Gece Modu
Mutlu Olma Sanatı, Bertrand Russell tarafından 1930’da yazılan, mutlu ve doyurucu bir hayat yaşamak üzerine yazılmış bir kitap. 20. yüzyılın başlarında yazan Russell, radikal biçimde değişen sosyal, politik ve ekonomik bir manzara ile mücadele etmek zorunda kaldı. Russell, 1. Dünya Savaşı ile birlikte uluslararası politikalar hakkında düşünmeye başlamıştı. Kadınlar işyerlerine girmeye başladılar ve kölelik evrensel ahlaki bir kötülük olarak görülmeye başlandı. Ayrıca, İngiliz toplumunun sınıf yapısında üst sınıfın bir üyesi olarak Russell’ın ilk elden gözlemlediği kargaşalar yaşandı. Russell toplumun hareketlenmelerini “demokrasi” yönünde olumlu bir gelişme olarak gördü, ancak aynı zamanda kendilerini modernizmden moderniteye geçiş olarak adlandırılabilecek yeni bir dünyada bulan insanların karşılaşacağı sonuçlarla da ilgilendi.

Bertrand Russell’ın ”Mutlu Olma Sanatı” bizim zamanımızla geçmiş zaman ve hayat tarzı arasındaki farklılıkların iyi bir hatırlatıcısı. Ve en önemli nokta, Russel’ın bizim bulunduğumuz ”mutluluk endüstrisi” içerisinde bulunmaması. Günümüzde etraf, kişisel gelişim kitaplarından geçilmiyor ve bireyleri kendileri ile takıntı derecesinde ilgilenmeye ya da dikkatlerini başkalarına yönlendirmeye teşvik ediyor. Ayrıca, antidepresan kullanma fikri, Russell’ın zamanında ayda yürümek kadar tuhaftı. Birkaç kişi hariç herkes için, mutsuzluk sağlık durumu ile ilgili olarak görülmüyordu.

Russell’ın tavsiyeleri, kendi zamanlarımıza uygulayabileceğimiz yapıcı davranışlar önermektedir. Russell’ın merkezi tezi (birden fazla olmasına rağmen) mutluluğun anahtarının, içsel düşüncelere ve hislere değil, dış nesnelere bilinçli dikkatin odaklanması olduğu yönündedir. Bir insan ne kadar çok kendi işinin dışında kalırsa – çalışmak, hobiler, sosyal ilişkiler, bir aile yetiştirmek vb. -kendi zihnindeki hapishanede daha az zaman geçirir. Mutluluk arayışı bu nedenle,dışsal şeyler bulmak onlarla meşgul olmak ve ilgilenmek için sürekli çaba sarf etmesi anlamında bir “fetih“tir. (Kitabın İngilizce’den tam olarak çevrilişi ”Mutluluğun Fethi” dir.)  Russell’in bu konudaki tavsiyelerinin herkes için aynı derecede geçerli olup olmadığı ya da esasen kendisi gibi insanlarla ilgili olup olmadığı açık değildir. Dışsal amaçlara odaklanmak yerine, bireyin öz benliğiyle daha huzur içinde olmak, birçok insan için önemli bir yetenek olabilir. Yine de Russell bu yaklaşımı toptan bir şekilde reddetti.

Kişinin kendisinden daha büyük bir anlatının parçası olma fikri insanların kavrayabilmesi için çok önemli bir kavramdır. Russell, kişinin kendisini kozmik öneme sahip bağımsız bir varlık olarak değil, bir zincirde bir bağlantı olarak görmesini sağlayan tarih çalışmasını önerir. Kendini büyük bir hikayenin büyük ölçüde önemsiz bir parçası olarak görmek, yıkıcı gibi görünse de, aynı zamanda sorunlarınızın da kozmik problemler olmadığı anlamına gelir. Burada Russell, birey hayatındaki bazı zorluklardan endişe duyduğunda, kendisini tarih boyunca yaşamış olan birçok insan arasından birisi olarak görmesi gerektiğini önerir.
Modern okuyucular için ilginç olabilecek diğer bir nokta olarak: kadınların aile ve iş yaşamını dengeleme sorunu, Russell’in zamanında da bugün olduğu kadar büyük bir konuydu. Russell, çoğunlukla eğitimli bir kadının, yeteneklerinin arka planda kalacağı ev işlerine odaklanmak yerine, yeteneklerinin kullanıldığı bir kariyerde genellikle daha fazla mutluluk ve memnuniyet bulacağını savunarak, bu konuda ilerici bir duruş sergilemiştir. Ayrıca, bir kadının kocasıyla ilişkisi, ikisi de ev dışında çalışma fırsatına sahipse daha iyi olacaktır.
Dikkate alınması gereken son bir nokta, psikolojinin Russell zamanından günümüze nasıl değiştiğidir. Russell, Freudyen bakış açısı ile çalışıyordu; psikolojiye yaptığı atıfların birçoğu bu nedenle küçük çocukların ebeveynleriyle, özellikle de anneleriyle ilişkileriyle ilgilidir. Kitap modern psikoloji ve tıbbın kabul ettiği mutluluğun kilit faktörlerinden herhangi birinden söz etmiyor – iyi bir gece uykusu, uygun bir diyet, açık havada geçirilen zaman ve düzenli egzersiz.

 

Dev Lotr Testi

Kitaptan Alıntılar

Russell’ın kilit konsepti keyiftir. Keyif, “ister insan ister hayvan olsun, her mutluluğun sonucunda bağlı olduğu, olası şeyler için bir iştahtır. “Açlık nasıl yemekle ilgiliyse, keyifte yaşamla bağlantılıdır.” Açlık otomatik olarak doygunluğa yol açmadığı için, keyifte otomatik olarak mutluluğa yol açmaz. Mutluluk, çaba göstermeden elde edilen hazdan gelemez. “Mutluluk, çok nadir durumlar dışında, şanslı koşullarla sadece olgun bir meyve gibi ağza düşen bir şey değildir. Bu yüzden bu kitabı “Mutlu Olma Sanatı” olarak adlandırdım.” demiştir. İnsan, diğerleri gibi, yaşam için belirli bir miktarda mücadeleye adapte durumdadır ve hayatında çabanın bulunmaması mutluluğun temel bir bileşenini ortadan kaldırır. İstediğimiz şeylerin elde edilmesi zor olmalı ancak elde edilemeyecek kadar da zor değil.

Can Sıkıntısı ve Heyecan

Bugün sık sık boşa harcanan zaman olarak düşündüğümüz sessizlik, Russell’ın ideal dünyasında tam tersi işleve sahiptir: ”derin düşünme” için bir fırsat.

Can sıkıntısı özellikle insanlarda görülen duygusal bir haldir. Can sıkıntısı ahlakçılar için de bir sorundur, çünkü insanoğlunun işlediği günahların en azından yarısının amacı, can sıkıntısından kurtulmaktır. Ne var ki can sıkıntısı tamamen kötü bir şey değildir. Bunun iki çeşidi vardır: Biri insanı verimli yapar, diğeri ise aptallaştırır. Heyecan arayışı da bir bakıma bağımlılıktır ve fazla heyecanlı bir hayat yorucudur ve böyle bir yaşamda, heyecan duyabilmek için çıtayı sık sık yükseltmek gerekir. Ancak fazla heyecan her türlü isteği körleştirir. Şu halde, mutlu bir hayat için, belli derecede can sıkıntısına dayanabilmek şarttır ve bu, gençlere öğretilmesi gereken konulardan biridir.

Büyük adamların özelliği sakin bir hayat ve dışarıdan bakılınca hiç de heyecan verici görülmeyen zevklerdir. Kant, hayatı boyunca Königsberg’den yirmi kilometre öteye gitmemiş. Darwin, dünyayı dolaştıktan sonra, kalan günlerini British Museum’da geçirmeye karar vermişti.

Tekdüze sayılabilecek bir yaşama katlanma becerisi çocuklukta kazanılır. Bu konuda modern anne babaların suçu büyüktür; çocuklarına birbirine benzeyene günler geçirtmenin önemini kavrayamadıklarından, onlara sinema, tiyatro ve iyi yiyecekler gibi pasif eğlenceler sağlarlar.

Yorgunluk

İnsanların çoğu, düşüncelerini kontrol etmekte yetersizdir. Yani, henüz herhangi bir şey yapamayacakları aşamada, kaygı verici konuları düşünmemeyi beceremezler. Akıllı insan, sorunlarını gerektiği zaman düşünür; başka zamanlarda ise başka şeyler düşünür; gece hiçbir şey düşünmez. Her şeyi zamanında düşünmek önemlidir. Birincisi, günlük işleri daha az zihin çabası ile başarmayı olası kıldığı için, ikincisi, uyumaktan başka bir çare sağladığı için, üçüncüsü de, doğru ve yerinde kararlar verme gücünü artırdığı için.

Günah Duygusu

Vicdan, yapmak istenilen şeyin günah olup olmadığını belirler; böyle bir günahın acısı iki türlü olabilir; birisine pişmanlık denir ki değeri yoktur, diğeriyse tövbedir ve suçu ortadan kaldırabilir. Ama en önemli biçimiyle günah duygusu çok daha derinlere uzanır. Bilinçte başkalarının tepkisini alma korkusu olarak görünmeyip, kökü bilinçaltındadır. Bazı davranışlar, iç gözlemle ayırt edilemeyecek nedenlerden, bilinçte günah olarak görülmektedir. Bütün bunların kaynağı ise altı yaşına kadar alınan ahlak öğretimidir. Büyüdükçe de bu ahlak kurallarının kaynağını ve bunlara aykırı davranmanın cezasını unutur, ama o kuralları unutmaz ve onlara uymamanın çok kötü olacağı duygusundan kurtulamaz. Doğru kural basit: Kız ya da erkek çocuğa ergenlik çağına gelinceye değin herhangi bir ahlak kuralı öğretmeyin ve bedenin doğal eylemlerinde herhangi bir günah bulunduğunu aklına sokmaktan sakının. Bir insanın gücü yerindeyken mantığını kullanarak inandıkları, her zaman inanması gereken şeylerdir.

Kaynakça:

Bertrand Russell ”Mutlu Olma Sanatı”

http://dendwrite.blogspot.com/2019/02/book-review-conquest-of-happiness.html

https://www.psychologytoday.com/us/blog/one-among-many/200905/russell-happiness

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin