Gece Modu

“Herkesin dilinde bir ‘küreselleşme’dir gidiyor; bu moda demeyim hızlı bir parolaya, sihirli bir sözcüğe, geçmiş ve gelecek tüm gizlerin kapılarını açacak bir anahtara dönüşüyor. Bazılarına göre ‘küreselleşme’ onsuz mutlu olamayacağımız şey; bazılarına göre ise mutsuzluğumuzun nedeni. Gelgelelim, herkesin birleştiği nokta, ‘küreselleşme’nin hem geri dönüşü olmayan hem de hepimizi aynı ölçüde ve aynı şekilde etkileyen bir süreç; dünyanın, kaçamayacağı kaderi olduğu. Hepimiz ‘küreselleşiyoruz’ ve ‘küreselleşiyor’ olmak tüm ‘küreselleşmişler’ için üç aşağı beş yukarı aynı anlama geliyor.” diye kitabına giriş yapıyor Bauman. Küreselleşme fenomeni hakkında, görünenin ötesinde bir şeyler olduğunu gösterme çabasında olan bu kitabında, bu terimin etrafındaki sis perdesini dağıtmayı deniyor.

Bauman’ın Küreselleşme kitabı beş ana bölümden oluşuyor. İlk bölüm olan Zaman ve Sınıf‘ta; zaman ve mekanın tarih boyunca değişkenlik göstermesiyle toplumsal örgütlenmeyi ele alıyor. Toplumda yeni oluşmuş ve değişmiş hiyerarşinin en üstünde bulunduğu yer ile en altta bulunduğu yer arasındaki bölünmenin izlerini değişen mekandaki anlamlarına göre irdeliyor, metropollerdeki mahalle kavramları gibi.

İkinci bölümde ise; ortak mekanın tanımlama ve uygulama hakkı için verilen modern savaşların nasıl olduğuna, hangi aşamalara değindiğini konu olacak görüyoruz. Özellikle bir zamanların gözdesi olan modern toplumsal denetim şekli Panoptikon‘un tarihsel kaderini ve gitgide yok olmasına değiniyor yazarımız.

“Şunu da ekleyebiliriz ki, mükemmel biçimde tasarlanmış mekan, insani ilişkilerin ahlakiliğinin nihai ve vazgeçilmez koşulu olan insan sorumluluğu için doğrudan doğruya zehir saçan bir toprak olmasa bile, kısır bir toprak olacaktır.

Sennett’in Amerikan kasabaları üzerine yaptığı inceleme, neredeyse evrensel bir kurala işaret eder: Irksal, etnik ve sınıfsal ayrımların çok olduğu homojen ve tektip yerel topluluklarda, ötekilerden kuşku duymak, farklılığa tahammülsüzlük, yabancılara duyulan öfke, histerik ve paronoyakça bir ‘yasa ve düzen’ kaygısı, yabancıları ayırma ve uzak tutma talepleri en yüksek seviyelere ulaşır.”
(s.60)

Üçüncü bölümün konusu siyasal egemenliğin geleceği ve yurt temelli toplulukların geleceğini ele almakta. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, kurumsallaştırılmış karar alma mekanizması ile yayıldığı evren arasında giderek genişleyen uçuruma yönelmemizdir. Özellikle küreselleşme, ulusal hükümetlerin karar alma yetenekleri üzerindeki zayıflatıcı etkisi gözler önünde olmalıdır Bauman’a göre.

Dördüncü bölüm, bir önceki bölümde değinilen dönüşümlerin kültürel sonuçlarının bir listesini sunuyor bize. Bu dönüşümün genel etkisi ortak kültürün birbirinden ayrı iki farklı yoruma hizmet edip insan deneyimini çatallaştırması ve kutuplaştırmasıdır. Bu zıtlığın asıl yükünü de yeni orta sınıf taşımakta ve sonuç olarak yoğun bir şekilde varoluşsal belirsizlik, kaygı ve korku içinde yaşadığını belirtmeliyiz. Aslında tam bu noktada “prekarya” kavramıyla karşılaşıyoruz. Prekarya, modern çağımızın geleceğe yönelik kaygısı olan, garanti ve kesinlikten uzak, düzensiz bir işleyişin içinde olan yeni sınıf. Hem fiziksel hem de psikolojik açıdan arafta kalmış bir sınıftan bahsedebiliriz kısaca.

Kitabın son bölümü ise, bahsedilen kutuplaşmanın en uç ifadelerini; ideal hale getirilmiş normları tutturamayan, hareket halindeki hareketsiz hayatın sıkıntılarını telafi etmedeki rolünü araştırıyor. Küreselleşme sürecinde ortaya çıkan varoluşsal ehemmiyetsizlik net bir şekilde yasa ve düzen meselesine indirgenmek istenmektedir. Fazlalıkların atılarak kişisel mal mülk güvenliğine endekslenmiş bir endişeye dönüştürülen güvenlik kaygıları, diğer boyutların yarattığı kaygılarla birlikte aşırı yüklü bir hale gelmiştir.

Genel olarak şöyle bir toparlayacak olursak; Bauman’a göre, küreselleşen güçler saltanat günlerini yaşamakta. Bunun bedelini ise yerelliğe takılı kalanlar ödüyor. Küreselleşme ise bu dengesizlik üzerine kuruluyor. Yereller ırk, millet, etnik köken, sınıf gibi olguları kullanarak “biz” duygusu oluşturmaya çalışırken, küreseller ise onların içine kapanmalarını istiyor. Yereller yerellikleri etrafına kalın duvarlar örerken, küreseller yerellikleri toplama kampına dönüştürme peşinde. Küreselleşme ve onun çok yakını olan yerelleşme kavramı da aynı amaca hizmet etmekte; parçalanma ve yabancılaşma.

Kitap, Bauman’ın diğer kitaplarında olduğu gibi çok akıcı, temiz ve düşündürücü bir üsluba sahip. Kolay okunuyor ancak üzerinde durup düşündürmeden, satırlarının altını çizdirmeden bırakmıyor sizi. İçinde yaşadığınız ülkeye ve bulunduğunuz dünyanın gidişatını irdeleyen biriyseniz kesinlikle okunması gereken bir kitap. Yerelleşmenin ve küreselleşmenin el ele verip nasıl sonuçlar doğurduğunu ve doğurabileceğine dair ufkunuzu açacak sayfalara sahip. Anlamak ve irdelemek adına vazgeçilmez bir kaynaklardan birisi olacaktır.

Zygmunt Bauman
Küreselleşme
Ayrıntı Yayınları

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin