Sallanan masada aşk olmaz demişti ve masaya koyulması unutulmuş peçetelerden istemişti. Masamızda mı gerçekten aşk olmazdı, sallanan masada mı aşk durmazdı? Peçete masanın ayağına konmuştu ben bunları düşünürken, artık her şey sabitti, sallanan tek şey bizim adsızlığımızdı. Menüye gerek yoktu çünkü masada tek menümüz aşktı.

Sevdiğim ilk adam, zaten sevilen ilk adamlar baba gibi sayılmaz mıydı? Kadınlar babam gibi biri derken daha da sarılmaz mı ilklerine? Ben de senin ekmeği kazanışında, ziyanı olmayışlarında, bir kuru soğanı yumruğunla ikiye ayırışında buldum-du işte. Hiç sevmemiştim değil mi, hiç sevilmemişim demelerine susmuşluğum ne çok acıtmıştı canını kim bilir. Sebep oluşları vardır bazı olayların, bense böyle böyle öğrendim büyümeyi. Bize kavuşmayı yakıştıramamıştım, öyleydi küçüklüğümde; kavuşunca yitip gitmiştin. Ve ben başkasına sevdalığını seyretmiştim on üçümde. Ve ben başkası olmayı öğrenmiştim küçüğünken. Hıçkıra hıçkıra vazgeçmelerim on üçümde büyümeyi öğretmişken bana sevmenin anlamını ise aynı otobüslerde gitsek de aynı duraklarda insek de farklı yollara yürüdüğümüzde öğrenmiştim.

Sonra aradan yıllar geçmişken, kader bizi bir rüzgarla bu kez aynı yola koymuşken; kahveyi kahve renginde, tam da kahve kokusunun saçlarının renginde buluşmasına karşılıklı içmişken… Şimdi nedir bu hatır gönülsüzlük, bu ne masasız kalış?

Bir masa ki şahit olmuştu iki kişinin sadece su içmesine. Ne tatsızlık vardı ne de tutsuzluk sohbetimizde. Bizi yeşillendirendi su. Kaldırım güllerine alışkın ellerim, masanın beyazında kırmızı gülleri tutarken yeşillerin arasındaki kırmızı zarfı açıp içindekini okuyamamıştı utandığımdan. Sevdanın nakışına verilen kurşun seni öldürmezken nasıl da öldürürmüş beni silahsız.

Yaşım 19. Masaların yönü değişmiş buralarda, kontrol ettim sallanmıyorlar da artık. Üstümüzden yıllar geçmişken, (sahi kaç kez geçti üstümüzden yıllar?) bu masalarda hiç mi menü aşk olmamıştı? Ya sonraları?

Bakar mısınız? Kahve lütfen, sade.

Rujum kondu birkaç kere fincana. Sonra dedim ki neden içiyorsun? Su içtim sadece. Hep söylediğin gibi, en çok kendimi sevdim. Kahve soğudu, beklenen hiç gelmedi. Gelmesin-di. Zaten gelmeyecek olanı beklemekti yaptığım. Masaya geçmişi tek tek sıraladım, serdim beyazına anıları. Hiç olmayan fotoğrafımızı düşündüm; eğer bir fotoğrafımız olsaydı nerede çekinirdik acaba? Mutlak deniz kenarı olurdu, ya da sana sevdalandığım okul bahçesinde. Çocukluğumun o okul bahçesinde 23 Nisanlar hep daha çok bayramdı bana, çünkü bayramlarda gelirdin sadece oralara. Sonra işte on üç yaş. Hatta aylardan mayıs. Sonrası bilindik işte. Yıllar sonra tekrardan mesajlaşmalar, karşılaşmalar, tesadüfler, şiirler, yazılar, hasretler… İnsan sevdiğim ilk adam dediğinde kalıyormuş fark ettim de, sanırım sevginin o saf halini yaşadığım tek adammış.

Yaşım 19 buçuktan birkaç ay  fazla. Senden duyduğum tüm sözler incitse de o küçük kalbimi, susmayı yeğliyorum artık. Çünkü sevgi dillenmemeliymiş tüm kaçışlarımın da sonu temize çıkmışken… En içimden çıkan hislerimi başkalarına ispat etmek için harcamaktan yorulduğum için artık kimse bilmesin diyorum izlerimi. Nisanının ardından elimden gelen her şeyi yaptığıma ikna ettim kendimi, çünkü evet yapmıştım. Sanki içime atıp ertelediğim tüm planları yalnızca bu ilkbaharda gerçekleştirmiştim. Huzur buydu, söz vermişliklerimin hepsi artık özdü ve sözüm sözdü.

Son konuşmamızın üzerinden çok geçmiş olmalı, fark ettim de uzun süredir parfüm kullanmıyorum ve ara sıra tütün içmişliğim de oluyor doğrusu. Yine de hiçbir koku üstüme sinsin istemiyorum. Kurşun kalem tutamıyorum hala, o gün bugündür kahvenin her çeşitini içiyorum, soran olursa kahveyi hala ve hiç sevmiyorum. Anıları diri tutsun diye içtiğim her yudum içimi karanlık taşlardan örerken sevmiyorum işte. Yine de içiyorum. Bizi bir daha asla buluşturmayan, buluşturmayacak o otobüslere nefret ede ede biniyorum. Bana kalırsa yaptığım her şey ölü sevginin ardından yasını tutmak her doğan güneşle. Bana kalırsa her dolunay ışıması artık yıldızlar kaymasın demek. Çünkü artık tutacağım bir dileğim kalmadı.

Sallanan masadaki aşk değildi, kavuşamamaktı. Aşk demek az yahut basit kalırdı, şahidim ki masada aşktan ötesi vardı. Cümlelere adıyla başlayıp adından başka kelam bilmeden yine adıyla cümleleri susmak vardı.

Gizem ŞAHİN

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin