Vicdanınız “yapma” dese bile, otoriteye boyun eğer misiniz?

Stanley Milgram, Yale Üniversitesi’nde profesör ve aynı zamanda sosyal psikoloji alanında uzmanlaşmış birisidir.

Her psikologda olan merak duygusu Milgram’da da vardı ve Nazi Almanya’sında Adolf Eichmann isimli kişinin yaptığı soykırımları, gerçekten sırf itaat etmek için yapmış olup olmadığı sorusu üzerine, 1974 yılında bir deney dizayn etti ve gerekli katılımcıları aldıktan sonra, oldukça ilginç sonuçlara vardı. Vicdan ile otoritenin çatışmasının en belirgin örneklerinden biri olmuştur deney. Birçok soruya cevap niteliğinde ve insanlığın gerçekliğine çok çarpıcı bir bakış açısı sağlamıştır.

Deney 3 kişiden oluşuyor. İki kişi deneyden haberdar, bunlar öğrenci ve otorite kişisi olan doktor. Üçüncü kişi ise katılımcı, yani deney hakkında hiçbir fikri olmayan ve deney ile ilgili hileli hikaye anlatılmış kişi. Bu kişiye öğretmen olduğu söyleniyor, hiçbir koşulda değişmeyen öğrencinin öğretmenin sorularını bilmesi bekleniyor, öğretmen soru sordukça, öğrenci cevap veriyor ve verdiği her yanlış cevapta öğretmenin önünde bulunan panelden, öğrenciye elektrik vermesi isteniyor. Düzenek, öğretmenin öğrenciyi görmemesi üzerine kurulmuştur. Yani ikisi farklı odalarda bulunuyorlar fakat birbirlerinin seslerini duyabiliyorlar. Otorite kişisi ise her zaman öğretmenin yanında, onu denetlemek ve emirler vermekle yükümlü.

Deneye başlamadan önce  öğretmene deneme amaçlı elektrik şoku verilmiş, böylece 45 voltluk şoku alan öğretmen, kendini bir an olsun öğrencinin yerine koyabilmişti. Deneyin en yüksek voltu 450 volttu. Deney yaklaşık 1 saat sürmüş ve katılımcılara katılımlarından dolayı 4,5 $ verilmişti. Katılımcılar 20-50 yaş arası, erkek 40 kişiydi.

Deney düşük voltla başladığı için, başlarda öğrenci bilemese bile elektrik vermekte bir sıkıntı yoktu, fakat öğrenci her bilemediğinde volt arttıkça, öğrencinin çığlıkları ve dolayısıyla katılımcının vicdanından gelen ses de artıyordu.

Katılımcı elektrik vermek konusunda her tereddüte düştüğünde, otorite kişisi olan doktor, “Lütfen devam edin.”, “Bir sıkıntı yok.”, “Devam etmeniz çok önemli.”, “Devam etmekten başka şansınız yok.” gibi talimatlar verilip telkinlerde bulunuyordu. Kişi otoriter bir rolde olduğu için ve doktor olduğu düşünüldüğünden belli bir güven verdiği için, çoğunlukla katılımcılar elektrik vermeyi kabul etmeye devam ediliyordu. Tabi ki de hiç istemeyen ve bu konuda ısrar eden katılımcıların isteği üzerine deney durduruluyordu, ama bu oran çok düşüktü. Katılımcıların %65’i deneyi tamamlamış, en yüksek volt olan 450 voltu vermişlerdi. Bütün katılımcılar 300 volta kadar gelmişlerdi.

Daha sonra bu deneyin 18 farklı çeşidi yapıldı. Deney etik açıdan kafada soru işaretleri oluştursa da, katılımcıların %84ü bu deneye katılmaktan memnun olduğunu belirtiyorlardı. Milgram deneyden önce 14 yüksek lisans öğrencisine bu deneyin nasıl sonuçlanacağı ile ilgili bir anket düzenlediğinde çıkan sonuçlar oldukça şaşırtıcı olmuştu, çünkü kişilerin hepsi sadece birkaç “sadist” eğilimli katılımcının 450 voltu vereceğini düşünüyordu. Bu durum da otoritenin gücünden haberdar olmamamızın bir örneğidir. Milgram deney sayesinde 2 sonuca ulaşmış, ilki “Uyum Kuramı”, bu kurama göre kişi net bir fikri olmadığı durumlarda grupla uyumlu hareket eder, öyle karar verir. Bir diğeri ise “Araçlaşma Kuramı”dır, burada ise kişi başka bir kişinin sorumluluğunu aldığı durumlarda kendisini daha az yetkili görür ve dolayısıyla emirleri daha kolay uygular, olumsuz bir sonuç oluştuğunda suçlanacak kişi, sorumluluğu alan kişidir.

Bu deney bize insanların otorite karşısında vicdanını dinleyemeyeceği, acımasız olabileceği, beyaz bir önlük giymek gibi basit bir eylemin, bir insanın canını yakmak için yeterli olabileceğini göstermiştir. Bazı kavramların ne kadar güçlü olduklarının farkında olmasak da, o kavramlar bir yerlerde bir şeyleri değiştirecek güce her zaman sahiptir, yalnızca fark etmek ve değiştirmek için etik ahlak vicdan gibi olumlu kavramları karşı güç olarak kullanmak gerekir.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin