Milan Kundera’ya Göre Dört Büyük Romancı

Yazarın Diğer Yazıları

“Her Yerde Kitap” Projesi Çengelköy Final Okullarında Başlıyor

Dünyayı yöneten, kitaplar, mürekkep ve kağıttır. Çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmak, okuduğunu anlamak, kitap sevgisini arttırmak, öğrenmenin mekânsal sınırlarının olmadığını göstermek amaçlı "Her Yerde Kitap" sosyal...

Amazon Prime Türkiye’deki En İyi Diziler

Amazon Prime Türkiye'nin yayın hayatına başlaması ile artık Netflix ve BluTV'ye alternatif olarak yeni içerikleri izleyebileceğiz. Fiyat politikası olarak Türkiye'nin en ucuz dijital yayını...

Atiye 2. Sezon İncelemesi

Atiye, ilk açıklandığı günden beri merak uyandıran, oldukça ilgimizi çeken bir yapım olmayı başarmıştı. Atiye 2. sezon incelemesine başlamadan önce hem karakter gelişimlerini hem...

Atiye 1. Sezon İncelemesi – Spoilerlı

Atiye 2. Sezon İncelemesi Yayında! https://www.soylentidergi.com/atiye-2-sezon-incelemesi/   Atiye dizisi 27 Aralık Cuma günü her yeni Netflix Orijinal içeriği gibi 11.01'de yayınlandı. Televizyonda yayınlansa o gece reyting rekorları...
İlkan Balkan
İlkan Balkan
Genel Yayın Yönetmeni - Mais la pluie sera alaimisema!

Dört büyük romancı vardır; Kafka, Broch, Musil ve Gombrowicz. Onlara Orta Avrupa’nın önemli romancıları arasındaki “yıldız kümesi” [pleiad] diyorum.

Proust’tan bu yana roman tarihinde daha önemli romancı göremiyorum. Bu isimleri tanımadan çağdaş romandan pek fazla bir şey anlaşılamaz. Kısaca, bu yazarlar modernistti, yani tutkulu bir şekilde yeni biçimlerin peşindelerdi. Fakat aynı zamanda, avangard ideolojilerden (ilerlemeye, devrime olan inanç vb.) uzak durmuşlar, böylelikle bu, sanatın ve romanın tarihine başka bir gözle bakmalarını sağlamıştı. Bu isimler kökten bir değişim gerekliliğinden hiç bahsetmiyordu, romanın biçimsel imkânlarının tükendiğini düşünmüyorlardı; yalnızca bu imkânları radikal biçimde genişletmek istiyorlardı.
Burada, romanın geçmişine dair başka bir bağlantı daha kurmak mümkün. Bu yazarlar “gelenek”e burun kıvırmaz, sadece başka tür bir gelenek tercihleri vardır; hepsi 19. yüzyıl öncesi romanına hayrandır. Ben bu dönemi romanın tarihindeki ilk “devre arası” diye adlandırıyorum. Bu dönem ve bu dönemin estetiği, 19. yüzyılda neredeyse unutulmuş, karanlıkta kalmıştır. Bu ilk devre arasına olan ihanet, romanı (Rabelais, Cervantes, Sterne ve Diderot’da oldukça baskın olan) oyun özünden mahrum bırakmıştır ve benim “romansal tefekkür” dediğim şeyin rolünü azaltmıştır. Romansal tefekkür derken yanlış anlaşılmaktan kaçınalım; burada, aslında romanın felsefeye tabi kılınması, fikirlerin roman yoluyla açıklanması anlamına gelen, sözde “felsefi roman”dan bahsetmiyorum. O Sartre. Hatta Camus. Veba. Bu ahlakçı roman neredeyse benim sevmediğim her şeyin bir örneğidir. Musil’in veya Broch’un niyeti ise bambaşka; felsefeye hizmet etmek değil, aksine, o güne dek felsefenin kendine sakladığı alanı ele geçirmek. Felsefenin somut olarak kavrayamadığı, yalnızca romanın ele alabildiği metafizik problemler, insan varoluşuna dair problemler vardır. Bununla birlikte, bu romancılar (özellikle Broch ve Musil) romanı üstün bir şiirsel ve entelektüel senteze dönüştürebilmiş ve romana kültürel bütünlük içinde rakipsiz yerini kazandırmışlardır.
Bu yazarlar Amerika’da görece az tanınmıştır, ben bu durumu her zaman bir entelektüel skandal olarak gördüm. Ama aslında Amerikan romanının kendine özgü geleneğini göz önünde bulundurursak, anlaşılması güç olmayan bir estetik yanlış anlama meselesidir bu. Bir defa, Amerika, roman tarihinin ilk devre arasını yaşamamıştır. İkincisi, büyük Orta Avrupalı romancıların şaheserlerini yazmakta oldukları dönemde Amerika’nın, Hemingway, Faulkner ve Dos Passos’un dahil olduğu kendi muazzam “yıldız kümesi” vardı ve tüm dünyayı etkisi altına alacaktı. Fakat buradaki estetik Musil’in estetiğine tamamıyla aykırıydı. Örneğin; romanın anlatı akışına yazarın düşünsel müdahalesi bu estetikte yanlış yerde bulunan bir entelektüalizm gibi, romanın özüne yabancı bir ekleme gibi görülüyor. Kişisel bir anı; The New Yorker, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nin ilk üç bölümünü yayımlarken, Nietzsche’nin ebedi dönüşü üzerine olan bölümleri metinden çıkarmıştı! Oysa bana göre, Nietzsche’nin edebi dönüşü üzerine yazdıklarımın felsefi bir söylemle ilgisi yoktu; eylemlerin betimlenmesinden ya da diyaloglardan daha az romansal olmayan (şunu demek istiyorum, romanın neliğine verdikleri yanıt aynı ölçüde geçerliydi) bir paradokslar devamlılığıydı.

Kaynak: oggito.com

Daha fazla

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Son Yazılar

Yıl 1993: Çağdaş Türk Edebiyatında Kadın Yazarlar

Edebiyatımızda yetmişli yıllarda çok dikkat çekici bir kadın yazarlar patlaması oldu. Hemen hemen çeyrek yüzyılını tamamlamak üzere olan bu patlama, Türk edebiyatına, özellikle de...

Virginia Woolf Hakkında 5 Madde

"Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!” Virginia Woolf Tam adı Adeline Virginia Woolf...

Lou Andreas Salome – Arayışlar İncelemesi

Arayışların Anlattıkları:   Son dönemlerde kadınların gündemde fazlaca yer almasıyla aslında oluşamayan bir kararın geçmişe yönelik izlerini ve tercihlerle değişen bir hayat döngüsünü ele alan Lou...

Sayfalarda Romantizm: Gelmiş Geçmiş En iyi 7 Aşk Romanı

Edebiyatın doğuşundan itibaren yazmak için yegane neden olmuştur aşk. Acılarını, hislerini, duygularını sözcüklere dökmeyi bilenler satırlarıyla okuyucuyu daima büyülemiştir. Aşk üzerine kurgulanmış romanlar klasikleri...

Başrolünde Tom Holland’ın Olduğu “Cherry” Filmine İlk Bakış

Anthony ve Joe Russo’nun Marvel filmlerinden sonra yönettiği ilk film olan Cherry’den ilk görseller geldi. Spiderman olarak tanıdığımız Tom Holland ile yeniden bir araya...