Narcissus’a Yeniden Bakmak: Instagram Üzerine Bir Analiz

Yazarın Diğer Yazıları

Savaşlar Neden Gerçekleşmiyor?

Artık savaşlar bizler için gerçekleşmiyorlar, fantazimizin ve epik film/video oyunu sahnelerinin zihnimizde doldurduğu boşluk, birçok insan için savaşın yerini tutuyor. Bundan dolayı insanlar bir...

Sosyalleşen Narsizm: İstanbul’un Mahzenlerine Berber Sokmak

Pandemi sürecinde yaşanılan can güvenliği ve ekonomik güvence gibi sorunlar, daha önceleri kriz olarak adlandırılan, devletlerin içinde bekâ meselesi olarak konuşulan birçok konudan daha...

Iskarta Hayatlar: Bauman’ın Gözünden Mülteci Krizi ve Avrupa

Leeds Üniversitesi’nde çalışırken üç yıl önce hayata gözlerini yuman ve günümüze Akışkan Modernite’yle bakmamızı sağlayan Zygmunt Bauman, keskin bir şekilde gözlemlediği ve açıkladığı göç...

Tanrı’yı Oynamak: Hiper-Gerçeklik ve Jurassic Park

Jurassic Park, Michael Crichtom tarafından yazılan aynı isimli kitabın 1993 yılında Steven Spielberg tarafından beyaz perdeye başarılı bir şekilde aktarılan uyarlamasıydı. Başrollerinde Sam Neill,...
Avatar
Onur Tuğrul Karabıçak
Ayırıcı sosyolojik tanı birimi.

Narcissus, hayatı boyunca av peşinde koşan yakışıklı bir erkek. Echo, su gibi duru güzelliğine rağmen konuşkanlığı yüzünden lanete uğramış bir genç kız. İsmi gibi, yalnızca yankıyla konuşabiliyor. Hiçbir güzeli sevmeye değer bulmayan, hiçbir güzelde kendi benliğininin tamamlayıcısını bulamayan Narcissus, Echo’ya laneti yüzünden aşık oluyor. Echo’ya ne kadar güzel olduğunu söylediğinde, Echo’dan ne kadar güzel olduğunu duymak, onun asla itiraz etmemesi ve hep güzeli söylemesi Narcissus’u aşık olduğuna asıl yanıltan şey oluyor. Echo’ya olan bağlılığı kısa ya da sadece bir yanılsama, ondan sıkıldıktan sonra terk ettiğinde, intikam tanrıçası Nemesis tarafından lanetleniyor. Sonra bir av sırasında su isteğini gidermek için bir gölden su içmeye eğilince, kendi yansımasını görüyor. Kendi yansımasını gördüğünde aynı zamanda kendi benliğini gördüğünü zannediyor. Kendinin derinliklerine ulaşabildiğini, sonunda avını tamamladığını sanıyor. Sonunda sevmeye değecek bir şey bulsa da bu kişiyi kendisidir. Asla dokunamıyor, asla asıl derinliklerine yani bilincinin altında yer alan, onu o yapan özelliklere ulaşamıyor. Kendine susayan Narcissus, asla ulaşamayacağı bir sevdaya tutuluyor. Sonsuza kadar asla ulaşamadığı ama vazgeçemediği yansımasına tutulu kalırken intihar etmeye kalkıyor, onun yitip giden güzelliğine ve kederine dayanamayan tanrılar bu acısına son vermek için onun canını alıyorlar.

Çevrimiçi ve çevrimdışı dünyalar olmak üzere iki farklı dünyada yaşıyoruz. Çevrimdışı dünya değiştiremediğimiz koşullarla dolu. Kilomuzu, görünüşümüzü, yaşımızı, kimliğimizi değiştiremiyoruz. Çevrimiçi dünyada ise bunun tersi oluyor. Görünüşümüzden kimliğimize, çevremizden ilişkilerimize her şey bizim kontrolümüz altında ve birkaç tıkla gerçekleşiyor. Bu iki dünyada iki dünyada da ortak bulunan iyi görünmeyle başarılı olma ahlaki sorumluluklarına eklenen kontrol hazzı ve kendini gerçekleştirmenin külfetli içeriğinden kaçış şansı çevrimdışı dünyayı vazgeçilemez yeni bir partner yapıyor. Fakat bu partnerin şöyle bir sorunu var: Bizlere hazırladığı masa narsisizme ya da bireyin kendine yabancılaşmasına yol açabiliyor. Burada devreye giren ise modern çağdan postmodern çağa değişmeyen en önemli kural olan tercih hakkıdır.

Çevrimdışı dünyada en fazla yeni başlangıçlar yapabiliyoruz ya da sık sık bağlanmadığımız ilişkiler kurup insanları değiştiriyoruz fakat bunun da belli külfetleri var. Erving Goffman’ın da belirttiği gibi bunlardan ilk akla gelen diyalog halindeyken ya da sosyal bir ortamda bulunurken anlaşmak için dilin belli kalıplarını kullanmak, belli durumlarda ise belli bir iletişim kanalını kullanmak. Mesela sevgiliden ayrılma cümleleriyle arkadaşlığı kesme cümleleri aynı değildir, farklılık gösterirler. Çünkü bu esnada üstlenilen roller farklıdır. Her rol kendine özgü kıyafeti ve davranış kalıplarıyla hayatımıza girer. Kısacası çevrimdışı sosyal dünyada kendimizi belli kalıplara koyup, bu kalıpların içerisinde hareket ederek sunuyoruz. Hoş, her şeyi değiştiremediğimiz bu dünyada bu kalıplara maruz kalma sıklığımız ve uymaktan sıkılmamız yeni bir şey değil. Bu kalıplara uymamızın bir diğer sebebi ise belirsizliğin ve kaderin birbirine çelişen ağlarıyla örülü dünyamızda güvenli bir iletişim aramamız (Bauman 83). Yani aslında kalıplar halinde davranmak düşman görülmesi gereken bir şey değil, buradaki sorun yargılama kapasitemizde. Kader dediğimiz değişmeyen yapılarla çevriliyken akışkan bir hayat yaşıyoruz, bu esnada ortak kalıplar kullanarak yeteri kadar güzel kalıplarına uyamayan insanları ahlaki sorumluluklarını yerine getirememeleri sebebiyle yargılamamız ve bunları yeteri kadar kontrol edememek bize çevrimiçi dünyaya mermer döşeli yolun kapılarını açıyor.

Çevrimdışı dünyada hazırladığımız avatarlar, yarattığımız profiller bize bir görünüşten de ötesini, bir benlik yaratma imkanını sunuyor. Benlik yaratmak biraz ciddi bir iş, çünkü biz bu benlikleri hayatımız boyunca sosyal ortamlarda aldığımız kararlarla ve edindiğimiz deneyimleri kendi içimizde anlamlandırdığımız şekillerde geliştiriyoruz. Uzun, yorucu, derilerine inmenin ise neredeyse imkansız olduğu, edebiyatı yaratan şeylerden bir tanesinden bahsediyorum. Benlik oluşumu ucu bucağı olmayan ve çağlar boyu insanların ortak özellikleridir. Sosyal medyada ise bu yaratımı yaptığımız zaman Tıpkı Narcissus’un mitinde olduğu gibi, birey kendi yansımasına bakarak kendini keşfetmeye kalkarsa, sonuç depresyona girmek oluyor.

Günümüzde Instagram, akıllara Narcissus’un mitini getiriyor. Uygulamada özçekimin altına yapılan açıklama kısmı benliğimizin ancak görebildiğimiz bilinç düzeyini sunuyor, kendimizi sunduğumuzu sanırken aslında aslında kendi yarattığımız ölçüde kendimizi sunuyoruz. Kendi kendimizin kontrolünü ele geçirmiş oluyoruz, değiştiremediklerimizi değiştirebiliyoruz.

Fotoğrafları kişiselleştirebiliyoruz, “filtre”ler kullanarak kendi güzelliğimize hükmediyoruz. Sonunda kendimize ne kadar uzun süre baktığımızı fark edemiyoruz. Aynalama efektiyle (von Franz 86) karşı karşıya kalıyoruz. Bu sırada kendimizi kontrol etmeye o kadar alışıyoruz ki, Narcissus’un peşinde olduğu iki avdan (birisi kendini gerçekleştirme, diğeriyse en güzel olduğunu onaylatma) kendini onaylatmayı alıp, kendini gerçekleştirmenin kıyısından gitgide uzaklaşıyoruz. Çünkü akışkan bir şekilde değiştirebildiğimiz benliklerimizle beraber asla gerçek kısmımıza ulaşamıyoruz, kendimizi gerçekleştirmek bir yana, şeklen bunun peşindeyiz ancak içeriğin külfetini omuzlarımıza yüklemiyoruz. Bu, tabiri caizse Instagram’la aramıza gizli, kaçak bir ilişki koyuyor.

Yorum kısımlarında ise belli kalıpları izlemekten geri durmuyoruz. “Mükemmelsin” yazıldığında “sen de mükemmelsin” diyoruz, gidip bir başkasına iltifat ediyoruz ve onlar da bize iltifat ediyorlar. Kendimize bir güvenli bölge yaratıyoruz, ancak bununla kalmayıp birbirimizin Echo’ları oluyoruz. Bu tip Instagram yorumlarındaki karşılıklı sevgiyle Narcissus’un Echo’ya beslediği ilginin türü birbirine çok benziyor.

- Advertisement -

Kendisinin ve yaptıklarının görünüşüyle sürekli olarak dışarıdan beğeni beklenilmesi ise narsizmin temel özelliği (Jacoby, 16). Yüklediğimiz fotoğrafların beğenilme sayılarını takip ediyoruz, beğenilmeyi bekliyoruz ve fotoğraflarımızın istatistiklerine bakıyoruz. Aslında o an baktığımız bir nesne olarak kendimizin beğenilme ve ilgi toplama ölçüsü. Fotoğraf paylaşılmaya bunun doğrultusunda gidiliyor, öyle ki bu davranış günlük hayat rutinlerimizden, davranış kalıplarımızdan biri hâline geliyor. Kendimizi güzel ve güçlü olarak yansıtırken aslında dışarıdan ilgi bekleyerek ne kadar dışa bağımlı olduğumuzu fark edemiyoruz.

Tüm bunlar toplandığında narsistik karakter özellikleri sergilemek bir yana bir de düşünen eyleyen bireyden, yani özneden nesneye (pasif, sorgulamayan, kendini gerçekleşirmeyen) geçiş yapıyoruz. Kendimizi sunarken pasifleşiyoruz, mutlu olduğumuzu ilan ederken bizi mutluluğa götürecek olan eylemlerden uzaklaşıyoruz. Fakat her zaman bir tercih hakkı söz konusu, yani tüm bunlar Instagram’ın bir suçu değil. Instagram sadece üstünde bunların olduğu bir masa hazırlıyor. Bu masada yemek yemek sizin elinizde, Instagram kullanırken farkında olmamak, bu akıntıya kapılıp sürüklenmemek sizlerin elinde. Tercih hakkımız bizim için bir anahtar. Mitlerin uyarıları bugün hâlâ geçerli ve farkında olmadığımız müddetçe kendimizi nehir tanrısının oğlu Narcissus gibi bir akıntıya kaptırmak mümkün.

Kaynakça

Bauman, Zygmunt, and Rein Raud. Practices of Selfhood. Polity, 2015.
Bauman, Zygmunt. Liquid Life. Polity, 2017.
Goffman, Erving. The Presentation of Self in Everyday Life. Academic Internet Publishers Incorporated, 2007.
Jacoby, Mario. Individuation & Narcissism The Psychology of The Self in Jung & Kohut. Düsseldorf: Routledge, 1990.

Daha fazla

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Son Yazılar

Annem Hakkında Her Şey: Aile Kavramına Bakış

1999 yılında vizyona giren film, izleyiciye farklı bakış açıları ve sorgulama alanları açmıştır. Pedro Almodóvar'a  En İyi Yabancı Film Oscar'ı ve Cannes Festivali'nde En...

Kadınca Bilmeyişlerin Tek Adı: Tante Rosa

     "Nerede olursa olsun, kadınları birbirine ortak eden tek bir şey vardır: Hayat!" 1966-1968 yılları arasında Dost dergisinde yayımlanan Tante Rosa, sonraki yıllarda kitap...

Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları Işığında “Yürümek” – Sevgi Soysal

"Yürümek, dönüp arkaya bakmamak..." Sevgi Soysal'ın 1970 yılında kaleme almış olduğu Yürümek romanı; Türk edebiyatında o zamana kadar çokça rastlanmayan konulara değinen özgün bir eserdir....

Aydınlığı Bir Ucundan Olsa Bile Gören Kadın: Sevgi Soysal

"Hayat bir denizdir, yüzme bilmeyen boğulur." "Korkma, aydınlığı bir ucundan da olsa görenlerin işi değil korkmak." Sadece yarından konuşmak isteyen; kuru dallardan, kurumaya yüz tutmuş öz...

Dogma 95: Breaking The Waves

Dogma 95 Nedir ?  Lars Von Trier ve Thomas Vinterberg tarafından başlatılmış bir film yapım hareketidir. Hollywood sistemine karşı olan, sinema sanatında hikaye anlatım tarzının...