Nazileri Öldürme Sanatı: “Hunters” İncelemesi

Dikkat: Fazlasıyla sürprizbozan içerir.

“Sarı saçlı, mavi gözlü iki Alman çocuk ormanda yaşayan zengin ve yaşlı cadıyı bulmuşlar. Sonra… Çocuklara göre cadı onları yemek istiyormuş. Hristiyan kanlarını yemek yapmak için kullanacakmış. Alman çocuklar cadıyı ocağa itip canlı canlı yanmasını izleyip servetini çalmışlar. Mutlu son bu… Sanırım cadı bir Yahudi’ydi. Ona cadı demişler ama aslında Yahudi’yi kastediyorlardı. Ormanda yaşayan yaşlı bir Yahudi kadın, kasabadan kovulmuş, kimseye bir şey yapmamış ama Hitler Gençliği gelip onu yakmış.”

Hunters, ikinci bölümün sonunda FBI ajanının anlatımıyla, Hansel ve Gratel masalının bu farklı versiyonuyla bitiyor. Bu bildiğimiz, çocukluğumuzda bize anlatılan tüm masalların aslında sorgulanmasını gerektiren bir anlatım. Masallarda tıpkı tarih gibi bize aktarılan, üzeri güzel çiçeklerle örtülmüş, çirkin yalanlardan ibaret değil mi? İkinci bölümün sonunda bu hikayenin etkisinde uzun süre kalıyorsunuz ve bildiğiniz tüm masalları sorgulamak istiyorsunuz. İşte bu seri bir çok sahnede bildiğimiz ya da doğru şekliyle yanlış bildiğimiz hikayeleri, ki hikayelerin gerçek hayattan alınıp süslenerek pembe bir yalana dönüştüğünü varsayarsak, bize sorgulatabiliyor.

David Weil tarafından yaratılan Amazon dizisi “Hunters”, bir grup Alman Nazi sadakatçisinin suçları nedeniyle kovuşturmadan kaçıp Amerikan toplumuna sızması ve bunların algılanmasının 1977’de ölüm kamplarından kurtulan bir grup Yahudi’nin intikam alma güdülerinin harekete geçmesiyle başlıyor. Ölüm kamplarına sık sık geri dönüşler yapan dizi, kötü adamların işkencesine karşılık olarak adalet için susuzluğumuzu tatmin etmeye ve gevşek felsefe zincirlerinden kaçarak intikam anlayışımızı değiştirmeye çalışıyor. Dizinin baş intikam alıcıları arasında Meyer ve Jonah bulunuyor. Nazi kamplarından kurtulan büyükannesi Ruth tarafından yetiştirilen bir yetim olan Jonah Heidelbaum (Logan Lerman) ot satarak yasal olmayan yollardan geçimini sağlayan ve aynı zamanda bir çizgi romancıda yarı zamanlı çalışan havalı, 19 yaşında bir genç.

- Advertisement -

 

Dizideki olayların başlangıcı ise şöyle olur:

Bir gece yarısı Jonah odasına çekildiği vakit aşağıdan tıkırtılar duyar ve tedirgin olup aşağı büyükannesine bakmaya iner ama henüz merdivenlerdeyken siyahlar içinde bir adamın Ruth’a silah doğrulttuğunu ve Ruth’un ona dizi boyunca aslında ana konuyu oluşturan cümleyi söylediğini duyarız “Saklanamazsın”. Evet zaten sezon boyunca saklanmaya çalışan ve gizli faaliyetlerini yürüten Nazilerden alınmaya çalışan intikama şahit oluruz.
Ruth öldürülünce tek başına kalan Jonah’a Al Pacino yani dizideki adıyla Meyer Offerman sahip çıkar ve gözetmeye çalışır. Ancak Jonah büyükannesini öldüren kişiyi bulup intikam almadan pek sakinleşeceğe benzemiyordur. Meyer ise ilk sahnesinde Jonah ile merdivenlerdeyken en iyi intikam alma biçiminin aslında güzel bir yaşam sürmek olduğunu söyler. Burda Meyer’le hem fikir olur ve ne kadar bilgin, tecrübeli, doğruları öğütleyen tonton bir dede gibi görsek de, Meyer neredeyse ikinci sahnesinin sonunda en iyi intikam almanın yolunun yine “İntikam” olduğunu söyler ve gerçek yüzünü göstermeye başlar. Meyer’in Jonah’a ikinci tavsiyesi ise “Tevrat’ı daha fazla okumalısın” oluyor çünkü ona göre Tevrat “İlk Orijinal Çizgi Roman”dı.

Meyer Jonah’a üçüncü sahnelerinde, Meyer Jonah’ı karakoldan kefaletini ödeyip çıkardığında, satranç oynamaya başlarken dizinin girişindeki satranç tahtasının ve oyuncularının hikayesini anlatır aslında; Auschwitz’de Markus Roth adında çok ünlü bir mahkum varmış. Almanya’nın Bobby Fischer’ıymış neredeyse. Ve kaderin bir cilvesiyle Heinz Richter adında sadistik bir Nazi gardiyanı da hep çok iyi bir satranç oyuncusu olmak istermiş. Ama yıllarca şimdi mahkûmu olan bir Yahudi’ye hep yenilmiş. Richter bir sabah kamptan Markus’la birlikte 32 mahkûmu da alıp ormana götürmüş. Her sabah yeni mahkûmlarla aynı yere giderlermiş. Bir sabah Ruth’un kız kardeşi Chava’yı da götürmüşler. Meyer’le Ruth’da peşlerinden gitmiş. Gördükleri şey ise dehşet vericiymiş. Büyük açık bir alanda Richter insanlardan satranç tahtası yaptırmış. Karelerde piyonlar yerine çıplak mahkumlar ve hepsinin elinde ise bir bıçak vardı. Richter siyahları temsil ediyordu, Markus ise beyazları oynamak zorundaydı. Bu dehşet verici sahne gerçekten yaşanmış olabilir mi diye sormadan edemiyor insan. Naziler bu kadarını da yapmış olabilir miydi?

Dizinin en etkileyici sahnelerinden biri de 2. bölümün başında yaşanıyor. Kamplardan birinde geçen sahnede 5 kişilik esir grubu, Nazi askerinin talimatıyla büyülü bir Wagner müziği çalar. Bu eşsiz müzik karşısında Nazi askeri neredeyse kendinden geçmiş bir halde bu müziğin tanrıdan geldiğini düşünür. O sırada bu küçük koroyu yöneten esir şef, sessizce onlara “Ya şimdi, ya asla” diyerek planlanmış bir şeyin gerçekleşeceğinin sinyalini verir bize. Wagner müziğinden bir anda Yahudi ezgisi olan “Hava Nagila”ya ani bir geçiş yaparlar. Diğer tutsaklar da şaşırıp, durup izlemeye ve dinlemeye başlar. Nazi asker, Yahudi müziği olduğunu anladığı an onları susturmak için silahına sarılır ve şefi kafasından vurur. Nazi askeri Yahudilerin korkup susacaklarını zanneder fakat vurulan şefe rağmen müzik kaldığı yerden devam eder. Asker bu defa korno çalanı vurur ama diğerleri devam eder çalmaya, bu defa da klarnet çalanı vurur, ardından flüt çalanı ve en son sadece keman sesi kalır. Kemancıyı da vurup yere yığar fakat kemancı hemen ölmez. Hızlı bir şekilde ölmeden önce Tevrat’tan dua okumaya başlar ama Nazi asker daha da sinirlenip ağzından etrafa sıçrayan tükürüklerle bağırıp Yahudi’yi tekrar vurur ve bu defa öldürür. Diğer esirler olan biteni şaşkınlıkla izler, işlerine devam etmeleri emredilir ve insan sesinin o eşsizliği tekrar yankılanır, esirler hep birlikte Yahudi ezgiyi mırıldanır. Bu sahne karşısında tüylerin diken diken olmaması işten bile değildir.

Dizide “Fringe” dizisinin Walter Bishop’u olarak tanıdığımız John Noble de yer alıyor. İsviçreli bir bankacı olarak karşımıza çıkan Frederic Hauser (John Noble) Yahudi katliamında Nazi örgütüne destek vermiş ve öldürülenlerin eşyalarına el koyup bu şekilde zenginleşmiş. Alıkoyduğu değerli eşyaları ve mücevherleri bankasının altında neredeyse bir müzeyi anımsatan bir depoda tutmuş ve kahramanlarımız burayı keşfederek Frederic Hauser’i tehdit eder. Sadece 4. bölümde yer alan John Noble bölümün sonunda başına silahı dayayarak kendi işini kendi bitirir. Bir diğer ünlü oyuncumuz ise “How I Met Your Mother” klasiğinin Ted Mosby (Josh Radnor)’si. Dizideki ismiyle Lonny Flash, kadınlara düşkün, rahat tavrıyla Yahudi ekibimizin üyesidir. Lonny Flash karakterini biraz itici bulma ihtimaliniz çok yüksek ve birçok dizi, filmde karşımıza çıkan basit bir karakterdir.

Dizi yayın hayatına başlamadan önce Amerika’da birçok tartışmaya sebep olmuştu. Hükumetin açıklamasına göre dizi Amerika’da bir kargaşaya yol açabilirdi. Bu açıklamalar dizinin izlenmesi için bir reklam çalışması mıydı yoksa gerçekten dizideki endişe veren olaylar yüzünden mi bilinmez. Dizinin anlatmaya çalıştığı bir gerçek var sanırım. Almanya’daki savaştan sonra Nazi bilim insanlarının, mühendislerinin, doktorlarının birçok yüksek mertebede çalışan önemli ama Nazi sistemine faydası dokunmuş pek çok sadistin Amerika hükumetinin bizzat davetiyle, özel uçaklarda, yeni kimlikleri, statüleri, evleri ve maaşları hazır edilmiş şekilde kabul görmesiydi. Yani kısacası savaş suçlularının, yargılanması gereken insanların alınıp ülkelerinin başının üstüne koyması. Evet eğer bu doğruysa gerçekten bir kargaşayı hak ediyor sanırım. Eminim ki Corona virüsü bu kadar etkili olmasaydı Amerika’da bu konu konuşulur olurdu. Ama maalesef ki bu önemli konu arada kaynamış oldu.

Oyuncular: Logan Lerman, Jerrika Hinton, Lena Olin, Saul Rubinek, Carol Kane, Josh Radnor, Greg Austin, Tiffany Boone, Louis Ozawa, Kate Mulvany, Dylan Baker, Al Pacino

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Must Read

Notre Dame’ın Kamburu ve Quasimodo Sendromu

   Notre Dame'ın Kamburu (Notre Dame de Paris), Victor Hugo'nun Fransız İhtilali sonrası geçen kötü karanlık günlerden kesitler de taşıyan 1831 yılında ele aldığı...