Çoğumuzun aklına dudakları arasında sigarasıyla, piyano başında sanatını parmaklarının ucundan piyanosuna dökerken hüzünlü yüzü geliyor. Ya da birçok yerde duyduğumuz hatta öğrenene kadar anonim olduğunu düşündüğümüz ismiyle ‘Field’. 

Bu makale onun bundan çok daha fazlası olduğunu okumanız için yazıldı.  

Müziğe Giriş Serüveni 

İnternette yaptığınız aramalarda müziğine ve konserlerine daha çok rastlıyoruz. Kendisi hakkında araştırma yapmak için biraz daha ayrıntı araştırması yapmak gerek. Bu hem kendisinden çok müziğini ön planda tutmak istemesinden, hem de birçok coğrafyada tanınmasına rağmen ismini hak ettiği daha büyük kitlelere henüz duyurmamış olmasından kaynaklı. İlerleyen zamanlarda (çok da uzun bir süre değil) ismini çok daha hatırı sayılır kişiler ve yerlerde göreceğimizi biliyoruz.  

Kendisi Rusya doğumlu, Moskova’nın sakin bir köyünde çocukluğunu geçirmiş bir kişilik. Onu müziğin ortasında görmek dinleyicileri için çok büyük bir şans çünkü ailesi ona 6 yaşındayken müzik okuluna gitmeyi isteyip istemediğini sorduğunda cevabının hayır olduğunu, arkadaşlarıyla oynamanın ona daha çok keyif verdiğini anlatıyor, böylece müzik konusu kendisi 15-16 yaşlarına gelene kadar kapanmış. Müzikle ilgilenmeye, hatta icra etmeye başladığında ise bile, herhangi bir müzik okuluna gitmiş veya bir tecrübe edinmiş, azıcık dahi olsa profesyonelleşmiş olmadığını söylüyor kendisi.  

İlk müzik deneyimi ise kendi grubunda gitar çalarken başlıyor. İnanmak hepimiz için çok güç olsa da 16 yaşında çalmaya başladığı grupta ‘punk’ müzik yapmışlar.  Kendisi bunu doğal bir evrim süreci olduğunu, şu an ve gelecekte gündemde olan planlarının klasik müzikle ilgilenmenin değil müziğin kendisiyle ilgilenmek olduğunu ve bundan 5 yıl sonra belki de enstrümantal hip-hop yapmaya başlayacağını bir röportajında kendisinden okuduk.  

“Şimdi ve gelecekte müzikle ilgileneceğim, belki insanların beklediği şekilde değil ama herhangi bir şekilde.” 

Müzik Kariyeri 

Müziğine kendi grubunda gitarist olarak başlayan Grinko, daha sonralarında farklı gruplarda çalmaya başlamış. Bu gruplarda ise ‘rock’ müzik yapmışlar. Zaman geçtikçe en eski vurmalı çalgılardan biri olarak bilinen ‘baraban’ çalgısına merak sarmasıyla çok daha çeşitli gruplarda çalmaya başladığını dinledik yine bir röportajında. Damo Suzuki, sanatçının içinde baterist olarak bulunduğu gruba misafir olunca, 2008 yılında küçük bir Rusya turnesi gerçekleştirmişler. Bulunduğu grup dağıldığında kendi müziğini yapma zamanının geldiğini anlamış. 

18-19 yaşlarında piyanoya başlaması, bütün klasik müzik evreni için çok büyük bir şans. Sadece müziği kulağa güzel geldiği için değil, müziğine kattığı manevi değer, birlikte çalıştığı yapımlar ve müziğinin çıkış kaynakları çokça gezilecek ve görülecek yerleri olan bir şehir gibi. Her şarkısının altında farklı bir hikaye, farklı bir detay ve farklı duygular yatıyor. Örnek verelim; Kuzey Ukrayna’daki Çernobil Nükleer Santral işçileri için inşa edilen Pripyat şehrini anlatan bir eseri var. Morning in Pripyat. Şarkının ithafını bilen ve bilmeyen dinleyicinin hissedeceği şeyler apayrı olacaktır. Bu ayrımın yapılabilmesi Grinko’nun en büyük başarısı. Deneysel çalışmaları kariyerinin büyük bir parçası olan sanatçı için minimal piyano soloları, post-rockjazz kompozisyonları ile harmanladığı müziğine sinematik öğeler eklemek onun tarzını tanımlıyor. Film müzikleri onun için ilham kaynağı ve iletişim kurduğu bir sanat editörü değeri gibi. Her parçasında farklı şeyler hissetmemizin, hayalimizde canlanan şeylerin sınırı olmayışının temel sebebi bu. 

2010 senesinde ‘Valse’ isimli parça yazıldı ve 2011’de de ‘Winter Sunshine’ isimli ilk solo albümü çıktı. Aynı sene içinde de ‘Generation P’ ve ‘Shapito-shou’ adlı filmde şarkıları yer aldı. 2014’te şimdi bile hit olan parçalarının içinde olduğu ‘Ice for Arueliano Buendia’ albümü, 2015’te bütün tarzını ve bütün yeteneğini yansıtan üçüncü albümü ‘Silent Like Water’ ve son olarak 2018’de çıkan ve yine kalitesinden şaşmayan ‘Tiny Mouse Tales’ çıktı. Bunun yanında bağımsız belgeseller ve filmler için yaptığı parçalar da mevcut. 

Türkiye Sevgisi 

Genel yazılanlara baktığımızda sanatçının kendi ülkesinden çok Türkiye’de meşhur olduğu alenen ortada. 2013-2014’de başlayan Türkiye seyahatleri hala devam etmekte. Youtube platformunda parçalarının yorum kısmına gelen insanlar çoğunlukla Türkiye’den. Grinko için ülkemizin değerli olduğunu anlamak hiç de zor değil, verdiği her röportajda ülkemizden, ülkemizde verdiği konserlerden ve dinleyicilerimizi çok sevdiğinden sıkça bahsediyor. Bunun sebebini ise ülkemiz dinleyicilerinin müzik zevkinin çok güzel olduğunu, unutamadığı 3 konserden ikisinin İstanbul’da gerçekleştirdikleri olduğunu söylüyor. Müzik tarihimize de ilgi duyan sanatçının ülkesi olan Rusya’da en popüler olan sanatçımız Tarkan imiş. Kendisi de Zeki Müren’i ve bildiği bazı Türk müzik gruplarını severek dinlediğini, ilerleyen zamanlarda Mehter ekibiyle çalışmak istediğini belirtti. Ayrıca üçüncü albümü olan ‘Silent Like Water’ kayıtları İstanbul’da gerçekleştirilmiş. Bunun sebebini ise ülkemizdeki müzik aletlerinin daha gelişmiş olduğunu, kendi ülkesinde İstanbul’daki gibi ekipmanların olmadığını belirtmiş.  

İstanbul dahil olmak üzere ülkemizin birçok şehrinde konser yapmış olan sanatçının yemek kültürümüze olan ilgisi de oldukça büyük. Baklava ile çay ikilisini sevmekle beraber kebap yemeye bayılıyor.  

Tavsiyeler 

Onu tanıtma kısmımı şimdilik bu kadarla tutuyor, sanatçının enerjisi ve güzelliğini keşfetme kısmını size bırakıyorum. En sevilen ve en sevdiğim parçalarını sizin için topladım. 

  • Valse 
  • Field 
  • Jane Maryam 
  • Serenade 
  • Short Memory 
  • G-Dur 
  • Carousel 
  • Epilogue 

Ayrıca TRT2’nin ‘Aramızda Müzik Var’ içeriğinde Evgeny Grinko’nun konuk olduğu bir bölüm var. Bu yazı için araştırma yaparken izlemekten en keyif aldığım video oldu, onu tanımak açısından da çok verimli olduğunu düşündüm. Fuat Güner eşliğinde çekilen videoda ikilinin sanatçının parçalarını beraber yorumladığını görmek de ayrı bir zevkti. Tavsiyedir, 

Sevgiler.  

Kaynakça 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin