Gece Modu

“Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin?”
diye biten bir kitap nasıl kötü olabilir?

Bilenler bilir, bendeki Oğuz Atay sevgisi bambaşka. “En sevdiğim yazar” tanımlamasını onun için düşünmeden söyleyebilirim belki de…
Kitapları hep başucumda durur. Kimi zaman gider o kitaplarla zamanımı kıymetli kılarım. Hatta kitaplarına ayrı ayrı sarılabilirim. Öyle seviyorum kendisini…

“Bir yerde sevmeye devam edebilir miydim? 
çünkü sevmek yarıda kalan bir kitaba devam etmek kadar kolay bir iş değildi.”

“Korkuyu Beklerken”e gelecek olursak;
Kitap, 8 farklı kısa öykülerden oluşuyor. ‘Beyaz Mantolu Adam’ ile başlayan kitabımız ‘Demiryolu Hikayecileri – Bir Rüya’ hikayesiyle bitiyor.
Hepsi ayrı güzel, hepsi ayrı ayrı içinize işlemeyi biliyor.
Benim en sevdiğim hikayeler; ‘Unutulan’, ‘Babama Mektup’ ve kitabın son hikayesiydi.
Ayrıca, ‘Ne Evet Ne Hayır’ hikayesindeki var olan mizah çok güzeldi.

”…Beni anlamıyorlardı zararı yok. 
Zaten beni daha kimler anlamadı…”

Genel olarak hikayeler hakkında bir şey söylemem gerekirse, kahramanlarımız hep toplum tarafından dışlanmış, iç dünyası bambaşka kişiler. Genellikle, onların alaycı bir şekille korkuyu algılayışını görüyoruz. Daha önce Oğuz Atay okuduysanız bu tanımım size tanıdık gelecektir.
Hatta, kimi zaman toplumun var olan bazı alışkanlıklarını tarafsız bir şekilde gözler önüne serip iyi bir eleştiri okuyoruz.
Ben bu kitabı da çok sevdim ve baş köşeme koydum bile…

“Her şeye yeniden başlamak mümkün değildi. İstesem de mümkün değildi. Nerede kaldığımı unuttuğuma göre, baştan başlamak için de birtakım yetenekler gerekliydi; daha talihli doğmuş olmak gerekliydi mesela. Yeni bir dil öğrenebilmek için, hiç dil bilmemek gerekliydi.”

Eğer daha önce okumadıysanız, “Oğuz Atay okumak istiyorum ama çekiniyorum, önce hangi kitabını okusam?” diye düşünüyorsanız sizin için bu kitap bence gayet uygun.

Daha fazla ne denilebilir bilmiyorum fakat şu soruyu da soramadan edemiyorum:
“Biz buradayız Oğuzcuğum Atay peki ya sen şimdi neredesin?”