Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



  

  Arzulanan bir ilerleme olarak insanlığa sunulan modern hayatın asıl gerçeklikleri yirminci yüzyıl insanları tarafından derinden hissedilmiştir. Bu çekici gelen modern hayat, insanlara beraberinde iki büyük dünya savaşı getirmiş ve insanları felakete sürükleyen bir dalganın ilk aşaması olmuştur. İnsanları hayal kırıklığına uğratan sadece savaşlar değil, kapitalist sistemin hiç olmadığı kadar güçlendiği bir döneme girilmesiyle, bu hissedilen hayal kırıklığı daha da artmıştır. Bu deneyimler, dönemin yazarları tarafından da deneyimlenmiş ve bütün kalıcılığı ile günümüze kadar aktarılmıştır. Bunlardan en çarpıcı ve en kapsamlı olanı belki de İngiliz yazar olan Virginia Woolf tarafından Mrs. Dalloway’de geçmektedir. Woolf hem savaşın hem de modern hayatın yanılsamasını iki ana karakter üzerinden okuyucularına yansıtmayı başarmıştır. Woolf kalemini öyle zekice kullanmıştır ki sonunda bu iki farklı karakteri bir ruhta birleştirmeyi başarmış ve modern dünyanın gerçekliklerini gözler önüne sermiştir. Bu açıdan bakıldığında, romanları gerçekçi bir bakış açısıyla okuyup, empati kurmayı sever okurlar için oldukça başarılı bir roman denilebilir. Bir diğer yandan ise Woolf’un iç yaşamındaki çatışmaları merak eden okurlar için de oldukça önemli bir yere sahiptir demek yanlış olmaz çünkü romanın bazı yerlerinde Woolf karakteri Clarissa Dalloway üzerinden kendi iç çatışmalarını, hislerini ve duygularını okurlarına aktararak sanki itirafta bulunuyor gibi gözükmektedir. Romanın her cümlesi ve kelimesi başka bir açıdan incelemeye açık ve edebi değeri oldukça yüksektir. Woolf bu romanı yazarken, geçmişte artık klasik sayılan Dante ve Shakespeare gibi yazarlardan da referanslar alarak cümlelerin içeriğini, benzetmelerini, karakterlerin hislerini ve bulundukları durumları zengin edebi bilgi birikimi ile aktarmıştır.  

  Romandaki Septimus karakteri, Woolf’a savaş sonrası dönemin insanları nasıl etkilediğini göstermek için bir yol olmuştur. Septimus, savaşa katılmış ve sonrasında savaş bunalımı ile hayatına devam etmek zorunda kalan bir karakterdir. Woolf, okurlarına Septimus’u ve dünyayı anlayabilmek adına güzel bir zıtlık kurar; savaşa katılmadan önceki Septimus ve savaştan döndükten sonraki Septimus. Savaştan önceki Septimus, savaşa katılmak için gönülden bir arzu duyar. Bunu romanında şu dizeler ile aktarmıştır: “Septimus ilk gönüllülerden biriydi. İngiltere onun gözünde Shakespeare’in oyunları, bir de yeşil elbisesiyle alanda dolaşan  Miss Isabel Pole demekti; bunları kurtarmak için gidiyordu Fransa’ya.” (Woolf, 88) Burada Shakespeare’in oyunlarına benzetmesi basit bir edebi benzetme değildir. Çünkü Shakespeare’in birçok oyununa bakıldığında, bunların İngiltere’de hakim olan ideoloji ve gücü yani krallığı yüceltme meyilinde olduğu açıktır. Burada da Septimus bu benzetme ile görülüyor ki; savaşa, İngiltere ve onun yüceliğine inanan bir İngiliz vatandaşı olarak katılmıştır. Bir diğer deyişle, Septimus kendisine empoze edilen bir yanılsama olan ideoloji ile savaşa katılır fakat bunun bir yanılsama olduğunu anlaması yine Woolf’un güçlü kalemi ile okurlarına aktarılır. Septimus savaş sırasında birlikte savaştığı en yakın arkadaşı Evans’ı bir patlama sırasında gözlerinin önünde kaybeder. Bu olaydan sonra Septimus muhakemesini yitiren bir birey haline gelir. Savaştan önce sanatla ilgilenen, şiir ve kitap okumaktan zevk alan Septimus, savaştan sonra dünyevi olan her şeye karşı isteksizdir. Onu tanımlayan her şey yok edilmiş durumdadır, hayattan zevk alamayan bir birey haline gelmiştir. Başka bir deyişle savaş onun kişiliğini yok etmiştir. Kendini toplumdan soyutlar çünkü topluma artık uyum sağlayamaz haldedir.                                           

  Londra sokakları, sanki hiç savaşa girmemiş gibi modern hayatın zevklerini çıkarmaya çalışır bir halde savaş gerçekliklerini göz ardı etmektedir. Bu noktada Clarissa Dalloway karakteri, Woolf için modern hayatın yanılsamasını okurlara aktarmak için bir yol olmuştur denilebilir. Clarissa savaş sonrası modern hayatın gerçekliklerini gören fakat bu duruma kayıtsız kalan bir karakterdir. Bu gerçeklikleri göz ardı edip hayatını ışıltılı partilerde, üst sınıf vatandaşlar ile yaşamaktadır. Çevresindeki olumsuz her şeye gözünü kapatmıştır. Woolf,  Clarissa’nın kayıtsızlığını cümleleriyle anlatarak değil de güçlü tekniği ile okurlara aktarmıştır. Örnek verilecek olursa; Clarissa, çevresinde savaş ve bunun sonuçları ile alakalı bir durum gördüğünde, bir anda başka bir konuya atlar ve romanın büyük bir bütünlüğü bu şekilde devam eder. Bu durum konu bütünlüğü için bir kargaşa yaratır ve en önemlisi de boşluklar oluşturur. Bunun sonucunda okurlar aradaki bu boşluğun doldurulması ve incelenmesi gerektiğini sezer. O boşluk işte tam olarak her şeyin farkında olan ama buna kayıtsız kalarak ışıltılı hayatına dönen bir yirminci yüzyıl kadınını göstermektedir.

 Sonunda ise Woolf öyle bir yerde Septimus ve Clarissa gibi zıt karakterlerin aslında o kadar da zıt olmadığını gösterecektir ki tıpkı okurlarına günlüğünde yazdığı ve yapmak istediği sistemi sorgulatma arzusunu gerçekleştirdiği gibi… Woolf, Mrs. Dalloway romanını yazmadan önce, günlüğünde: “ Yaşamı ve ölümü vermek istiyorum, sağlığı ve çılgınlığı; toplum düzenini eleştirmek istiyorum, işler halinde, en yoğun biçiminde. “ der ve dediğini yapar da…Woolf,  sağlıklı olmayan, toplumda çılgın sayılan ya da diğer bir deyişle delirmiş kabul edilen Septimus’un gerçekten deli olup olmadığını ya da Clarissa’nın yaşadığı toplum kurallarına uyarken gerçekten mutlu olup olmadığını sorgularken aynı zamanda bunu toplum düzenini işler halde, en yoğun biçimde, zengin edebi birikimi ve güçlü tekniği ile yansıtarak okurlarına bir şaheser bırakır.

 

 

 

Kaynakça

Woolf, Virginia. Mrs Dalloway.Çev.,Tomris Uyar. İstanbul: İletişim Yayınları, 2012.

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin