Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



 

Elimizi alnımıza koyup, şöyle uzaklara bakar gibi geçmişe dönelim biraz, ne dersiniz?

On iki ve on üçüncü yüzyıllarda meydana gelen birtakım değişiklikler toplumsal farklılaşmaya neden olmuştur. Özellikle paranın ortaya çıkmaya başlaması ticaretin gelişmesini sağlamıştır. Birçok etken kapalı ekonominin çözülmesini, pazarların gelişmesine ve yeni çıkan toplumsal sınıflara ortaya çıkarmıştır. Panayırların kalıcı hale gelmesiyle birlikte tüccarlar panayırların bulunduğu yerlere yerleşmeye başlamışlardır. Bu durum, kalabalık yerlerin oluşmasını sağlamış ve beraberinde zanaatların gelişmesini getirmiştir. Böylelikle ilk modern kentlerde bankacılar, zanaatkarlar gibi çeşitlilikler oluşmuş ve yeni koşullar, yeni tutumlarla birlikte yeni ihtiyaçları da doğurmuştur. Yeni kentlerdeki ilk işçi sınıflarının, tüccarların kaldığı evler; kendilerine özgü mahalleleri, sokakları, çarşıları oluşturmuştur. Mekana yerleşme şekli, çeşitli toplumsal etkinlikleri ve kimlikleri oluşturur.

Bu kısa tarihsel girişin ardından kitabımıza gelecek olursak:

Rus edebiyatının önde gelen isimlerinden Gonçarov, Oblomov isimli kitabında doğu insanlarının miskinlikle dolu ruh halini ve batı insanının ise dinamikliğini ele almıştır. On dokuzuncu yüzyıldan sonra kapitalizmin gelişmesiyle birlikte, kentleşmenin oluştuğu dönemlerde yabancılaşma kavramıyla karşılaşırız. Kişi bir süre sonra hem kendine hem de
yaptığı işe yabancılaşır. Eserin geçtiği döneme bakacak olursak, Rusya’nın on dokuzuncu yüzyılda durağanlıktan değişime geçmesi ve bu durumun Batı’nın gücüyle olması içsel dönüşümlere neden olmuştur. Bu nedenle doğunun insanları kendiliğinden değil de, baskı denilebilecek şekilde değişimler yaşamıştır. Oblomov’un ise, kendine ve çevresine olan yabancılaşması biraz daha farklı oluyor. Oblomov, tembelliği en üst düzeyde hatta ütopik bir şekilde yaşayan birisi. Yataktan çıkmaya tenezzül bile etmiyor. Ömrünün tamamını yatarak ve düşünerek geçirebilecek düzeyde birisi. Kitabı okurken içinizden “Artık hadi bir kalk, bir yürü Oblomov!” deme isteğiyle doluyorsunuz. Bu derece uyuşuk bir tembellikten söz edebiliriz. İçinde yaşadığı çelişkiler, yaşadığı ülkeyle birlikte kendisinin de değişmesi gerektiğinden geliyor. İşte tam bu noktada, kent ile birey arasındaki güçlü ilişkiden bahsedebiliriz. Oblomov tam da doğu ülkelerinde yaşayan insan tipini örnekliyor. Hatta örneklemekle kalmıyor literatüre ‘Oblomovluk’ adı altında yepyeni bir terim de kazandırıyor.

Oblomovluk terimini tembellik ve üşengeçlik kelimeleri ile tanımlamak yetersiz olacaktır. Aslında bu bireyler tembelliğin farkındalığı ile huzursuz olup sorunlara çözüm arama isteği ile dolup taşan kişilerdir. Fakat bu bireyler, sorunlara çözüm bulsalar da bunu gerçekleştirmeye de üşenirler. Tıpkı karakterimiz gibi…

Diğer ana karakterimizden birisi olan Ştols ise, tam bir Batılı insan profilidir. Alman geleneğinde yetişmiş, hayatta daima bir amacı olan, gerçek anlamda her anı dolu dolu yaşamaya çalışan, aylaklığı sevmeyen bir karakterdir. Tipik bir kapitalizm dinamikliğinden söz edilebilir. Kitap, Oblomov’un en yakın arkadaşı Ştols ile ilişkilerini temel alıyor diyebiliriz aslında. Doğu ile Batı’nın karşılaştırılması kişiler, hatta kentler üzerinden yapılıyor.  Sayfaları okurken dönemin toplumsal yaşamına büyük bir ölçüde hakim oluyorsunuz. Geçen yıllara rağmen bazı şeylerin tam anlamıyla hala değişmediğini görüyorsunuz ne yazık ki…

Oldukça kalın bir kitap olsa da bence gayet akıcı ve merak uyandırıcı bir üsluba sahip. Özellikle Olga ile Oblomov arasında yaşanılan aşkın, olayların psikolojik, sosyolojik tasvirleri oldukça başarılı. Tabii ki, bu ilişkide de Oblomov içinde bulunduğu oblomovluğun sancılarını yansıtıyor. Aslında oblomovluktan bir kurtulsa, hayatında birçok şey değişmekle kalmayıp kendisinin de rahatlaması mümkün.

Gonçarov bu kitabında doğu insanlarının miskinliğini ele alırken, batılıların da duygusuz, dinamik haline değinmiştir. Geleneksel yaşantı ile modern hayatın karşılaştırması da denilebilir. Üzerinden 150 sene geçmesine rağmen günümüzde bile hala bireylerde görülen uyum sağlama sorunu hala aşılabilmiş değildir. Modernizmin temelinin büyük çoğunluğunu kapitalizmin oluşturduğunu düşünürsek, Oblomov aslında bir kapitalizm eleştirisi midir?

İçimizdeki Oblomov’a selam ile.

 

 

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin