Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



”- Şiiri hep aşkın gıdası olarak düşünürdüm.

– Sağlıklı, güçlü, iyi, bir aşk için doğru olabilir. Zaten güçlü olan bir şeye her şey iyi gelir. Ama eğer zayıf, cılız bir eğilimse tatlı bir sone açlıktan öldürür onu.”

 

Birçoğumuz -okumamış bile olsak- Gurur ve Ön Yargı’nın adını bir yerlerde duymuşuzdur. Gurur ve Ön Yargı başta olmak üzere 19. yüzyılın güçlü kadın karakterlerinin yazarı olan Jane Austen gerek kitapları gerek hayat hikâyesi ile birçok kadına örnek olmuş, kitapları filmler için ilham kaynağı haline gelmiştir. Onu bu kadar özel kılan ise kadınların başarabileceği tek şeyin kazançlı bir evlilik olarak görüldüğü dönemde yazar olma ‘cesaretini’ göstermesidir.

Jane Austen’ın çok sevilen kitaplarının 19. Yüzyıl İngiltere kırsallarından kopup 21. yüzyılda da yankı uyandırabilmesi yazarın kaleminin gücüne dair önemli bir kanıttır bana göre. Onun kitaplarını bu kadar özel kılan nedenlerden biri ise yazarın yaşadığı dönemi çok iyi incelemiş ve gördüğü her rengi kitaplarına ilmek ilmek işlemiş olmasıdır. Erkeklerin baskın olduğu bir toplumda bir kadın olarak yazmaya devam etmiş ve kitaplarının başrolünü kadınlara ayırmıştır.

“Sevecen bir yürekten daha canayakın hiçbir şey olamaz, hiçbir şey bununla kıyaslanamaz. Sıcak, yumuşak bir yüreğin yanı sıra sevecen, yalın bir davranış, bence berrak, işlek bir kafadan kat kat daha çekicidir.”

Yaşadığı toplumun belirgin özelliklerinden biri evliliklerin statü belirlemede önemli bir kriter olmasıdır. Jane Austen ise kitaplarında bu durumu zarif bir şekilde eleştirmekten geri durmamıştır. Evlilikler üzerinden detaylı bir toplum eleştirisini okuyabilirsiniz kitaplarında. Gurur ve Önyargı’da güçlü bir toprak soylusu olan Darcy’nin karşısına orta sınıftan Elizabeth çıkar mesela. Kendini donatmış bir karakter olan Elizabeth akıllara yazarın kendi hayatını getirir. Her ne kadar mutlu sona ulaşamamış da olsa karakterlerine mutluluğu çok görmemiştir. Yaşayamadığı sonu karakterlerine yaşatmıştır bir nevi.

Yeri gelmişken yazarın hayat hikâyesine baktığımızda yazar 1775 yılında Steventon, Hampshire’da dünyaya gelmiştir. Din görevlisi babası, annesi, altı erkek ve bir kız kardeşiyle sıradan bir yaşamı olmuştur. Düzensiz bir eğitim hayatı olmasına karşın dönemindeki kadınlara göre oldukça donanımlıdır. Daha küçük yaşlardayken aile içindeki bir eğlence olması sebebiyle yazı dünyasına adımını atmıştır. Onun bu yazma tutkusunun basit bir hevesten daha fazlası olduğunu anlayan babası yayımcı bulmak için uğraşmış ve kızının rahat çalışabilmesi için gereken ihtiyaçlarını karşılamıştır. Babasının ölümünün ardından farklı yerlerde yaşayan Austen hiç evlenmemiştir. Yaşadığı bir hastalık sonucu 41 yaşında hayata gözlerini yummuştur.

Gurur ve Ön Yargı, Emma, Mansfield Park, Akıl ve Tutku… Tüm kitaplarının ortak bir özelliği vardır, o da kötülerin gerçek hayatın aksine yaptıklarının cezasını bir şekilde çekiyor olması ve iyilerin hak ettikleri mutlu sona kavuşmasıdır. Sanayi Devrimi’nin henüz yaşamları değiştirmediği, mektupların ve zarif hareketlerin hâkim olduğu zamanlardan gelen karakterler günümüzde de bir şekilde kendine yer edinir. Yazdığı hikâyeler her ne kadar gerçekten uzak görünse de karakterlere günümüzde dahi rastlayabiliriz. Jane Austen’ın o dönemde eleştirdiği ‘kazançlı evlilik’ hala bazı annelerin hayallerini süslemeye devam etmekte ve kitap okumaktansa birilerinin hakkında konuşmayı tercih eden insanlar aramızda yaşamaktadır. Yani yazarın kalemi yaşadığı devrin çok ötesine uzanmayı başarmış, zamansızlığa ulaşmıştır. Bir eserin klasik olması da bu anlama geliyor sanırım.

“Ama gerçekten de insanlar doğanın yüceliğini daha derinden duyabilseler, onun güzelliğine dalarak kendilerini unutabilseler, kötülük de üzüntü de azalırdı.”

Siz de İngiltere kırsallarında yürümek, beş çaylarına konuk olmak ve bulunduğunuz ortamdan uzaklaşmak istiyorsanız öncelikle yazarın kitaplarını okumanızı ardından da kitapların beyaz perdeye uyarlamalarını seyretmenizi tavsiye ediyorum. Ayrıca ‘Becoming Jane’ filmini izleyerek yazar ve kavuşamadığı aşkı hakkında daha çok bilgi sahibi olabilirsiniz. Kitapların kalınlığı gözünüzü korkutmasın çünkü başladığınızda nasıl ilerlediğine siz de şaşıracaksınız ve klasik okumanın çok da zor olmadığına şahit olacaksınız.

Yazma cesaretini göstermiş ve kadınlara ilham olmuş Jane Austen’ı saygıyla selamlıyorum. Bizi mutlu sonlara inandırdığın ve kitaplarınla hayallerimizi süslediğin için sonsuz kere teşekkürler!

Becoming Jane filminin fragmanını aşağıdan izleyebilirsiniz.

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin