Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Nazım Hikmet’ in annesi olan ve oldukça varlıklı aileden gelen bu kadın, Celile Hanım. Güzelliği dillere destandır ve eşinden anlaşmazlık dolayısıyla ayrılır. O sıralarda oğlu Nazım Hikmet büyümüştür ve Edebiyat dersleri için bir hoca tutulur. Kendisi de resim yapmaktadır.
Bahriye’de okuyan Nazım’a ders verecek o hoca Yahya Kemal Beyatlı’ dır. Hafta sonları ders için evlerine gelip gitmeye başlar. Bir türlü kendilerinde yeşeren aşka engel olamazlar.
Yahya Kemal ile Celile Hanım’ ın ilişkileri artık yakın çevresi tarafından duyulur.
‎Celile Hanım evlenmek istemektedir fakat Yahya Kemal hayatı boyunca evliliğe sıcak bakmayacaktır. Nazım’ ın okulunda bulunan Necip Fazıl da arkadaşlarıyla hocalarının bu aşkını konuşup gülüşürler. Nazım da bu olaydan haberdar olur.
Bir gün yine ders vermeye evlerine gelen Yahya Kemal’ in cebine şu notu yazıp koyacaktır:
‎” Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz.”
‎Dediği gibi de olur. Nazım Hikmet için değil aslında Yahya Kemal in de korkusundan çift haline gelemezler ve ayrılırlar.
‎Uzun yıllar sonra bu güzel kadının gözleri görmez olur. Oğlunun tutuklu olduğu dönemdir ve Galata Köprüsü’nde grev yaparken Yahya Kemal de oradan geçmektedir. Gözleri Celile Hanım’a denk gelir fakat yanına yanaşmayarak uzaklaşır.
‎Fakat gördüğü yerde yanına gitmediği kadın için zamanında şöyle bir delilik yaptığını anlatır :

‎Bir gece Ada Oteli’nde otururken, yandaki iki kişinin Berlin Büyükelçisi bu gece davet veriyor… İstanbul’daki bütün güzel kadınlar davetli’ lafını ettiklerini duydum…
Müthiş bir acıyla yerimden kalktım…
İskeleye doğru gittim… Son vapur çoktan kalkmıştı…
Sert bir lodos esiyordu… Deniz karmakarışıktı, ancak ne olursa olsun, sandalla Maltepe’ye geçmeye karar verdim…
Sandalcılara gittim, yanaşmıyorlardı…
Çok para verince biri ikna oldu…
Açıldık, bir süre sonra lodos büsbütün arttı…
Denizde çalkalanıp duruyorduk… Sandalcı bana küfretmeye başlamıştı…
Ölmek üzereydik, ama ben sadece sevgilimin katıldığı geceyi düşünerek müthiş bir kıskançlık duyuyor ve bir an önce orada olmak istiyordum…
Sırılsıklam Maltepe’ye gelebildik…
Hemen bir kahvehaneye gidip, araba bulmaya çalıştım…
Yoktu…
Bunun üzerine Maltepe’den Bostancı’ya yürümeye karar verdim…
Tren yoluna çıkarak koşmaya başladım…
Maltepe-Bostancı arasının bu kadar uzun olduğunu o zamana kadar fark etmemiştim…”
Kan ter içinde Bostancı’ya geldim…
Vakit hayli geçti…
Karakola gittim. ‘Bana bir araba bulunuz hastam var’ dedim…
Aradılar taradılar birini buldular..
Yine bir sürü para verdim…
Arabayla yola koyuldum…
Kadıköy, oradan Üsküdar… Karşıya geçtim. Doğru Nişantaşı!.. Sevgilimin oturduğu apartmanın kapıcısı ahbabımdı. Penceresini vurarak onu uyandırdım. ‘Benimki evde mi’ diye sordum?

Adam halime bakıp şaşırdı: ‘Evde, bu akşam çıkmadı!’ dedi, ‘Ne diyorsun?’diye bağırdım.Bütün katettiğim mesafe sanki başıma yıkılmıştı. Eve kaçta geldiğini araştırttım…
Sözüne inanamıyordum. ‘Çık bir bak! Evde mi?’ diye adamı zorladım…
Adam çarnaçar çıktı. Bir münasebetle hizmetçisine sormuş uyuyor! demiş… Geldi haber verdi… Sanki dünyalar benim oldu…
Apartmanın karşısında bir arabacı meyhanesi vardı. Orada sabaha kadar içtim…
Sabahleyin, doğru eve çıktım… Benim halim berbat. Toz toprak içinde olduğumu görünce şaşırdı ve hemen anladı… Sarmaşdolaş olduk…”
Celile Hanım ‘ dan sonra hayatına giren kadınlarla da evlenmeyi düşünmez hatta bir ev bile almaz Yahya Kemal. Hayatını otellerde geçirmiştir. Cahit Tanyol’a şunları anlatır: “Şair, büyük edip olmaktan daha öte önemli üç şey var: Birincisi evlenip bir yuva kurmak, ikincisi bir ev sahibi olmak, üçüncüsü bir tarafta kimseye muhtaç olmayacak kadar parası bulunmak. Ben bunların üçünü de yapamadım. Akşam oldu mu dostlar dağılır, evlerine gider. Ben şu otel odasında yalnızlığı bütün dehşetiyle duyarım. Ne şiir, ne kitap ve ne dostlarım beni bu korkunç yalnızlıktan çekip alabilirler…”
Yahya Kemal yalnız şair olur tüm hayatı boyunca aşkını kalbinde tutarak…

GEÇMİŞ YAZ

Rü’yâ gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle,
Her ânını, her rengini, her şi’rini hazdan.
Hâlâ doludur bahçeler en tatlı sesinle!
Bir gün, bir uzak hatıra özlersen o yazdan

Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:
Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde;
Mehtâb… iri güller… ve senin en güzel aksin…
Velhasıl o rü’yâ duruyor yerli yerinde!

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin