Mozart in the Jungle

Insane in the Brain’i duymuş muydunuz? Tabii ki konumuzla bir alakası yok. Sadece Mozart in the Jungle’ı üç defa üst üste okumayın diye eklenmiş serbest bir çağrışım. Ama müzikle ilgili sonuçta, en azından 90’lardaki. Buraya müziğin yüzyıllar içindeki dönüşümüyle ilgili bir şeyler de yazabilirdim ama kafanızı şişirme niyetinde değilim. Çünkü Mozart in the Jungle da öyle eskiden televizyonda izlediğimiz pazar konserleri gibi bir dizi değil. (Onların zamanında kafamı şişirdiğini ima etmiyorum, şimdiden söyleyeyim gelebilecek tepkiler için.

Klasik müzikle ilgisi olup internetten dizi izleyen biriyseniz, “Ben bunları zaten biliyorum.” diyeceksinizdir. Ya da hemen her kadının beğendiği, Gael García Bernal’i yakından takip ediyorsanız. Ya da sadece gezinirken gözünüze çarpmış ve ayrılamamışsanız başından. Olsun okuyun yine, okumaktan bir zarar gelmez.

Nasıl olursa olsun, izlenmeyi/dinlenmeyi hak eden bir dizi Mozart in the Jungle. Anladığım kadarıyla New York Senfoni Orkestrası’nda bir dönem obuacılık yapmış (Hürriyet de oboisti böyle çevirmiş, benim suçum değil) Blair Tindall’ın anılarını yazdığı “Mozart in the Jungle: Sex, Drugs and Classical Music” kitabından esinlenerek yapılmış bir dizi. Fazla “uyuşturucu” görmedim ama diğerleri bolca mevcut dizide de.

Paul Weitz’ın yönettiği dizinin senaristleri arasında Wes Anderson’la çalışan Coppola ailesinden iki önemli isim var: Roman Coppola ve Jason Schwartzman (Ne bereketli bir aileymiş bu arada Coppola’lar). Müzik ve komedinin birleştiği bu dizide Hailey isimli genç bir obuacının, New York Senfoni Orkestrası’na uzanan yolu anlatılıyor genel olarak. (Yol dediysem öyle zorlu uzun bir yolculuk değil, ikinci bölümden itibaren giriyor orkestraya Hailey). Genç ve yetenekli yeni maestro, farklı kişiliklere sahip orkestra üyeleri, klasik müzikle ilgilenenler haricinde fazla tanınmayacak ünlü konuk oyuncular (Tabii bu ilk sezon için geçerli, ilerleyen sezonlarda Monica Bellucci, Placigo Domino gibi isimleri de görebiliyorsunuz) ve saf, katıksız müzik.

- Advertisement -

Klasik müziğe fazla ilgi duymasanız da dizinin içine girebiliyorsunuz bir şekilde. Ve hoşunuza gidiyor çalan şeyler. Yani bir nevi eğitiyor kulağınızı ve sevdiriyor müziği. Oyunculuklar, özellikle Gael Garcia Benal’in performansı oldukça iyi. Onun dışında Malcolm MacDowell (Ben bu adamın Otomatik Portakal’daki Alex olduğunu bilmiyordum dizilerde izlerken), Lola Kirke, Bernadette Peters, Saffron Burrows hepsi güzel bir iş çıkarıyorlar.

Amazon Prime’da yayınlanan dizinin şubat ayında dördüncü sezonu da gösterime girdi. D-Smart’ın dizi kanallarında da ara sıra yayınlanıyor diye biliyorum. Ben daha üçüncü sezondayım ve 54 yaşındaki Monica Bellucci’yi hayranlıkla seyrediyorum hala. Gündemden kafanız kazan gibi olmuşsa, çeşitli entrikaların olduğu dizileri izlemekten gözleriniz dönmüşse ya da bir şeyler dinleyip gülümsemek istiyorsanız, oturup bir çırpıda bitirebileceğiniz bir dizi (tek bölümde kalmıyorsunuz hiç). Şu ana kadar diziyi duymayan ya da klasik müzik dizisi diye burun kıvıranlar için ilk sezon fragmanını bırakıyorum buraya. İyi günler.

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Avatar
Arşiv
Söylenti Dergi'de geçmiş zamanda yazar olan dostlarımızın eserleri bu hesapta arşivlenmektedir. Yazar onayı olduğu sürece kaynak göstererek kullanmak serbesttir.

Must Read

Dostluğun Mektupları: Tezer Özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar

'Tezer Özlü ile iki konuda birbirimize söz vermiştik. İlki, evlilik kurumunu, kocaları, daha çok eşlerimizi anlatacak birer roman yazmaktı. İkinci sözümüz ise, mektuplarımızı yayımlamaktı.'  ...