı çalmıştı. Annesi bu sefer daha çok kızmıştı ama onun eve köpekle beraber girmesine izin vermişti. “Çabuk odana götür ve sakın çıkarma o köpeği oradan.” dedi. Çocuk, isteğinin bir nebze olmasının verdiği mutlulukla, suratında belli belirsiz bir sırıtma ile birlikte köpeği odasına götürdü.
Ortanca çocuğun köpeği istemesinin başka bir sebebi daha vardı. Çünkü Melisa’nın da bir köpeği vardı. Üst komşuları olan, aynı zamanda karşı sınıfta okuyan dünyalar güzeli Melisa’ya saf duygular besliyordu. Ne zaman Melisa’yla karşılaşsa karnında adeta yanardağ patlamaları olur, midesine kramplar girer, kusmamak için zor tutardı kendini. Daha önce de görmüştü, Melisa köpeği olan insanlarla sohbet ediyor, beraber dolaşıyordu. Bunu hayatının fırsatı olarak görüyordu.
Babası daha sonra eve gelmiş ve yemeğe oturmuşlardı. Çocuk yemeğini yarım bırakıp, sürekli odasına gidiyor, babasının dikkatini üzerine çekiyordu. Babası sonunda dayanamayıp “Bir daha yemeğini yarım bırakıp kalkarsan ensene şaplağı yiyeceksin.” dedi. Çocuk, yemeğine gömülüp bitirdikten sonra odasına gitti. Köpeğin ağlayışı duyulmasın diye hemen onu kucağına alıp sevmeye başladı. ‘’Sanırım karnı acıktı.’’ diye düşündü. Yemek sofrasının kaldırılmasını bekledikten sonra durumu annesine anlattı. Odasına bir kap süt ile geri döndü. Köpek nasıl açsa saniyeler içerisinde sütü bitirmişti. Ardından yerdeki mindere kurulup uyumaya başladı. Çocuk da biraz rahatlayarak anne babasıyla televizyon izlemek için salona döndü.
Babasının evdeki köpekten haberi yoktu. Ailecek televizyon izlerlerken çocuk, sürekli odasına gidiyor, babasını yine kuşkulandırıyordu. Kapıya yakın koltukta oturduğu için köpeğin ağlayışını duyuyor ve onu susturmak için odasına gidiyordu sürekli. Yine köpeğin sesini duyup odasına gitmişti. Annesi ona bir paket süt vermiş, “Köpek acıkınca verirsin.” demişti. Sütü doldurduğu anda köpek yemek kabına yumuldu. O sırada çocuğun kuşkulanan babası kapıyı açtı. “Ne yapıyorsun oğlum odanda.” dedi. Çocuk ne diyeceğini bilmeyerek önce etrafına baktı. Sonra kendisini toparlayıp “Hiiiiç babacığım, birazdan ders çalışacağım” dedi. Olağan dışı bir şey görmeyen babası kapıyı kapatıp tekrar içeri gitti. Kalbi yerinden çıkacak gibi olmasına karşın bu kadar soğukkanlı olmasına çocuk da şaşırmıştı. Neyse ki köpek yatak ile pencere arasında sütünü içiyordu da babası görmemişti. Çocuk, “Çok yaklaşmıştı.” deyip iç geçirdi.
Sabah olmuş, çocuk erkenden köpekle birlikte evden çıkmıştı. Dış kapıyı gören bir yere oturmuş, Melisa’nın köpeğini gezintiye çıkarmasını bekliyordu. Bugün pazardı ve babasına yakalanma olasılığı yoktu. Sabah ayazında dizleri tir tir titriyor, apartman kapısının açılmasını ve Melisa’yla kuracağı diyaloğu düşünüyordu. Önce onun bir şey söylemesini bekleyecekti. “Merhaba, bu benim köpeğim, seni etkilemek için aldım.” diyecek halim yok diye düşündü. ‘’Ya bana laf atmazsa?’’ diye de düşünüyordu bir yandan. Bu büyük bir hayal kırıklığı olurdu onun için.
Gökyüzü iyice aydınlanmıştı. Güneş biraz ısıtmaya başlamış, havanın soğukluğunu kırmıştı. Uzun bekleyişler sonunda apartmanın kapısı açıldı. Apartmandan çıkan Melisa ile köpeğiydi. Köpek dışarı çıkmanın mutluluğuyla apartmanın yanına ekili biberiyelere çişini yapıyordu. Melisa, çocuğu ve köpeği henüz görmemişti. “Gel Arthur.” diye seslendi köpeğine. Çocuk “Vay be, köpeğine Arthur ismini vermiş. Ne havalı.” diye sadece kendisinin duyabileceği şekilde söylendi. Melisa köpeğinin gelmesiyle birlikte apartmanın ilerisindeki parka gitmek için yönünü değiştirdi. O sırada yavru köpek dikkatini çekti. Hemen koşarak yavru köpeğin yanına gitti. “Ayy ne tatlıymış bu.” diye köpeği severken başını çevirdi. “Merhaba, köpek senin mi?” dedi çocuğa. Çocuk evden çıkmadan önce yediklerinin ağzına kadar geldiğini hissedip yutkundu. Bütün cesaretini toplayıp “Evet, benim.” dedi. “İsmi ne peki?” diye sordu Melisa. Çocuk tekrar yutkundu, gökyüzüne bakıp zaman kazanmaya çalışırken annesinin kullandığı bir kelime aklına geldi. Köpeğin bembeyaz olduğunu anımsayarak “Pambık.” dedi. Aralarında sıcak bir sohbet başladı ve Melisa parka beraber gitmeyi önerdi. Çocuk sevincini gizleyerek bunu kabul etti. Unutamayacağı bir güne başlıyordu.
Pazar tatili olduğu için yeni uyanan babası, annesine “Gece sürekli köpek ağlayışları duydum. Rüyama bile bir köpek girdi.” dedi. Annesi daha fazla dayanamayarak durumu anlattı. Önce kızgınlıktan küplere binen baba, sonradan yatıştı. Annesinin telkinleriyle çocuğu kırmamak adına köpeğin evde kalmasına izin verdi.
Bütün gün mahallede Melisa ve köpeğiyle dolaşan çocuk, bütün çocukların ilgisini çekmişti. Mecburen hava kararınca eve gelmiş, kapıyı çalmıştı. Köpeği dış kapının önünde bırakmıştı. Annesi müjdeyi verince köpeği de alıp eve geldi. Babası ona sorumluluk yüklemek için köpeğin bütün bakımının ve aşı masraflarının ona ait olacağını anlatmıştı. Baba, tabii ki bayramın yeni bittiğini ve çocuğun birikmiş parası olduğunu biliyordu. Çocuk şartları kabul ettikten sonra mutluluktan havalarda uçuyordu. O kısa ömründe hiç bu kadar sevinçli bir gün yaşamamıştı.








































