Mısralarda Kaybolmak: Şükrü Erbaş-Bütün Şiirleri 2 | 29 Alıntı

Şükrü Erbaş günümüz Türk edebiyatında yeri çok büyük olan şairlerimizden biri. 1953 doğumlu şair içinde büyüdüğü coğrafyayı, yaşadıklarını, aşklarını ve daha nice duyguyu şiirlerinde yaşatıyor bizlere. Bütün Mevsimler Güz (1994), Dicle Üstü Ay Bulanık (1995), Kül Uzun Sürer (1996) ve Derin Kesik (1999) şiir kitapları birleştirilerek oluşturulan Bütün Şiirleri – 2 kitabından alıntılarla baş başa bırakıyoruz şimdi sizi. Umarız kalbinize hitap eden şiirler vardır. 

 

 

  1. “Yeni bir gülümseme edindim yüzüme

Bozkır sabrında ve tenime yakışan
İnsanların çevremde açtığı yalnızlığı
Güneşle birlikte çıkıp yataklardan
Ay ışığı ile dönüyorum evlere
Azalan ömrümü böyle uzatıyorum.”

(s. 9)

  1. “Eğiliyorum toprak, eğiliyorum sular
    Bir kıyısız zamana kanat vuruyor
    Üzerimden uçan bütün kuşlar.”
- Advertisement -

(s. 9)

  1. “Seslensen, dokunsan ya da kaldırsan başını
    Bozulacak boşluğun beyaz örtüsü…”

(s. 16)

  1. “Az da olsa payım
    Yaşamayı sevdim.
    Bu büyük bağışı
    Bir gün elbet ben de
    Ömrümle öderim… “

(s. 23)

  1. “Gözlerin, üşümüş dağ başlarında
    Yalnızlıklar tutuşturan bir çift çoban ateşi.”

(s. 25)

  1. “Neler değişti bilsen ardından…
    Elini çabuk tut biraz ne olur
    Yerini tutmuyor hiçbir şey
    Görüşmenin konuşmanın dokunmanın…”

(s. 32)

  1. “İnsan aynı şeyleri söylerken de kopabilir
    Büyür içten içe incelikle sustuğumuz
    Kumaşa düşen kor, atılan seyrek ilmek…”

(s. 41)

  1. “Şimdi ben bunca şiiri
    Yazdım da yoksulluk mu bitti.
    Bir kıyısız zenginliğin büyüsünde
    Koca bir halk küçüldükçe küçüldü.”

(s. 44)

  1. “Ben burada bir kara suyum
    Ben burda değirmen taşlarında buğday
    Anlamakla katlanmak arasında tükendim…”

(s. 53)

  1. “İnsan burada büyük denizler üzerine düşler kuramaz
    İnsan burada ışıklı çarşıların masalını duyamaz
    Bulutlardan başka bir şeyin hareket etmediği
    Bu esmer, bu yılgın, bu sağır düzlükte
    Silinir her gün biraz daha yaşamla ölüm arasındaki çizgi.”

(s. 55)

  1. “Bizim olmayan bu iğdiş gökler altında
    İnsan nasıl başlar yeni bir hayata
    Bir diş gibi sökülüp atılmışsa yerinden…”

(s. 62)

  1. “Dönek yalnızlığım benim
    Yine hangi pişmanlığın peşindesin…”

(s. 75)

  1. “Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan umuttan sevinçten ne anlar?”

(s. 79)

  1. “Kimseler görmedi Ömür Hanım, bu dünyadan ben geçtim. İçimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına, ben geçtim.”

(s. 86)

  1. “Senin bütün hayatına yetecek bir söz söylesem
    Seni bu söze inandırsam, kendimi yatıştırsam,
    sussam.
    Sonunu görmesem de ömrümde bir şeye inanmış
    olarak ölürdüm.””

(s. 91)

  1. “İnsanın zamana karşı biricik şansıdır aşk
    Onca kapı onca duvar içinde bulur aynasını.”

(s. 93)

  1. “O bana dedi ki
    İnsanın çocuklardan öğreneceği çok şey var
    Düşmeyi göze almadan binilmiyor salıncağa.”

(s. 98)

  1. “Çocuğum benim, çocuğum benim, çocuğum
    Her zaman sözden gidilmez ki sevginin ülkesine
    Gövdeden söze gelerek de büyür insan
    dingin bir hazla.”

(s.99)

  1. “Herkesin gittikçe soğuduğu bu uzun günbatımında
    Gövdende tüten o ince yaz olmak isterdim.”

(s. 105)

  1. “Herkesin büyük bir ustalıkla gülerek geri çekildiği bir dünyaydı. Her yeni başlangıç yeni bir pişmanlık demekti. Gittiği yerlerden yüklenip geliyordu insan yalnızlığını. Umutsuzluk öyle bir yılgınlık yaratmıştı ki herkes her söze inanır olmuştu. Çifte sürgülü kapılar aralandıkça buz gibi bir suskunluk sızıyordu eşiklerden. Herkes yaşadığı oyuğun soğukluğu ile orantılı bir kasıntı içindeydi. Eşyalar bile sahiplerinden daha sıcak, daha kişilikliydi. Gökyüzünü çarşılarda yitiren insanlar, odalarında yanan ışıklara bakarak niyet tutuyorlardı. Yıldızlar çoktan çekilmişti çatılardan. Kimse bir ayin gibi yaşamıyordu günün batışını. Kimsenin sabahla arındığı yoktu. Herkes ölçülü bir incelikle birbirine elini uzatıyor, ama kimsenin eli kimseye değmiyordu. Dokunmak nesnesiz bir duyguydu, insanın gövdesinde taşa kesilen. Küçük adamların büyük yalnızlığı doldurmuştu dünyayı.”

(s. 112)

 

  1. “Gülüşün, derin bir gölün menevişlenmesiydi. Nasıl da yakışmıştı sözüme ve geceye.”

(s. 114)

  1. “Kekeleyen bir yaşamın hecesinden gelmiştim sana.
    Öyle iyi konuşuyordun ki, öyle bilerek, bana öyle yakın
    Açık denizler gibiydi sesin hiçbir sözcüğe sığmayan
    Gülüşünün engininden bir baş dönmesiydim artık.”

(s. 116)

  1. “Bizim araladığımız kapıdan girer rüzgâr
    İçimizdeki çocuk çok düş kurmuş çok bunalmıştır
    Yalnızlığımız kadar büyütürüz küçücük bir ışığı
    İçtenlikten başka metamız yoktur dünyaya karşı”

(s. 121)

  1. “Her şeyi tüketiyorum yazarak
    Acımı bile…”

(s. 125)

  1. “Ödül müsün ceza mı ey geçmiş zamanlar
    Kurtulan da mutsuz senden kurtulmayan da.”

(s. 141)

  1. “Bir ölü yıkayıcı değil de nedir
    Dudağına düğümlü kirpikleriyle
    Dönüp dönüp anıları okşayan aşk…”

(s. 157)

  1. “Benim suskunluğum senin güzelliğinden geliyordu.
    Gecikmiş ve ince. Ey yağmur sonlarının yedi rengi…
    Buzu ateşe verdin. Taşları yeşerttin. Bir sürgüne
    çevirdin her yeri”

(s. 158)

  1. “Sana yazdığım şiirleri
    Geri alamam.
    İnkarı da aşk
    Değil midir aşkın.
    Bir heceydi onlar
    Benim kalbim için
    Senin güzelliğine
    Yazıldığı zamanlar.”

(s. 168)

  1. “Çıktığım yolların ucunda yoksun
    Bütün kuşlar döndü içinde yoksun
    Bin yıl erken ise gecinde yoksun
    Ömrüme dünyayı bastım tuz gibi”

(s. 171)

Şükrü Erbaş

Kırmızıkedi Yayınları

 

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

İrem Nur Kaya
İrem Nur Kaya
“Yarayla alay eder yaralanmamış olan”

Must Read

Tezer Özlü – Yaşamın Ucuna Yolculuk

  Bu kitap, yazarın Almanca kaleme aldığı "Auf dem Spur Eines Selbsmords" (Bir İntiharın İzinde) adıyla 1983 Marburg Yazın Ödülü'nü alan metnin Türkçesidir. Bu kitap...