Ortadoğu’dan Neşeye Uzanan Tarihi Sorun: Ode to Joy

Gece Modu

Ode to Joy, yani Neşe Gazeli veya Neşeye Övgü, Neşe tanrıçasının kanatları altında birleşmeyi sembolize ediyor. Avrupalı değerler için yapılmış bir besteyken, tarihsel zihniyeti Avrupalı-Türk, Yunan-Türk çatışmalarına da işaret ediyor. Dahası, bu çatışmaların parçadaki konumu, bugünkü Türk halkının konumuna rastlantısal şekilde veya Hegelyan bir tarih anlayışıyla benziyor.

Kamuoyu araştırmacısı Bekir Ağrıdır, bir konuşmasında Türkiye’de insanların akıllarındaki yaşam standardının Avrupa Birliği seviyesi olduğunu söylüyordu[1]. Çeşitli görüşlerden ve yaşam biçimlerinden insanların kendi başlarına kaldıklarında istedikleri yüksek standart, daha az gergin bir toplum ve daha yüksek refah seviyesiydi. Türkiye’deki Avrupa Birliği üyelik görüşmelerinin en çok hızlandığı dönem olan 2004-2011 arasında televizyon dizilerine kadar yansımış bu görüşler, dönem insanının, bizlerin ve bir üst kuşağımızın görüşlerini yansıtıyordu. Bunlara örnek olarak, Yabancı Damat (2004) dizisinde Türk-Yunan dostluğu, yakın bir tarihte savaşın eşiğine gelen iki ülke için şaşırtıcı şekilde işlenmişti. Dizinin başarısı aslında kesişen birçok noktasından ötürü düşman olan iki milletin bu düşmanlıktan vazgeçebileceğini evrensel değerler üzerinden işlemesiydi. Dizinin ana karakterleri Türk ve Yunan mutfaklarında sahiplenilen ve hırsızlıkla suçlanılan, “baklava bizim, lokum bizim” gibi tartışmaların ne denli basit bir ayrışım olduğunu anlatıyordu. İki ülkenin ortak savaş hatıraları, iki ülkenin de şehit düşen ya da kutsanan evlatlarına saygı duyulabileceğini, savaşın iki ülkenin sivilleri için de yıkıcılığına vurgu yaparak iki ülke insanının düşman olmak yerine dost olabileceğini anlatıyordu. İki ülke de büyük bir ortaklığa sahip oldukları için yemeklerinden kelimelerine kadar birçok şeyin çıkış noktasının kendilerine has olduğunu iddia ediyordu. Oysa tüm bunlar, ortak mirasın ve beraberliğin sonucuyken, aidiyet üzerinden tartışmanın komedisi yapılıyordu. Şaşırtıcı şekilde, bu imajlar üzerine inşa edilen dizi, bir de geleneksel-Avrupai yaşam tarzlarının da farklı jenerasyonlar arasında bir arada bulunabileceğini savunuyordu. Niko ve Nazlı’nın ilişkisinin Türkiye’deki geleneklere ters oluşu, ikisinin de Avrupa Birliği’nin imkanları sayesinde tanışması ve orada bu çatışmaları yaşamamaları dizinin çıkış noktasıydı. Daha sonra ilişkilerine karşı çıkan yaşlılar da aslında bu yeni kültürün evrensel değerler üzerinden kabul edilebileceğini seyirciye anlatmaya çalışıyordu. Dizi o dönemin zihniyetine yansıyan bir şekilde hem milliyetçiliğe hem de kültürel gelenekçiliğe birer karşı argüman üretiyordu. Her ne kadar tarihi ve politik konjonktür Türkiye’nin bir Avrupa Birliği üyesi olmasını engellese de bu, Türkiye’nin o yaşam standardına yaklaşamayacağı anlamına gelmiyordu.

Türkiye’nin Orta Doğu’nun en batılı ülkesi olarak bu benzerliği, bu ortaklık duygusu aslında Avrupa Birliği’nin resmi marşı olan, Bethoveen’ın Schiller’in “Ode an die Freude” (Neşe Gazeli) şiiri üzerine bestelediği 9. senfonisinin incelenmesinde de ortaya çıkar. İncelemeler arasında müziğin öznelliğine bağlı olarak değişen bir anlayış söz konusudur. Fakat yaygın kanaate ve benim de görüşüme göre, beste Hegel’in tarih diyaklektiğini içeriyor. Buna göre üç temel halka, Klasik Yunan-Osmanlı Türkiye’si -Alman Hristiyanlığı (şarkının Prusya [bugünkü Almanya] Kralı Friedrich Wilhem’e ithaf edildiğini anımsayalım) şeklinde üç medeniyetin hakimiyetine dayanıyor[2]. Neşenin kanatları altında, Antik Yunan’ın mutluluğu kovalayan insanının felsefesiyle, eski ortak düşmanlıkları da aynı temelde bırakarak yeni bir Avrupa kurulması mesajı verilen parçada tartışmalar da söz konusu. 9. senfoninin sonundaki Türk Marşı’nın, Ode to Joy kısmından sonra gelişi ve dönemin zihniyeti sebebiyle “Türkler karşısında birleşmek” olarak da algılanmış, fakat müziğin mehter marşına göre daha yumuşak ve neşeli olması, arkadaki sert davulların doğunun maskülenliğini ifade etmesine rağmen aslında Doğu ve Batı arasındaki barışı da temsil ettiğini söylemek mümkün. Nitekim Antik Yunan miraslarının Osmanlı Türkiye’sinde yer aldığını da düşünürsek, hakkında net söz söylemeyediğimiz fakat mutlaka bu yeni kardeşliğin yanında yöresinde olmasını umulan bir Doğu Halkı, Türkiye imajını okumak da mümkün. Bethoveen’ın Lord Byron’un Osmanlı Türkiyesi’ne baktığı kadar sert bakmadığını o dönemin iki rakip devleti arasındaki politika farkından da çıkarabiliriz. Sonuçta Bethoveen farklı bir zihniyette yetişmişti ve o dönemki Alman maskülenliği ile Türk maskülenliği, askeriyedeki büyük disiplin ile benzerlikler gösteriyordu: hem Prusya hem de Osmanlı yeni yeni Napolyon’a karşı savaşmışlardı. Verilenler düşünüldüğünde, karşımıza iki tane net olmayan görüş çıkıyor, Avrupa Birliği marşının yazıldığı dönemin zihniyetinde Türkler karşısında birleşilen bir öteki mi yoksa sıcak karşılanan ve ortak evrensel değerler barındıran farklı bir ortak mı?

Söylenti Dergi e-sayısı Çıktı!

TEMA Vakfı yararına çıkardığımız e-dergimizin ilk sayısı yayında! 90 sayfa içine 40 farklı yazardan, şiir, öykü, deneme ve incelemeleri yayınladığımız e-sayımızı satın almayı unutmayın! Üstelik yalnızca 5₺!

Bu soruya verilen farklı cevaplar, Avrupa Birliği görüşmelerinde de oldukça temel bir noktayı oluşturmuştu. John Mccormick, Avrupa Birliği’ni anlamak kitabında bu soruya temelde yer alan kültürel ve dini farklılıktan dolayı Türkiye’nin üye olamayacağını aktarıyordu[3]. Yine de seküler değerlerin yükseldiği Avrupa’da, Brexit referandumunda İngiltere’nin yaşlıları ve Boris Johnson tarafından Türkiye’nin üyeliği (o zamanlar görüşmeler kesilmeye başlamıştı) ile ilgili milliyetçi-muhafazakâr argümanı desteklenmişti[4]. Gençlerde ise bu argüman karşılık bulmamış, genç kesimin çoğunluğu “hayır” oyu kullanmıştı. Rasyonel kâr-zarar analizi yapıldığında Türkiye’nin birliğe katılmasının hem askeri yönden hem de ekonomik yönden büyük bir kâr sağlayacağı görülüyor[5] ancak üye ülkelerin iç politikadaki yaklaşımlarına ters düşüyor. Ortadoğu meselelerini kullanarak AB ülkelerinin iç politikada topladıkları oylar[6], AB’nin Türkiye entegrasyonuyla büyük kayba uğrayabilir. Avrupa’daki popülist politikacılar için ortak ötekiler ve tehditler Ortadoğu ülkeleri ve mülteciler. Görünen o ki, oy ihtiyacıyla dış politika rasyonelliği burada birbiriyle çelişiyor. Bu tip sorunlar genellikle Fransa, Avusturya ve Almanya gibi ülkelerdeki kültür-medeniyet ayrışımın kazınması ve göçmen sorunlarıyla popüler hale getiriliyor. Aslına bakıldığında, bu tip düşmanca argümanlar mantıksal değil, duygusallar çünkü söz konusu ülkelerin büyük çoğunluğu göçmenlerden oluşuyor. Fakat popülizm, genellikle bu tip argümanlarla seçim adaylarını besler.

Neşenin kanatları altında Türkiye’ye hâlâ yer var mı? Bu sorunun cevabı, tıpkı Bethoveen’ın bizlere net olarak aktarmadığı gibi, Ortadoğu’daki sorunların sıçradığı Türkiye’nin hem sert hem de normalleştirilmiş tonlardaki enstrümanlarının ara kararıyla dalgalanıyor. Bestenin bu kısmında sözler yok, beste oldukça hızlı ritimlerle akıyor ve sona eriyor. Tıpkı Avrupa Birliği’nin bugünkü sorunlarının kilitlendiği yer olan Ortadoğu gibi, genişlemesinin durgunluğu tam da Türkiye topraklarına işaret ediyor. Ortak tarih mirasının altında, coşkuyla yükselen müzikle birlikte Türk Marşı, bugünün Avrupa’sı için sözün söylenemediği noktayı işaret ediyor ve durumu subjektif yorumalara açık bırakıyor.

Ode to Joy:

[1] www.youtube.com/watch?v=fxit72_LJDk&fbclid=IwAR1GpT6LRAVT8sIjfGzGWDGrDNyT5GTYQfvQSu3a-q858GcATPJoHsZmJrc

[2] Kramer, Lawrance. “The Harem Threshold: Turkish Music and Greek Love in Beethoven’s ‘Ode to Joy’”. University of California Press. 19th-Century Music, Vol. 22, No. 1 (Summer, 1998), pp. 78-90. s. 86.

[3] McCormick, John. Avrupa Birliğini Anlamak, Çev: Y. Şahin, H. H. Şahin. BB101 Yayınları: Ankara, 2018. (Orijinal yayıncı: Palgrave Mcmillian. Understanding the European Union).

[4] https://www.bbc.com/news/uk-politics-46926119

[5] Neill Nugent, “The EU’s Response to Turkey’s Membership Application: Not Just a Weighing of Costs and Benefits”, Journal of European Integration, Vol. 29, no. 4 (2007), pp. 481-502.

[6] Bryant, Rebeca. “Bargaining bodies: The EU’s deal with Turkey has sacrificed Europe’s principles to appease domestic politics”. LSE, European Institute. https://blogs.lse.ac.uk/europpblog/2016/03/10/bargaining-bodies-the-eus-deal-with-turkey-has-sacrificed-europes-principles-to-appease-domestic-politics/

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin