Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Kurt Vonnegut bizi 3. Dünya Savaşı sonrası New York eyaletinin Ilium kentine götürüyor. Ilium’un kuzeybatısı müdürler, mühendisler ve devlet memurlarından; kuzeydoğusu makinelerden; güney kısmı ise bir köprüyle ayrılarak sıradan halkın yaşadığı Yuva kısmından oluşuyor.

Her savaş büyük kayıpları beraberinde getirse de bu savaş büyük bir şey kazandırıyor: İnsan gücü olmadan üretim.

İnsanların bütün gün bir iş başında çakılıp kalıp hiç düşünmedikleri zamanlar artık çok uzak. Bu yeni dünya tasvirinde insanların aptalca hatalarına yer yok, artık her şey makinelerin denetiminde.

”Bayat bir fıkranın dediği gibi,bütün kozlar makinelerin elindeydi.”

Kuşaklar boyunca rekabet ve piyasanın, üretkenliğin ve ekonomik açıdan faydalı olmanın, çevredekilerin gıpta ettiği biri olmanın tapınılası bir şey olduğu aşılanan kitleler bir anda yerlerinden ediliyor. Üretime katılamıyor, faydalı olamıyorlar. Makineler insanların ellerinden işlerinden çok daha fazlasını alıyor: katılıma bağlı önem duygusunu. Bu yeni dünyada ne kadar akıllıysan o kadar iyisin. Eğer düşük bir IQ’ya sahipsen sadece Haşat ve Iskartalar grubuna aitsin. Peki bu gruplandırma işlemlerine hangi otorite karar veriyor? Hangi gruba dahil olacağına, ülkenin ihtiyaçları gibi birçok duruma EPIİCAC XIV adı verilen bir çeşit bilgisayar karar veriyor. Makineler sayesinde sadece üretim gerçekleştirilmekle kalmıyor, politika ve hükûmet iç içe, ama birbirine ilişmeden yaşıyor. Bu mekanik dünyada din olgusunun da ortadan kalkmış olduğunu, insanlara fayda sağlamaktan çok uzak bir yerde yer aldığını görüyoruz.

Peki bu sürekli mekanikleşmenin ilerlemeyle eşdeğer olduğu olgusuna dayalı sistemden herkes memnun mu?

“..bunlar köle değilse yaptıkları şeyleri onlara nasıl yaptırıyorsunuz?

-Yurtseverlik denen bir şey var.”

Yuva vatandaşlarının yaşamlarını, üzerlerindeki otorite figürlerini sorgulama yönünde adımlar atmadığı açık. Müdür ve mühendisler? Asıl kırılma bu sistemde hiyerarşik olarak en üstte yer alan müdür ve mühendislerin sistemi sorgulamasına bağlı kılınıyor. Babası savaşta önemli başarılara imza atmış olan başkarakter, Ilium fabrikasının müdürü Proteus Yuva’da geçirdiği bir günün ardından dahil olduğu sistemi sorgulamaya başlıyor. İnsanların yaşamı önemli ölçüde kolaylaşmış olsa da işsizler ordusunun çoğalması, insanların elemine edilirken acımasız süzgeçlerden geçirilmesi ve üst sıralara tırmanamayanların hakir görülmesi Proteus’u istemin dışına kaymaya itiyor.

“Tanrı biliyor ya, sitemin içinde kalıp tepeye varana kadar devam etmek çok kolay. Esas cesaret isteyen sistemden çıkmak.”

Sisteme karşı gelmek kişilere “sabotajcı” yaftasının yapıştırılmasına neden oluyor.Eninde sonunda insanların ellerinden yararlı olma düşüncesine dayalı öz saygılarını almış olduklarının farkına varmaya başlayan Proteus, konformist bir tutum sergilemeye devam mı ediyor yoksa devrim yoluna mı gidiyor? Makinelerin şaşmazlığına ve egemenliğine karşı olan inanç kırılabiliyor mu? Bu olay örgüsüyle Vonnegut, sınıf ayrımı, teknoloji, ilerleme, itaat ve başkaldırı gibi olguları sorgulamamızı sağlıyor.

Otomatik Piyano – Kurt Vonnegut
April Yayıncılık

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin