Mekanlar Değişiyor; Bu Şehir Kimin?

Lefebvre’nin değimiyle toplumsal bir ürün olan mekan; hem gündelik hayatımızın etkin bir parçası hem de sosyal olarak birçok anlamı barındıran bir kavramdır. Bir ürün olarak düşündüğümüz mekanın bir de üreticisi olmalıdır ve bu üretim biçimiyle yakından alakalıdır.
Günümüzde şehirde yaşayan insanlar rutin hayatları içinde birden fazla mekanda birden fazla rol üstlenmektedirler. Yani bir kişi çalışmak için fabrikada ya da ofiste, barınmak için evde, sosyalleşmek için ise herhangi bir kamu alanında bir alan işgal etmektedir. Her mekanda farklı bir gereklilik hissedilir. Ofiste topuklu ayakkabı giyilmelidir, evde aile olunmalı ve saadet içinde geçinilmelidir, sosyalleşmek için gidilmiş bir barda, barın türüne göre kıyafet seçilmeli ve buna göre davranılmalıdır. Yani mekanlar kişiyi bir civa gibi elinde oynatırlar. Mekanlar bugün ileri kapitalist dönemde olduğumuzu göz önünde bulundurduğumuzda sermayenin en büyük kaleleridir. Yani Lefebvre’nin söylediği; mekanın bir ürün olduğu ve üretildiği gerçeğinden hareketle, bu dönemde mekanın vahşice tüketimini de görmek, bu tüketimin bir dayatma olduğunu hissetmek sadece doğru bakmakla oldukça mümkündür.
Söylediklerimi biraz daha kolay hayal edilebilir kılmak adına kentsel dönüşüm örneğini vermek doğru olacaktır. Kentsel dönüşümler halkın yararına bir eylem gibi görünse de yukarıda bahsettiklerimizin ışığında politik ve iktidarın mekanı istediği forma sokma çabasıdır. Örneğin bir gecekondu mahallesini düşünelim. Gecekondu mahallelerinde mekanlar standart işlevin dışında da kullanılır. Yolda halı yıkanır; ulaşım işlevi için yapılmış bir asfaltın artık temizlik işlevi de vardır ve ya kaldırımlarda oturulup sohbet edilir bu evimizde misafir ağırlamaktan farklı, gündelik bir mesaidir. Bunun yanı sıra kadınların mahalle içinde organik bağları kuvvetli olduğundan, sosyal hayatın içindeki manevraları daha rahattır. Yani buraya kadar anlattıklarımda toplumsal bir üretim kolayca gözlemlenir. Bu üretim her zaman pozitif doğrultuda olmak zorunda da değildir. Yani aynı mahallede şiddet, cinayet, gasp gibi suçlar da üretilebilir. Üstelik bu yerler şehrin bir ucunda olmak zorunda da değildir; bir metropolün merkezinin herhangi bir mahallesinde mekanlar kendini iktidar unsurlarına rağmen bu şekilde üretebilirler. Kentsel dönüşüm faktörüyle bu noktada karşı karşıya kalırız. İktidar artık mekandan yeterince fayda sağlayamıyorsa, o mekanı fayda sağlayabileceği şekilde dönüştürür. Bunun güncel ismi de kentsel dönüşümdür. Kentsel dönüşümler iktidar unsurunun (bu unsur belediye olabilir, inşaat şirketi olabilir, emniyet olabilir) çıkarlarını bütün incelikleriyle tekrar en yüksek ölçeğe çıkarırlar. Yani inşaatçı en yüksek karı eder, belediye kar eder, emniyet için güvenli bir alan elde edilmiştir gibi. Herkes alacağını aldıktan sonra 3+1 eve sıkışmış kalmış, kendi kültürüne yaşam stiline göre inşa ettiği mekanından eser kalmamış insanlar, ne yapacaklarını bilmez halde kalakalırlar. Bu durum sadece bu örnekle sınırlı değildir. Şehrin içinde bunun yüzlerce örneğini verebiliriz. Bir gey bar yıkıldığında sokağının çehresini değişmesi, göçmenler tahliye edildiğinde mahallenin harabe olması, bir stadyumun yerinin değişmesi ve atmosferin yok olması gibi onlarca örneğe şahit olmuşuzdur. Yani toparlayacak olursak kültürü, yapısı, dili, işlevi ne olursa olsun mekanın üreticisi mekandan uzaklaştığında mekan binadan ya da çayırdan belki de tarladan başka bir şey değildir. Peki kişiler mekanları terk etme konusunda direnç gösterdiklerinde ya da performanslarını gerçekleştirecek yeni yerler yarattıklarında bu mekanlar nasıl sıfırdan oluşuyor? Artık bu noktadan sonra queerı anmaya başlayacağım. Queer ilk başlarda “tuhaf” anlamına gelse de daha sonralarda “ibne” anlamı yükleniyor. Uzun yıllar hakaret anlamıda kullanıldıktan sonra Queer Teoriyle birlikte bir kazanım sözcük halini alıyor. Queer artık bütün “tuhafları” karşılayacak şekilde bir şemsiye terim olarak kullanılmaya başlanıyor ve son tahlilde şemsiyeyi bile reddediyor. Queer Teori sadece LGBTİQ+’ları ilgilendiren bir teori gibi gözükse de aslında bir çok konuda söz söylüyor. Meraklısı için aşağıda Queer Teori’ye yeni merak sarmışlar için birkaç öneri kitap bırakacağım. Nitekim benim değinmek istediğim nokta yukarda bahsettiğim tüketilmiş mekanlar doğrultusunda queer mekanlar nasıl oluştuğu. Başlı başına kocaman bir konu olmasına rağmen mekan üzerine bir şeyler söylediğimizde artık queerden de destek almak bizi ileriye götürebiliyor. Queer mekanı anlatırken alternatif yaratım mekanları hayal edebiliriz. Kişilerin kültürlerinin, yaşayış şekillerinin, etnik kökenlerinin, dezavantajlarının, cinsel yönelimlerinin yani onları oluşturan önemli özelliklerinin yansımasıyla oluşmuş, var olabilmek için değişmeye rol yapmaya gerek duyulmayan “kurtarılmış alan” olarak kabaca nitelendireceğimiz mekanlar. Bu mekanlar bazen bir kafe olabilirken bazen okulda bir hocamızın odası olabilir. Yani her an her yerde yaratılmaya hazır bekler queer mekanlar. Özellikle dünyanın içinden geçtiği bu zorlu günlerde, özgürlüklerin kısıtlandığı, baskıların arttığı artık iktidarın tek tipleştirmesinin çılgınca boyutlara çıktığı bu süreçte, queer mekan ihtiyacının arttığını ve değişik formlarda karşımıza çıkabildiğini görebiliyoruz. Aslında keyifli bir şeyler anlatıyor gibi gözüksem de bu zorundalık mekanları güvenlik alamında problemli olabiliyor. Yaşanan saldırılar, kapatmalar, baskınlar insanların kaçış noktalarını ya da doğup büyüdükleri yerleri tehdit edebiliyor. Bu bağlama İstanbul Ülker Sokağı hatırlamakta fayda var. Birbirinden farklı onlarca insanın yaşadığı bu sokakata bir kolektif oluşmaya başladığında yerel halkın tepkileriyle sokaktan translar, seks işçileri ve göçmenler gönderilmişti ve queer mekan yok edilmişti.
Sonuç olarak mekan konusunda değişim her gün sürüyor, her gün yeni bir form ortaya çıkıyor ve işin gerçek tarafı mekanlarımız değişiyor. Şehrin simgeleri gidiyor başka yapılar geliyor, tarihi binalar gidiyor “modern” binalar geliyor, sokak kültürü gidiyor yerine AVM kültürü geliyor. Toplumun gündelik hayatı bu ve benzeri birçok örnekle değişiyor ve insan artık yaşlandığında; doğduğu, sokaklarında koşuşturduğu, okullarında okuduğu, metrosuna bindiği, yollarını arşınladığı şehrine dönüp baktığında tanıyamıyor, yabancılaşıyor.

Queer Öneriler:

Queer: Resimli Bir Tarih-John Barker, Meg

Queer Teori Bir Giriş- Annamarie Jagose

- Advertisement -

Queer Tahayyül- Sibel Yardımcı, Özlem Güçlü

KAYNAKÇA:

Lefebvre, H.(2014). Mekanın Üretimi. İstanbul: Sel.

 

1 YORUM

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Must Read

”Atiye” Yayınlandı!

 2019 Aralık ayında ilk sezonu yayınlanan, Netflix'in Hakan Muhafız'dan sonra ikinci orijinal Türk yapımı dizisi olan Atiye'nin ikinci sezonu yayınlandı!