Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Küçük Kara Balık, Samed Behrengi’nin kaleme aldığı bir çocuk kitabı. Her ne kadar çocuk kitabı olarak kategorize edilse de bence her yaştan okuyucunun, içerisinde kendisine ait bir şeyler bulması gerektiğine inandığım bir eser.

Behrengi, derinlerde o dönemin Güneybatı toplumlarını eleştirmiş kitabında. Yazarın diğer kitaplarına da göz atacak olursak, benzer konunun yine ele alınışını görürüz. Bu eleştirileri yüzünden devlet tarafından göz hapsine alınmış, kitapları da yasaklatılmış ve toplatılmış olan yazarımız  25 yaşına geldiğinde ”doğal olaylar” sebebiyle hayata gözlerini yummuş.

Küçük Kara Balık; bir büyükanne balığın oniki bin çocuk ve torununa öykü anlatmasıyla başlıyor. Öyküde küçük bir gölette yaşayan küçük kara bir balığın, her gün annesiyle bir oraya bir buraya amaçsızca yüzmesini, küçük kara balığın bir gün bu sıradanlıktan sıkılıp denizi düşlemesini, yaşadığı dünyanın kocaman ve keşfedilmeye değer olduğunu farkedip farklı dünyaları görme isteğini, karşısına çıkan zorluklarla nasıl mücadele ettiğini anlatıyor.

Temelinde özgürlük ve vazgeçmeme düşüncelerine değinmiş, standart yaşamların içerisinde hayatın farklı akıntılarının da var olacağını, bunun birazcık cesaretle ve merakla bulunabileceğini anlatıyor. Aslında yazarın vermek istediği mesaj balığımızın sadece denize ulaşıp ulaşmadığını öğrenmemizi sağlamak değil, bütün bu yolculuk boyunca balığımızın nelerle karşılaştığını bize göstermek.

Benim Küçük Kara Balık’ı çok sevmem, şu cümlesinden çok etkilenmemle başladı:

”Ben bilmek istiyorum; gerçekten de yaşamak dediğimiz şey şu bir avuç yerde yaşlanıncaya kadar dolaşıp durmaktan mı ibaret; yoksa dünyada başka şekilde yaşamak da mümkün mü?”

Ben mümkün olduğuna inananlardanım. Küçük Kara Balık yüzgeçlerime sımsıkı tutundu ve aynı akıntıya birlikte yüzdük…

Küçük Kara Balık oldukça masum bir öykü ama içerisinde özgürlük kavramını taşıdığı için bazı okuyucuları korkutmuş, yazara ve kitaba önyargılı yaklaşılmasına sebep olmuş olabilir. Ben özgürlüğü, her canlının kendi etrafını saran bir çember olarak görürüm. Bu çember içerisindeki karar verip harekete geçirdiğim her şey benim özgürlüğümdür. Ancak benim özgürlüğüm bir başka canlının çemberine dahil olduğu zamanlarda, onun özgürlüğünü etkiliyorsa işte o zaman biter veya özgürlüğümü o an kısıtlamam gerektiğini anlarım.

“ Her an ölümle yüz yüze kalabilirim. Ama yaşayabildiğim sürece ölümü karşılamaya gitmem gerekmez. Bir gün ister istemez ölümle karşılaşacağım; bu önemli değil. Önemli olan benim yaşamamın veya ölümümün başkalarının yaşamını nasıl etkileyeceği…” 

Kitabın sonuda, büyükanne öyküsünü bitirerek oniki bin tane balığa iyi geceler diliyor ve uykuya dalıyor. On bir bin dokuz yüz doksan dokuz küçük balık da “iyi geceler” dileyerek yatmaya gidiyor ancak küçük bir kırmızı balık ne yaptı ne ettiyse de uyuyamıyor ve sabaha kadar denizi düşünüyor…

Küçük Kara Balık’ın sizin yüzgeçlerinize de dokunması dileği ile..

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin