Modern Dünyanın Bunalımları : Sinek Isırıklarının Müellifi | 21 Alıntı

Çağdaş Türk edebiyatı denince akla gelen yazarlardan biri olan Barış Bıçakçı, günümüz insanın iç sıkıntılarını sade üslubuyla ve tüm çıplaklığıyla aktarıyor kitaplarına. Sinek Isırıklarının Müellifi’nde de bu sıkıntıları işlerken bir yandan yazar Cemil gözünden günümüz ‘yazar’larını eleştiriyor hem de onun evliliğiyle modern insana yeniden bakmamızı sağlıyor. Çağdaş edebiyatı okumayı sevenlere kitabı öneriyor ve sizin için derlediğimiz alıntılara bırakıyoruz sizi. Keyifli okumalar Söylenti Ailesi!
  • “Kitaplar bir bakıma başarılmış , tamamlanmış şeylerdir. Oysa hayat başarılmayan ve tamamlanmayan şeylerle doludur.” (s. 10)
  • “İstanbul’da gün boyu dolaşırken dünyanın haline üzüldüm. Ankara’da insan sadece Ankara’nın haline üzülüyor.” (s. 24)
  • “Cemil’in bütün gün evde ruhsal söküklerle uğraştığını da biliyordu Nazlı. Ev, iplik parçalarıyla, kırpıklarla dolu oluyordu, iki ucu bir araya getirilememiş hatıralarla ve partal fikirlerle. Yaşamak bu küçük evde de eksik kalıyordu; elli dört metrekare içinde Cemil’in yetişemediği, tamamlayamadığı şeyler vardı. Sessizlikler vardı. Hissettiği şeyi tam o anda kimseye söyleyememiş Cemil’in kuytuya köşeye bıraktığı sessizlikler, yutkunmalar ve toz.” (s. 26)
  • “Çünkü aşk başta anlam olmak üzere pek çok şeyi karşısına alır, huzuru örneğin, kararlılığı ve dengeyi. Kendi kendine sözler verirsin. Boşunadır.” (s. 28)
  • “Halbuki sızıntı hep vardır, ip gibi, yaşadıklarımızdan, okuduğumuz kitaplardan, seyrettiğimiz filmlerden zihnimize akan bir şeyler hep vardır.” (s. 36)
  • “Hayatın anlamını, evrenin başka bir yerinde bizimkine benzer bir yaşamın olup olmadığını, kapitalizmin işleyişindeki şeytani süreçleri bilmemeye katlanabilecek bir insanın hem aklından hem de vicdanından şüphe etmek gerekir.” (s. 39)
  • “Her şey çok anlamsız! Hayat, kendi kendilerini kopyalayan dev moleküllerden başka bir şey değil. Hayat dediğimiz sadece kimyadan ibaret. Periyodik tabloyu ezberlesek yeter. Evrendeki en bol iki elementin, hidrojen ile helyumun, aynı zamanda en hafif iki element olması her şeyi açıklıyor zaten. Böyle hafif bir evrende anlam ne arasın?” (s. 50)
  • “Bir: Yoksunluk ve Özlem bizi zinde tutuyor, zamanın dışında tutuyor. İki: Arzuları doyurmak bizi pelteleştiriyor, zamanın içine atıyor.” (s. 52)
  • “Cemil genç Cemil’in elinde silah olup olmadığına bakmamıştı, çünkü yıllar önce okuduğu Rene Char’ın şiirlerinin önsözünde geçen şu cümleyi unutamıyordu. “Kırk yaşımızda, yüreğimize yirmimizde sıktığımız bir kurşunla ölüyoruz.” Böyle bi cümleyi okuyup yıllarca aklınızda tutuyorsanız zaten ölüyorsunuz.Silaha gerek yok.” (s. 65)
  • “Siz de bilirsiniz, anlatmaya değer şeyleriniz olduğunu, bir gün bunları anlatacağınızı, yazacağınızı düşünmek ne güzeldir ve bu düşünce bir kez yer etti mi nasıl da perişan eder insanı!” (s. 74)
  • “Yazarak, hikayeler anlatarak bir kadını içinize alabilirsiniz ve başka biri olabilirsiniz.” (s. 75)
  • “Yaşamak ilerlemek olamaz, diye düşünüyor Cemil, ama geride bırakmak olabilir.” (s. 83)
  • “Keder vardır. Hesap tutsun, denge sağlansın diye, büyük deftere yazılı, kaynağı belirsiz bir keder. İnsan, evet, simyacıdır; kıymıkları, çizikleri, ufacık şeyleri soy bir kedere dönüştürmeyi başarmıştır. Evrenin muazzam boşluğu madde, anti-madde ve keder ile doludur.” (s. 98)
  • “Birlikte yaşlanmanın iyi tarafı birbirine söylediğin veya söylemediğin şeyler yüzünden ölmeyeceğini bilmek! Gençken konuşmak da susmak da ihanettir; gençken insan kolay can alacağını,canının kolay çıkacağını düşünür.” (s. 105)
  • “Edebiyat okurları aslında okudukları her kitapta insanı muayene ve ameliyat eder. Bu yolla edindikleri bilgi yaşararak elde edilemeyecek kadar büyüktür ve insana dair her şeyi anlarlar, sahiden anlarlar. (s. 105)
  • “İnsanlar sustuğunda, yaz göğü bütün sırlarını dökmeye başlıyor, gündüzleri mızrak mızrak geceleri yıldız yıldız.” (s. 122)
  • “Tabiatın kendisine kattığı hassasiyeti seviyordu. Böyle bütün bir şeyle karşılaşınca hassaslaşıyor, bir şiir ya da roman yazmak, eve dönmek, Nazlı’yı kucaklamak istiyordu. Üç şey birbirine karışmıştı: Nazlı, ev ve edebiyat.” (s. 140)
  • “Editör Hanım, elbette biz küçük burjuvaların yalnızca tadını çıkardığımız lükslerimiz yok, bazı çilelerimiz de var: Hayatı ve insanları anlamak, her fırsatta ölüm üzerine düşünmek, küçük şeylerde ille de büyük ve asli şeylerin izlerini aramak, genelleme yapmak, zevklerimizi inceltmek ve suçluluk duymak gibi çileler.” (s. 148)
  • “Ben doğru dürüst konuşamadığım, konuşmaktan tat almadığım birine aşık olamam. Konuşmak için de ortak bir dil, ortak bir duyarlılık gerekir değil mi? Ortak dili bulmanın zorluğundan söz ediyorum. Kibir değil bu!” (s. 152)
  • “Oysa ne çok insan anladığını düşünmüştür. Evreni mesela anladığını düşünmüştür. Okumuştur ve anlamıştır. Sonra da şapşal bir öğrenci gibi ezberlemek için evin içinde dolaşarak tekrar etmiştir.” (s. 156)
  • “Yazmak bir bakıma anlatılmaya değmez olanı anlatmaktır. Böylelikle anlamsız olanı anlamlı kılmaya cüret etmektir.” (s. 159)
Sinek Isırıklarının Müellifi, Barış Bıçakçı
İletişim Yayınları

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

İrem Nur Kaya
İrem Nur Kaya
“Yarayla alay eder yaralanmamış olan”

Must Read

Tezer Özlü – Yaşamın Ucuna Yolculuk

  Bu kitap, yazarın Almanca kaleme aldığı "Auf dem Spur Eines Selbsmords" (Bir İntiharın İzinde) adıyla 1983 Marburg Yazın Ödülü'nü alan metnin Türkçesidir. Bu kitap...