Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



     Oscar ödüllü usta yönetmen Quentin Tarantino’nun 9. filmi Once Upon a Time in Hollywood nihayet izleyicisine kavuştu. Filmlerinde kan ve şiddeti sansürsüz olarak vermesi ve estetik algılardan uzak çekim teknikleri sayesinde kendine has tarzıyla tanınan, filmlerinde mesaj verme kaygısı gütmeden sosyal sorunlara değinmeyi başarabilen ünlü yönetmenin hikâyesinde bu defa, Amerikan film sektörünün kalbi olarak nitelendirilebilecek öneme sahip olan Hollywood’a yer verilmiş.

      Dev oyuncu kadrosuyla yıldızlar geçidine ev sahipliği yapan filmin başrollerini “The Revenant”daki oyunculuğuyla nihayet Oscar heykelciğine kavuşan Leonardo DiCaprio ile yer aldığı filmlerle son zamanların en iyi aktörlerinden biri sayılan Brad Pitt paylaşıyor. Filmde Sharon Tate karakterini ise Margot Robbie canlandırıyor. Al Pacino, Kurt Russell, Michael Madsen, Timothy Olyphant, Damian Lewis ve Dakota Fanning gibi isimlerin yer aldığı filmin konusuna gelirsek, 1969 yılının Hollywood’unda Western dizisinde başrol oyunculuğu yapmış Rick Dalton ile yanından ayırmadığı dublörü Cliff’in hayatının ekseninde yaşanılanlar anlatılıyor. Kariyerinde büyük çöküş yaşayan Rick Dalton gözden düşmemek için yeni arayışlara girmek zorunda kalır. Film yapımcısı olan Marvin Schwarz’ın yönlendirmesiyle İtalyan (spagetti) western filmlerinde şansını deneyen aktörün kapı komşusu ise “Rosemary’s Baby” filmiyle Amerikan sinemasında 1968 yılına damgasını vuran yönetmen Roman Polanski’yle aynı yıl evlilik yaptığı Hollywood’un genç ve güzel oyuncusu Sharon Tate’dir. Hikâyenin arka planında 1969 yılında Hollywood’da yaşanan şok edici cinayete de yer verilmiş. Charles Manson’ın liderliğini yaptığı tarikata bağlı olan gençler bir gece Polanski’lerin malikânesine girerek karnındaki bebeğiyle birlikte Sharon Tate’i ve o gece evinde misafir olarak kalan arkadaşlarını vahşice katletmişlerdi.

Yazının bundan sonrasına spoiler ile devam edeceğiz.

    Rick Dalton ve Cliff Booth filmin iki kurgusal karakteri olarak karşımıza çıkıyor. Hollywood’da bir western dizisinde başrolü oynamasıyla şöhreti yakalayan Rick’in, zamanla yerini yeni aktörlere bırakacağı endişesi onu değişim yapmaya zorlar. Artık eski popülerliğini kaybeden ve kötü adam rollerine düşmek zorunda kalan oyuncunun farklı projelerde şansını denemesi gerekmektedir. Kariyerinin erken sonlanmasını istemeyen Rick de çareyi yine Western filmlerinde bulur.

    Bir gün barda kendisine hayranlık duyan bir yapımcıyla tanışır ve onun yardımını alır. İkilinin buluştuğu sahnelerde aslında filmde anlatılmaya çalışılan konuya değinilir. Al Pacino’nun canlandırdığı film yapımcısı olan Marvin Schwarz karakteri filmin bir sahnesinde Hollywood sektörünün acımasızlığından söz ederken önemli bir detay verir. Kapitalist düzenin en etkin pazarlamacısı olan Hollywood’ta da sistemi yaşatmak ve çarklarını döndürmek için en lazım olan şey tüketmektir. Yeni bir film kahramanına ihtiyaç duyan sistem artık eskisini düşman olarak göstermekte bir sakınca görmez. İşte bu tüketim çarkından Hollywood filmleri ve oyuncuları da payına düşeni almaktadır. Rick karakteri de bu sebeple kariyerinin ilk yıllarında iyi adam rolleriyle tanınırken birden kötü adam rollerini canlandırırken bulur kendini. 1960’lı yılların sonlarında yaşanan Amerikan sinemasındaki devrimle birlikte Hollywood filmlerinin konusunda ve işleyiş tarzında önemli değişimler yaşanır. Hükûmet yanlısı ve propanga aracı olarak görülen filmler yerini sosyal konuları muhalif tarzda yansıtan daha modernize edilmiş sanatsal çalışmalara bırakır. Filmde Sharon Tate’in 1969 yılında oynadığı “The Wrecking Crew”den bazı sahneler görülür. Altmışlı yıllardan sonra Hollywood filmlerinde kadınlara bakış açısı zamanla terk edilmiş ve feminist akım sinemada karşılığını bulmuştur. O yıllarda kadın kahramanların dünyasına yer veren birçok film gösterime girer. İşte bu film de onlardan sadece biridir.

    Hollywood’un ışıltılı dünyasında her şey mükemmel gibi görünebilir. Fakat aktörler için pek de öyle değil. Tarantino ise karakterin içinde bulunduğu durumu dramatize etmek yerine seyirciler için komediye dönüştürmüş. Rick Dalton’un yaşadığı başarısızlık korkusunu çok güzel özetlemiş. Küçük kız oyuncuyla birlikte otururken Rick’in elinde bir western kitabı tuttuğu görülür. Kitaptaki hikâyede, bir at terbiyecisinin sakatlanıp, yaptığı en iyi işte artık başarı gösteremediğinden bahseder karakterimiz. Kitaptaki adamın hikâyesiyle Rick’in hikâyesinin bağdaştırılması açısından başarılı bir anlatı oluşturulmuş diyebiliriz.

    Quentin Tarantino’yu, filmlerinde şiddeti komedi unsuru olarak kullanmaktan çekinmeyen bir yönetmen olarak tanıyoruz. Bu filmde de geleneğini hiç bozmamış. Hikâyenin asıl kötü karakteri olan Charles Manson’a filmde çok kısa değinilmiş. Tarantino hikâyesini daha çok  “yarın yok” prensibiyle yaşayan Hippilerin üzerinden şekillendirmiş ve Hippileri kötü ve suça meyilli olarak resmetmiştir. Sharon Tate’i öldürmeye giden bir grup hippinin aralarında sohbet ederken söylediği “Bize öldürmeyi öğretenleri öldüreceğiz.” söylemiyle de düzene karşı olan nefretlerini göstermeyi amaçlamıştır.

   Sharon Tate’in hikâyesini bilenler için filmin tam anlamıyla ters köşe yaptığını söyleyebiliriz. Tarantino’nun kurgusal karakterlerini Sharon Tate’in komşusu yapmasının asıl nedeninde gerçek hikâyeye alternatif bir son yapmak istemesi vardır. Filmde, Sharon Tate’e gerçek hayatta olduğu gibi kötü bir veda etmek istemez ve hikâyenin sonunu değiştirerek iyilerin kazandığı tipik bir Hollywood filmi edasıyla sonlandırır.

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin