Gece Modu

Klasik faydacılık, en üstün iyinin mutluluk olduğunu ve hazla dolu bir hayatın mutlu bir hayat sayılacağını öne sürer. Bu iddiasıyla hedonizmi hatırlatsa da, eylemde bulunurken herkesin eşit sayılması gerektiği düşüncesinden dolayı hedonizmden ayrılır. Bentham ve Mill’in temel iddiaları etrafında ortaya çıkan tartışmalar, klasik faydacılığı benimseyen kişinin karmaşık problemlerle karşı karşıya geleceğini ortaya koyar. Bu yazıda, Bentham ve Mill’in düşünceleri çerçevesinde klasik faydacılığı ele alıp, daha sonrasında 20. yüzyılda gelişen sonuççu ahlak öğretilerine göre gündelik hayatımızdan örneklerle faydacılığı tartışacağız.

bentham ile ilgili görsel sonucu
Jeremy Bentham

Faydacılığa (utilitarizme) göre, her insan haz peşinde koşar ve acıdan kaçar. Eylemlerin ahlaki değeri de mutluluk getirme durumuna göre belirlenmelidir. Gözetilmesi gereken şey, tek bir bireyin hazzı değil, olabildiğince en fazla insanın hazzıdır. Bu noktada, çoğulcu perspektife kayma olduğu görülür. Böylelikle hazcılığın temel tezinin alınıp bireyciliğin uzaklaştırıldığı görülür.

Bentham faydacılığı, en büyük sayının en büyük mutluluğu için eylemde bulunmak olarak tanımlar. Ona göre en çok kişi için iyilik, doğru veya yanlışın ölçüsüdür. İnsana haz veren şey, onun faydasına uygun olduğu için fayda kavramı haz ve mutluluk kavramlarıyla yakından ilgilidir. Fayda, bir şeyin acıya engel olma veya bir hazzı arttırma özelliğini ifade eder. Alternatif eylemler arasında belirleyici tek ölçüt ise hazzın niceliğidir. Bentham’a göre yapılması gereken şey, belirli bir eylemin diğerlerinden daha değerli olup olmadığını görmek için hazları ölçüp hesaplamaktır. Eğer ölçümler doğru yapılırsa, ikilem denilen şeyin ikilem olmadığı görülür. Böylelikle felsefenin sorunları çözülebilir Bentham açısından. Peki, bu kıyaslama nasıl yapılacaktır? Hazlar arasındaki farklar nedir? Bentham, meseleye niceliksel açıdan bakar. Bunun için ölçüm cetveli hazırlar ve birtakım faktörlere dikkat etmenin gerekli olduğunu düşünür. Ona göre, haz ne kadar safsa ve ne kadar fazlaysa o kadar iyidir. Hazzı elde etmek ne kadar kolaysa o kadar iyidir. Bunun gibi parametreler ne denli doğru yapılırsa, Bentham’ın faydacılığına göre, etik denilen şey de o denli sağlanmış olur. Moore ise, bu ölçümün ve öngörünün oldukça güç olduğunu işaret eder.

Dev Lotr Testi
john stuart mill ile ilgili görsel sonucu
John Stuart Mill

Mill için faydacılık, mutlulukla kastedilen hazzın varlığı ve acının yokluğudur. Mutluluk ile kastedilense, acının varlığı ve hazdan yoksun olmaktır. Mill, hazların niteliğine göre sıralanması ve yüksek düzeyde hazların hayvanî içgüdülerin tatminine göre tercih edilmesi gerektiğini söyleyerek Bentham’dan düşünce şekliyle ayrılır. Ancak Mill’in hazlara yönelik yaptığı bu niteliksel ayrım, onun kendi faydacılığında bazı sorunlara neden olur. Eğer kişinin amacı en yüksek mutluluksa ve mutluluk haz ile elde ediliyorsa, bu mutluluk bazen aşağı düzeyde hazlarla elde edilebilir. Böylelikle Mill, aşağı düzeyde hazların yüksek hazlardan daha tatmin edici olduğu durumlarda bile yüksek düzeyde hazların tercih edilmesi gerektiğini öne sürerek “en yüksek miktarda mutluluk” ölçütünden uzaklaşır. Çünkü Mill, niteliksel haz vurgusu ile hazzın niteliğini esas alır ve niteliksel haz adına hazzın miktarını göz ardı eder. Bu nedenle de kendi içinde çeliştiği görülür. Ayrıca, entelektüel hazların bedensel hazlara göre daha fazla olduğunu söyler. Fakat tam da bu noktada bir tartışma konusu daha açılacaktır: Niteliksel haz ve entelektüel birikime sahip kişilerin aynı türden yüksek zevkleri seçeceği varsayımı gerçeklerle bağdaşmaz. Bilgi miktarının fazla olması, kişinin ince bir zevk sahibi olduğunu iddia edemez. Bilgili birisi bayağı şeylerden zevk alabilirken, bilgisiz biri daha ince zevklere sahip olabilir. Zevk meselesi, sadece bilgi ile ilgili bir konu değildir. Bu noktada yetiştirilme biçiminin, kişiliğin ve kültür gibi faktörlerin etkili olduğun da farkında olunmalıdır.

Faydacılığa yönelik eleştirilere bakıldığında, faydacı görüşü savunanların haz ve mutluluğun tanımını tam anlamıyla yapamadığı görülür. Muğlak ve belirsiz bir kavram olduğu için en geniş kavram ile ele alırlar. 20. yüzyılda bu kuramın devamlılığını savunanların kendilerine “sonuççu” dedikleri görülür. Eylemin ahlaki değerleri, sonuççulara göre, eylemin sonucuna göre belirlenir. Bu da amaçların araçları meşru hale getirmesidir. Lakin bu öngörülebilir bir sonuç mudur? Nihai sonucun öngörülebilmesi imkansızdır. Bazı durumlarda eylemin sonuçlarını beklemek uzun sürebilir. Dolayısıyla sonuççu ahlakta “bekleyelim görelim” durumu vardır. Fakat, eylemin iyi olup olmadığını bu şekilde bilemeyiz.

“En fazla insan için en yüksek miktarda mutluluk” diyen faydacılıkta birey arada kaynayabilir. Örneğin, organ bekleyen beş farklı hastaya karşın sizin organlarınızı kullanmak için doktorun sizi öldürmesi gerektiğini varsayalım. Fazla sayıda hayat kurtamayı amaçlarken, sizin ölümünüz sayesinde kurtarılan hastaların seri katil, hırsız vb. olduğunu düşünelim. Bu durumda faydacılığa göre iyi bir eylemde bulunan doktor aslında birçok insanın ölümüne ve kötülüğe uğramasına neden olduğu için diğer yandan da kötü bir eylemde bulunmuş olur. Bu konuda bir faydacının yorumu şu şekilde olurdu: “İnsanlar birilerine fayda sağlamak adına öldürülmekten her an korkardı. Bu durum cinayeti meşrulaştırırdı ve genel olarak daha fazla insanın mutsuzluğuna sebep olurdu. Böylelikle bu durum fayda sağlamaz.”

Sonuççu teorilere gelen eleştirilere bakıldığında, ahlaki açıdan diğer insanlarla ilişkilerimizdeki önemli tek ilişki türü yarar ilişkisi değildir. Bazen bir sadakat, minnettarlık ilişkisi veya adalet için büyük yararlar feda edilebilir. Ross’un ahlaki davranışlarda birisine bir iyilik yapılacağında bu kişinin kim olduğunun da son derece önemli olduğu şeklindeki görüşü ve sonuççu teorilere bu açıdan yaptığı eleştiri de makuldür. Çünkü bir insanın bütün
insanlara karşı belirli sorumlulukları olsa da bazı insanların bu konuda belirli öncelikleri ve ayrıcalıkları vardır. (Yıldız, 2012.) Örneğin, arabayla ıssız bir yoldan geçiyorsunuz, ileride ağaca çarpmış bir araba görüyorsunuz. Arabadaki kişiyi hastaneye hemen götürmezseniz öleceğini biliyorsunuz ama aynı zamanda çok önemli bir iş görüşmesine yetişmeniz gerekli. Kazayı geçiren kişi kendi ihmalinden dolayı (araba sürerken telefonla konuştuğu için) kaza yapmış. Bu durumda eylemlerin sonucu aynı olurdu, yani eylemler kişinin ölmesiyle sonuçlanırdı. Sonuççu kurama göre ahlak açısından eşitsiniz, çünkü kaza geçiren kişi araba kullanırken telefona bakmayabilirdi ve ölmemiş olurdu. Fakat telefona baktı ve öldü. Böylelikle sonuççu perspektifte ikisi de aynı sonuca sahiptir, bu perspektifte sebebe değil sonuca bakılır. Sebepleri sormaya başlayınca bakılan perspektifin de başka bir yere kaymaya başladığı görülür. Bu noktada deontolojik etiğin eleştirilerini görürüz ki Kant da bu çizgide eleştirir. Çünkü bu yaklaşım, insanın diğer melekelerini ve isteklerini göz ardı ederek onu sürekli hesaplama yapan birine indirger.

Williams’ın faydacılıkla ilgili düşüncesini örnekleyecek olursak; bir komutan var, yönetimi ele geçirmek istiyor ve halkı korkutup bastırmak için rastgele yirmi kişiyi öldürecek. Bunu size söylüyor ve seçim şansı veriyor: “Bu işi ben yaparsam yirmi kişi öldüreceğim ama sen yaparsan bir kişiyi öldüreceksin ve on dokuz kişi kurtulacak.” Eğer bir kişiyi öldürmezseniz on dokuz kişi daha ölecek. Yani komutan kadar suçlu olacaksınız. Kant ise, ahlaki değerin buradan tahsis edilemeyeceğini söyler. Bu gibi eudaimonist kuramlarda mutluluk dediğimiz şey çok genel olduğu için onu tanımlamakta bir muğlaklık vardır. İnsan doğası bu kadar basit bir haz-acıya indirgenemez.

nozick machine ile ilgili görsel sonucu

Nozick ise, adaleti, özgür olmayı bir makineye bağlı olmaya tercih edilip edilemeyeceğini öğrenmek ister. Nozick’e göre çeşitli nedenlerle bunu istemeyiz. Her şeyden önce bazı şeyleri yapmanın tecrübesini kazanmayı değil, bunları bilfiil yapmayı istediğimiz için bunu istemeyiz. Bunu istememizin bir nedeni de, haz dışında hakikate de değer veriyor oluşumuzdur.

Sonuç olarak, ahlak hayatı çok boyutludur. Bu nedenle klasik faydacılıkta iddia edilenin aksine ahlaklı olan şey haz gibi tek bir değere indirgenemez. Mutluluk ister hazza, zevke; isterse tercihlerin veya akılcı teorilerin tatminine indirgensin, yine de bu problemler çözülemez. Çözülmesi gereken başka sorunlar ortaya çıkar. Hayat, insan ve ahlak tek bir kurala veya formüle sığmayacak kadar karmaşıktır. Bir kurgudan ibaret olmak istemeyen her ahlak kuramı bu gerçeği dikkate almalıdır.

Kaynakça:

  • Başok Diş, S. (2017). Bentham ve Mill’in Klasik Faydacılığı Bağlamında Mutluluk Problemi. Temaşa Erciyes Üniversitesi Felsefe Bölümü Dergisi. 7. 80-100.
  • Heimsoeth, H. (2007). Takiyettin Mengüşoğlu (Çev.). Ankara: Doğu Batı.
  • Yıldız, A. (2012). W. David Ross’un Sonuççu Ahlâk Teorilerine Eleştirileri ve “İlk Görünüşü İtibariyle Ödev (Prima Facie Duty)” Ahlâkı. Bilimname, 2012. 2.

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin