
Dersin son saatleriydi. Öğretmen bizden bıktığını belli etmemek için ellerini başının arasına almış masada oturuyordu. Sessizlik kaybolmaya, sınıf gürültü çıkarmaya başlayınca “Hadi bakalım var mı şarkı söylemek isteyen?” diye seslendi. Bu taktik her zaman işe yarar. Biri çıktı tahtaya şarkıya başladı. Ayıp olmasın diye bitirmesini bekledik. Sesi çok kötüydü. Tüm sınıf mecburiyetten onu dinliyordu ben ise Eda’ya bakıyordum. Müdürün kızı olan Eda. Herkes ondan korkardı. Nasıl korkmasınlar babası okul müdürü. Babasını okulda hiç görmezdik ama yürüyüşünden sokakta bile tanırdık. Birkaç kere teneffüse birlikte çıktık ertesi hafta babası sınıfa girdi. Herkes ayağa kalkınca ben sıranın altına gizlendim.
“Kızıma yan bakan hanginiz” diyecek diye bekledim “İyi dersler hocam” dedi çıktı. Belli ki gözdağı veriyordu. Yanımda oturan Mehmet hemen önümüzde oturan Eda’ya içli içli bakıyordu. Ben anladım tabi ama kendisi itiraf etsin diye bekledim. Bir gün okul çıkışı eve giderken kendi yolunu uzatıp benimle eve kadar yürüdü.
“Ya bu kız var ya hani…”
“Hangi kız?”
“Eda”
“Ondan bu şekilde bahsetme, müdürün kızı Eda de.”
“İşte müdürün kızı Eda var ya”
“Evet, ne olmuş ona?”
“Ben galiba onu seviyorum”
“Oğlum ne sevgisi, sen daha yedi kere sekizi bilmiyorsun!”
“Sen biliyorsun sanki”
“Biliyorum tabi, kırk dokuz.”
“Vaay! Hangi ara öğrendin?”
“Sen kızları düşünürken çalıştık oğlum.”
Yol bitsin de eve gireyim bir an önce diye dua ediyordum. Mehmet bana yapılmaması gerekeni yapıp hoşlandığım kıza âşık olduğunu söylemişti. Tabi onun suçu yok. Ben daha Eda’ya olan duygularımı kendime itiraf edememiştim ki başkasına söyleyeyim. Akşam oldu salondaki tekli koltuğa yastıkla beraber gömülüp düşündüm. Yarın bir yolunu bulup bu kızı Mehmet’ten uzak tutmam lazım dedim kendi kendime. Sabah annem uyandırdı. Kahvaltı hazırlamıştı babama. Genelde ben kalktığımda o kahvaltısının sonuna gelmiş olurdu. Sofraya oturur oturmaz emeklilik hayallerine dalmıştım, babam kolumu dürttü uyandım. Bir şeyler atıştırdıktan sonra giyinip çıktım ben de. İlk dersin ortasında Mehmet dizime vurup,
“Dün çok düşündüm. Bugün bir yolunu bulup konuşacağım.” dedi.
“Babasına söylerse ne yapacaksın?”
“Onu da düşündüm, o yüzden bana yardım edeceksin.”
Mehmet’in okuma ve yazmadaki tüm beceriksizliğinin sebebi böylece belli oldu. O da benim gibi bütün gece uyumamış, ödev yerine hain planlar yapmıştı. “Nasıl?” diye sordum. Tek eliyle ağzını kapayıp kısık sesle anlatmaya başladı. Bir yandan da öğretmeni süzüyordu.
“Akşam çıkışta, sen bir yere saklanıp Eda’ya taş atacaksın.”
“Eee?”
“Ben de seni arkandan gelip yakalayacağım. Kolundan tutup Eda’dan özür dileteceğim. Böylece benim kahramanlığımdan etkilenip yol boyunca yanında yürümeme izin verecek.”
“Bu mu yani plan?”
“Evet”
O sırada öğretmen fısıltılarımızı duyunca ses tonunu yükseltti biz de hemen konuşmayı yarıda kestik. Bu çocuk ya benden daha cesur ya da gerçekten âşık diye düşündüm. Zaten aşkın olduğu yerde cesaret olmaz mı deyip, teneffüste planı kabul ettiğimi söyledim. Son derse girdiğimizde içimde bir heyecan vardı. Pişmanlık da olabilir tam hatırlamıyorum. Zil çalınca koşar adım topluca çıktık sınıftan. Okul bahçesinde büyük bir kalabalık vardı. Eda, babası geç çıktığından onu beklemeden yürüyerek gidiyordu. Ben bayrak direklerinin oraya gizlenmiş yerden taş seçiyordum. Mehmet ise bahçenin ortasında bir bana bir de Eda’ya bakıyordu. Eda çıkış kapısına doğru yaklaşınca Mehmet bana “At şu taşı” der gibi işaretler yaptı. Avucumdaki taşları en küçükten büyüğe doğru sıraladım. İlkini attım tutmadı. İkincisini denedim yine olmadı. Bahçe kapısını geçip gözden uzaklaşmadan son şansımı kullanıp en büyük taşı Eda’ya fırlattım. Atışımın ve arkadaşıma yardım etmenin gururuyla Mehmet’e baktım. Başka yöne kaçıyordu. Ne olduğunu anlamadan kulağımda bir sızı hissettim. Bir erkek eli olduğunu hissetmiştim ama müdür olacağı aklıma gelmemişti. Ben, kulağım ve müdür hızlıca Eda’nın yanına gittik. Eli kafasında oturmuş ağlıyordu. Babasını görünce hazır ola geçer gibi ayağa kalktı. O zaman fark ettim sarı saçlarından, başı kanıyordu. Müdür bey kanı görünce kulağımı bıraktı bana bir iki saniye baktı ve tokatı yapıştırdı.
“Niye taş atıyorsun özür dile, çabuk!” diye bağırdı.
“Öğretmenim, Mehmet…” dedim sustum.
Ertesi gün okula ailemi çağırdı. Babam kendisini rezil ettim diye benimle birkaç gün konuşmadı. Eda kafasına dikiş atılmasına sebep oldum diye yüzüme bakmadı. Ben de Mehmet’le bir daha görüşmedim.
Hayatımın en isabetsiz atışını o gün yapmıştım. Zaten aşkın olduğu yerde pişmanlık olmaz mı deyip çarpım tablosuna geçtim.








































