Gece Modu

Şili direnişçilerine selam olsun!

Yakın dünya tarihiyle ne kadar ilgilisiniz? Eğer 20. yüzyılda Latin Amerika’yı kasıp kavuran ayaklanmaları okumuş, araştırmışsanız, Şili’nin darbeci lideri Pinochet’yi biliyorsunuzdur. Bilmeyenleriniz için kısa bir bilgi verecek olursak da Pinochet, 11 Eylül 1973 günü sosyalist lider Allende’ye askeri darbe yaparak başa gelen ve 17 yıl diktatörlüğünü sürdüren darbeci diktatördür.

Bu, hikayenin tarih kitaplarına geçen kısmının ufak bir özeti. Bir de olayın arka planı var. Uzun yıllar ağızdan ağıza dolaşarak yayılsa da kimse bunu kanıtlayamamış. Ancak darbe yıllarından sonra kanıtlarıyla ortaya çıkmış ki Pinochet rejimi muhaliflere, yani Allende yanlılarına çok ağır işkenceler uygulamış. Basın aracılığıyla bütün dünyaya duyurulan işkencelerin boyutu ve içeriği ise gerçekten kan dondurucu: kimyasal gazlar, işkence odaları hatta üsleri ve Nazi iş birliği… Colonia filmine konu olan Colonia Dignidad (Onur Kolonisi) ise Şili’de çok büyük bir güce sahip dini bir tarikat aslında. Ancak eski bir Nazi subayı olan Paul Schaefer Schneider’in öncüsü olduğu bu tarikat, Pinochet ile yaptığı silah ve kimyasal gaz ticareti dışında darbecilere işkence odalarıyla da hizmet vererek bir “işkence üssüne” dönüşüyor. Kırk yıl boyunca yalnızca beş kişinin kaçmayı başarabildiği Colonia Dignidad’ın içerisinde neler yaşandığı kimse tarafından net olarak bilinemiyor uzun bir süre. Ancak daha sonraları bu karanlık dünya aydınlatılınca, bütün işkencelerin ve silah ticaretinin yanında bir de tarikat öncüsü Schneider’in Colonia Dignidad’da pek çok erkek çocuğu istismar ettiği anlaşılıyor.

Kısaca filmin konusuna değinecek olursak, ana karakterlerimizden Daniel (Daniel Brühl) Alman bir genç, ancak Şili’deki sosyalist mücadeleye katılmak üzere Şili’ye geliyor ve Allende destekçisi gençlik örgütlerine dahil oluyor, onların toplantılarına katılıp posterlerini çiziyor ve bu da hedef alınabilecek bir isim olmasına yol açıyor. Bu sırada Pinochet’nin darbesi üzerine askeri rejim tarafından yakalanıp işkence üssü Colonia Dignidad’a götürülüyor. Bir diğer ana karakterimiz Lena (Emma Watson) ise Daniel’in peşinden gidip onu kurtarmak için Colonia Dignidad’ın dış dünya tarafından bilinen yüzü olan tarikata katılıyor ve hikayemiz burada başlıyor.

Kendi adıma konuşacak olursam, benim için filmin sinematografik yönü ya da oyuncuların rollerindeki başarısından daha önemli olan, bu işkence üssünün iç yüzünü yansıtmasıydı. Öyle ki, toplamda 1 saat 46 dakika süren filmin hemen her dakikasında kanınızı donduran yeni bir detayla karşılaşıyorsunuz. Filmi izlemek isteyenlerin tadını kaçırmamak için daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak yaşadığım şokun seviyesini anlatmak adına şunu söyleyeyim: ben bir noktada böyle bir yerin gerçek olamayacak kadar insanlık dışı olduğunu düşünüp kısa bir araştırma yaptım, ancak ne yazık ki gerçekmiş.

 

Değinmek istediğim sıradaki nokta ise filmdeki başarılı oyunculuklar. Emma Watson, Harry Potter serisinden beri görmeye alışık olduğumuz kalitesini bu filmde de korumuş. Ancak bence esas takdiri diğer ana karakterimiz Daniel Brühl hak ediyor. Özellikle hikayenin büyük kısmının geçtiği Colonia Dignidad sahnelerinde Daniel’in oyunculuk içinde oyunculuk yapması (daha açık söyleyemediğim için üzgünüm, filmi izleyince anlayacağınıza eminim) gerçekten büyüleyiciydi. Bu övgüyü hak eden yanlar dışında, biraz da hikayenin doğası gereği güçlü bir yan karakter eksikliği zaman zaman göze çarpsa da iki ana karakter çoğunlukla bu eksikliği örtmeyi başarıyor diyebilirim.

Filmin sinematografisinde ilk dikkatimi çeken nokta ise Hollywood filmi olmadığını dikkatli bir izleyici olarak kolayca fark ediyor oluşunuz. Film Almanya, Fransa ve Lüksemburg ortak yapımı ve henüz birkaç dakika izlemişken bile Hollywood filmlerindeki abartılardan, okuyucuya gerçek olduğu inandırılmaya çalışılan gerçek dışı unsurlardan uzak olduğunu fark ediyorsunuz. Film boyunca bunun verdiği bir akıcılık ve sürükleyicilik de haliyle peşinden geliyor. Buna tek karşı örnek olarak filmin sonunda, her şeyin çözüldüğü sahneyi gösterebilirim ancak bu kadar kusurun beğenimin önüne geçmediğini de belirtmem gerek.

Son olarak değinmek istediğim ise dil konusu. Bu konuda ne kadarımız benim gibi düşünüyordur bilemiyorum, ancak benim filmden bir beklentim de mekan ve dilin uyuşması. Colonia’nın geçtiği mekan Şili olduğu için ana dil de haliyle İspanyolca. Ancak birkaç belli başlı sahne dışında bütün diyaloglar, Alman olan iki ana karakter arasındaki konuşmalar da dahil olmak üzere İngilizceydi. Dolayısıyla bu da benden eksi puan aldı.

Kısaca özetlemek gerekirse, filmi yukarıda belirttiğim birkaç eksik yönüne rağmen beğendiğimi söyleyebilirim. Filmin Colonia Dignidad mağdurlarına adanmış olması da şüphesiz ayrı bir saygı unsuru. İzlemeniz kesinlikle tavsiyemdir.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin