Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Marksizm bütüncül bir yaklaşıma sahiptir. Savaş yıllarında, kötümser hava yayanlar ile tozpembe görüşler mevcuttur. Bu görüşlerin hepsine karşı olarak doğmuştur. Kapitalizmin zıttı niteliğindedir. Karl Marks, kapitalizmi ilk tanımlayan kişidir. Yaptığı tanım, o güne kadar bazı sıfatlar ardında saklanıp (modern çağ, sanayi toplumu, batı) kendini zararsız göstermeye çalışan kapitlizmin nasıl çıktığına ve nasıl sonunun getirilebileceğine ilişkindir. Gitgide taraftar toplayan Marksizm, Nazi Almanya’sının faşizmine karşı çıkmıştır.

Edebiyata bu denli tesirli bir düşünce akımı olması, akımın kurucuları ile doğru orantılıdır. Marx ve Engels makaleleri itibariyle ekonomi ve siyasi alanda daha çok işlenmiştir. Fakat sanat kavramı, onların anlatacağı fikirde en önemli tasvir silahıdır. Marksist eleştiri ilk etapta sanatla izah edilmiştir. Aslında Marx sıkı bir tiyatro hayranıdır ve mizahi bir roman da yazmıştır.

Nazım Hikmet, Marksist Gerçekçiliği anlayabilmiş nadir yazarlarımızdandır. Engels’e göre Marksizm, bireyin sorunlarının kökenini topluma bağlamaktadır. Dolayısıyla her açıdan aksaklık toplum getirisinin ürünüdür. Marksist eleştiri anlayışı ise bazı ilkeler etrafında toplanmaktadır. Ana hatlarıyla bu ilkeler, öncelikle toplumun çıkarını gözetmelidir. Bununla beraber yenilikçi yani özgün olmalıdır. Ayrıca zamanın ilerisini görebilmeyi amaçlamalıdır.

Nazım’ın Makinalaşmak şiirinde yeniliğin en belirgin özelliği ses unsurunun ritmin dışa çıkmış halidir. Burada Nazım’ın bakışının çok keskin olduğunu görmek imkansız değildir. Bu keskinlik kendinden emin olmasından kaynaklanmaktadır. İnanıyor ki teknoloji çağı gelecek ve geldiğinde insan, hazır olmalıdır. Aynı zamanda yozlaşmışlığı ve Sanayi Devrimi’nin olumsuzluğunu eleştirmektedir.

 trrrrum,

trrrrum,
tr

 

rrrum!
trak tiki tak!
makinalaşmak istiyorum!

beynimden, etimden, iskeletimden geliyor bu!
her dinamoyu
altıma almak için çıldırıyorum!
tükrüklü dilim bakır telleri yalıyor,
damarlarımda kovalıyor
oto-direzinler lokomotifleri!

trrrrum,
trrrrum,
trak tiki tak
makinalaşmak istiyorum!

mutlak buna bir çare bulacağım
ve ben ancak bahtiyar olacağım
karnıma bir türbin oturtup
kuyruğuma çift uskuru taktığım gün!

trrrrum
trrrrum
trak tiki tak!

makinalaşmak istiyorum!

Eleştirinin sivriliğini kullanan Nazım, şiirin özgür olduğunu söylese de şiirde şekilcilik anlayışından kendini ayıramamıştır. Bu durum olumsuz olarak algılanmamalıdır. Onun hüneri, kelimeleri bir usta gibi dizmesinden gelmektedir. Bir diğer önemli özellik, şiirlerinde sıkı bir disiplin anlayışı barındırırken bir o kadar duygusal ve romantik bir Nazım görebilmektir. Nazım’ın keskin yapısı en hüzünlü şiirinde bile hissedilir. Bu durum onun kişiliğiyle alakalıdır. Her zaman bir dava adamı olan Nazım inandıklarına sıkı sıkı bağlı olmuş ve her zaman bağıra çağıra savunmuştur.

Ne güzel şey hatırlamak seni;
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken…

Ne güzel şey hatırlamak seni:
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının…
İçimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti…
Parmaklarının ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti:

kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık…

Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek:
filanca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya…

Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine:
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipek dokumalıyım.
Ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım…

Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken…

Nazım Hikmet romantik karakterlidir, fakat memleketini de düşünür. Odası memleketinin yoksulluğu gibidir. Bu odada sevgilisi ile kavuşmuşken bile memleketini unutmamaktadır. Ölçüden vazgeçmiş bir şair olarak bilinse de Nazım Hikmet, aruz veznini çok iyi bilir ama kullanmaz. Dolayısıyla bu durum bir ideoloji ürünüdür. Onun ideolojisi ve kendi sanatını minimum ölçüde zedelemiş olması onu Türk edebiyatında farklı bir mertebeye getirmiştir. Çünkü ideoloji ne kadar aşikarsa sanat değeri o kadar aşağı çekilmektedir. Bu noktada S. Ali’nin İçimizdeki Şeytan’ı en iyi örnek olacaktır. Dolayısıyla Nazım şiiri, şekilci yapısından ötürü eski anlayışa bağlı kalsa da, ideolojiktir, yenilikçidir, yararlıdır, ve romantiktir demek yanlış değildir.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin