Mental Standartların Dışında Bir Adam: Zebercet

Yazarın Diğer Yazıları

Dorian Gray’in Kılavuzu: Lord Henry

“Ahlaka uygun olan ya da uygun olmayan kitap diye bir şey yoktur. Kitap denen şey ya iyi yazılmış ya da kötü yazılmıştır. Hepsi bu.” Victoria...

Mindhunter’ın 3. Sezonu İptal Olabilir!

Yönetmenliğini Seven, Fight Clup, The Game gibi çok başarılı filmlere imzasını atmış olan David Fincher’ın yaptığı Mindhunter, bir Amerikan suç drama dizisidir. 1970lerde FBI...

Yalnızlıktan Muzdarip Bir Ruh: Nilgün Marmara

Nilgün Marmara, 33 sene önce dün, 29 yaşında, aslında ‘çok erkendi’ diyebileceğimiz bir yaşta, onun için bekleme odası olan bu dünyayı terk etmişti. 1985’te...

İngiliz Edebiyatının Değerli Kadın Yazarlarından 9 Eser

Kimi kadınlar edebiyata kullandığı tekniklerle, kimisi döneme absürt gelebilecek düşünceleriyle, kimisi de hikayeleriyle çok büyük katkılarda bulunmuştur. Dünya onlara başarısız olacaklarını söyledikçe, onlar yaratıcılıklarıyla,...
Öznur Aydın
Öznur Aydın
"Düşüncelerini kabullenecek olursanız, hiçbir deli, deli değildir."

Zebercet, Yusuf Atılgan’ın 1973’te yayınladığı ‘Anayurt Oteli’ adlı romanının pasif isyankar ana karakteridir. Hikaye boyunca, otelin hem sahibi hem de yazmanı olan Zebercet’in hayallerine, travmalarına, yapmak isteyip yapamadıklarına, söylemek isteyip söyleyemediklerine ve nefes almaktan vazgeçmesine kadar uzanan sorgulama sürecine şahit oluyoruz. Aslında kitabın ilk sayfasından Zebercet’in ne kadar takıntılı ve hastalıklı düşüncelere sahip olduğunu anlıyoruz. Topluma göre sıradan, hatta ilk bakışta dikkat bile çekmeyen bu adamın, aslında ne kadar garip olduğunun kanıtları Gecikmeli Ankara Treniyle Gelen Kadın’a olan platonik beklentileriyle ya da ortalıkçı kadın “Zeynep” ile arasındaki absürt münasebetle sınırlı değil. Garip olması bir yana yalnızlıktan muzdarip bir adam Zebercet. Ama bu yalnızlık onun seçtiği, seçmek zorunda kaldığı bir yalnızlık.

Hikayenin bize hissettirdiği yabancılaşma ve yalnızlaşma süreci ve bu sürecin ayrıntılarıyla işlenmesi, olaylarla pekiştirilmesi, cinselliği bile algılayamamış bu adamın düşünceleriyle, ruh haliyle hareket etmemizi sağlıyor, çaresizliğini anlamamıza yardımcı oluyor. Emekli Astsubay olduğunu söyleyen adamla ya da ‘Zeynep’le, hatta otelin kedisiyle bile arkadaşlık kurabilecekken, aksi için verdiği bir çabanın sonucu bu varoluşsal problemleri yaşıyor. Toplumla bağdaşamadığını fark edip toplumu terk eden bir adamın, uzaklaşma, pes etme eyleminin sonucu. Oysa ne çok insanla tanışabilirdi o otelde. Yalnız insanların bir araya geldiği o köşkte. Ne güzel arkadaşlıklar kurabilirdi. Belki yabancılaşmazdı kimseye. Peki yabancılaşmasaydı, özenle tuttuğu otel defterinin kontrol edilmediğini öğrendiğinde yine devam eder miydi o deftere isimler yazmaya? Bu sefer sonuçlarını, ertesini düşünmez miydi eylemlerinin? Yanlış yola gittiğinin, aslında farklı seçeneklerinin var olduğunun düşünülmesi de büyük bir haksızlık olur en nihayetinde. Çünkü Zebercet için ‘pes etti’ demek büyük yanlıştır. Hayatının, hayatın monotonluğuna karşı çok bile çabalamıştır. Farkında olmadan çektiği varoluşsal sancılar, hayata karşı bıkkınlıklar eylemlerine yansımıştır. Fakat sonunda beklediği son yakalar onu ensesinden. İntihar eden amcasının arkadaşıyla karşılaşınca kaçtığını gerçek yolunu keser. Yasak aşkı için yaşamından, nefes alıp vermekten vazgeçen amcası… İnsan kendi arzusu ve egosu için yaşar. Ya vücutları işlevsiz kaldığında (ki bu durumda ‘eceli geldi, ömrü bu kadardı, vakti doldu’ kalıplarını kullanırız, normaldir çünkü bu) ya da arzuları bittiğinde ölür. Arzuları bittiği halde yaşamaz mı insan? Nefes alıp vermeye devam etmez mi? Zebercet, etmedi. Son saatine kadar yaptığı gibi defterleri tutmaya devam edebilirdi. Kaçıp gitmek, hayatına başka bir yerde başka bir şekilde devam etmek onun elindeydi. Tek bir soru var ortada aslında, yaşamak istiyor muydu? Her duygu duruma çırılçıplak şahitlik ettiğimiz Zebercet, gerek incinmekten gerek incitmekten sıkılmıştı. Yaşama arzusu sona ermişti. Belki de öyle sanmıştı nefesi kesilinceye kadar.

Daha fazla

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Son Yazılar

Annem Hakkında Her Şey: Aile Kavramına Bakış

1999 yılında vizyona giren film, izleyiciye farklı bakış açıları ve sorgulama alanları açmıştır. Pedro Almodóvar'a  En İyi Yabancı Film Oscar'ı ve Cannes Festivali'nde En...

Kadınca Bilmeyişlerin Tek Adı: Tante Rosa

     "Nerede olursa olsun, kadınları birbirine ortak eden tek bir şey vardır: Hayat!" 1966-1968 yılları arasında Dost dergisinde yayımlanan Tante Rosa, sonraki yıllarda kitap...

Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları Işığında “Yürümek” – Sevgi Soysal

"Yürümek, dönüp arkaya bakmamak..." Sevgi Soysal'ın 1970 yılında kaleme almış olduğu Yürümek romanı; Türk edebiyatında o zamana kadar çokça rastlanmayan konulara değinen özgün bir eserdir....

Aydınlığı Bir Ucundan Olsa Bile Gören Kadın: Sevgi Soysal

"Hayat bir denizdir, yüzme bilmeyen boğulur." "Korkma, aydınlığı bir ucundan da olsa görenlerin işi değil korkmak." Sadece yarından konuşmak isteyen; kuru dallardan, kurumaya yüz tutmuş öz...

Dogma 95: Breaking The Waves

Dogma 95 Nedir ?  Lars Von Trier ve Thomas Vinterberg tarafından başlatılmış bir film yapım hareketidir. Hollywood sistemine karşı olan, sinema sanatında hikaye anlatım tarzının...