“Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
    Dante gibi ortasındayız ömrün.
    Delikanlı çağımızdaki cevher,
    Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
    Gözünün yaşına bakmadan gider.

Saat 3 suları. Gece yarısının sessizliğini çığlıklar bozuyor. Sokağın başında oturan köyün hatırı sayılır Ermeni kadınlarından biri elinde fenerle dalıyor içeriye. Çok değil beş ya da on dakika sonra çığlıklar susuyor ve bir ağlama sesi tüm köyü ayağa kaldırıyor. Dünyaya gelen, köklü Pirinçcizadelerden olunca kimse uyumuyor tabi sabaha kadar.

Baba Bekir Sıtkı Bey ”Hüseyin Cahit” adını veriyor bu koca kulaklı, ince dudaklı bebeğe. Ticaretten zarar üstüne zarar eden Sıtkı Bey, pirince olan kininden midir bilinmez daha sonraları çıkan soyadı kanunuyla tüm ailesinden farklı olarak çiftçi anlamına gelen ”Tarancı” soyadını alıyor.

Hüseyin Cahit doğduğu topraklar olan Diyarbakır’da ilk eğitimini alıyor. Daha o yaşlarda sanata olan yatkınlığı fark ediliyor arkadaşlarının arasında. Yaşıtlarıyla çok az zaman geçirip günün çoğunu annesi Arife Hanım’la tarlalarda geçiriyor. Orta öğrenim çağına geldiğinde ise Sıtkı Bey’in otoriter rejimi yine hayat buluyor Tarancı ailesinde. Arife Hanımın gözyaşları içinde Hüseyin Cahit, Kadıköy Fransız Saint-Joseph Lisesi’ne gönderilince belki de bu satırları yazmamıza neden olacak sebep oluşuyor.
Okula  olan sevgisi gözle görülür şekilde olunca ilk hediye kitabını kapıyor öğretmeninden, Charles Baudelaire – Kötülük Çiçekleri … Bu hediye ona edebiyatın derin sularında yüzme fırsatı tanımaya başlıyor ve hediyelerin ardı arkası kesilmiyor. Bir akşam Victor Hugo ile konuşup,bir akşam La Fontaine’den masallar dinliyor Cahit. Ama kimse Mallarme ve Rimbaud kadar etkilemiyor onu.

1931 yılına kadar ara ara karaladığı şiirlerine hız vermeye başlıyor. Galatasaray Lisesi’nin ”Akademi” dergisinde ve ”Servet-i Fünun” dergilerinde yazdıkları yayınlanınca ilk adımını atmış oluyor yazarlığa. Mülkiye Mektebi’nde geçirdiği iki yıl boyunca derslerinden uzak, şiirlerinden ise ayrılmayan biri olarak tanınıyor arkadaşları arasında. Bu durum notlarına fazlasıyla yansıyınca ikinci senenin sonuna kalmadan okuldan atılıyor.
”… Ve böylece bu ömür, bu ömür her dakika bir buz parçası gibi kendinden eriyecek.” dizelerinin bulunduğu ilk kitabı ”Ömrümde Sükut” Mülkiye Mektebi’nden ayrılır ayrılmaz yayımlanıyor.

Memuriyet sınavlarını kazanıp Sümerbank’ta çalışmaya başlayınca ilk ataması Karabük’e oluyor. Ancak bu sefer kendisi memuriyetten ayrılıyor ve öykülerini yayımlamakta olan Cumhuriyet gazetesinde işe giriyor.

1938-1940 yılları arasında yüksek öğrenimini tamamlamak için Paris’e giden Cahit, Sciences Politiques’te okuyup Paris radyolarında Türkçe spikerlikler yaparken, Cumhuriyet’e öykülerini göndererek de geçimini devam ettiriyor. Hatta bu döneme rastlayan önemli isimlerden Baki Süha Eduboğlu ”Cahit, Cevat Sadık olarak bana öykülerini yollar, bende ona fiş keserdim.” diyerek geçimini kolaylaştırmak için başka adlarla yayınlar yaptığını da ifade etmiştir.

İkinci Dünya Savaşı’nda Paris’ten kaçıp yeniden Cumhuriyet gazetesinde çalışmaya başlayan şair, bütün zamanını ölümü ve karamsarlığı son haddine kadar işlemekle geçirir. Bu dönem onun tüm yurtta yavaş yavaş tanınmaya başladığı dönemdir.
1946 yılında meşhur şiiri Otuz Beş Yaş ile CHP şiir ödülünü kazanır ve hak ettiği üne kavuşur. 1951 yılında ise ” Düşten Güzel ” diye bahsettiği Cavidan Tınaz ile evlenir.

Otuz Beş Yaş şiirini yazdığında 36 yaşında olan şair henüz 44 yaşındayken geçirdiği bir kriz neticesinde felç olur. Tedavisi için önce doğduğu evin bulunduğu Diyarbakır’a daha sonra devlet tarafından Viyana’ya götürülür. Yaşamı boyunca yaşadığı ölüm hissini 12 Ekim 1956 gününde tadacaktır.
Şiir için ”Kelimelerle güzel şekiller kurma sanatı” diyen büyük usta arkasında onlarca eser bırakarak ayrılmıştır aramızdan.
Ömrümde SükutOtuz Beş Yaş, Düşten Güzel, Sonrası, Ziya’ya Mektuplar, Gün Eksilmesin Penceremden ve bir çoğu daha. Kafiyeden kopmayan, açık sade üsluplu bir dil kullanan, yaşama sevinci ve ölüm temalarını eksik etmeden kullanan şair Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedilmiş, Diyarbakır’daki evi de müze haline getirilmiştir.

Haydi Abbas, vakit tamam;
  Akşam diyordun işte oldu akşam.
  Kur bakalım çilingir soframızı;
  Dinsin artık bu kalb ağrısı.
  Şu ağacın gölgesinde olsun;
  Tam kenarında havuzun.
  Aya haber sal çıksın bu gece;
  Görünsün şöyle gönlümce.
  Bas kırbacı sihirli seccadeye,
  Göster hükmettiğini mesafeye
  Ve zamana.
  Katıp tozu dumana,
  Var git,
  Böyle ferman etti Cahit,
  Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;
  Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin