Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur.

Satranç kitabı ile tanıştığım ve birçok eserini okuduğum, okumaktan son derece  keyif aldığım bir yazar Stefan Zweig.

Eserlerini okudukça kelimelerin, cümlelerin hislerin aktarılış şekline hayran kalıyorsunuz. Zweig her kitabında olduğu gibi kaleminin ustalığını, büyüsünü çok iyi kullan yazarlardan bir tanesi.

Kitaplarının geneli insan psikolojisi ve insanin iç dünyasının yoğun işlendiği karamsar kitaplar. Yazarı analiz ederken tek kitapla kalmayarak birkaç kitabı okuyarak değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.

Yazarın kadın karakterlerin seçiminde başarısı gerçekten tartışılır. Kadın karakterleri biçimlendirmede öyle güzel cümleler kuruyor, öyle bir harmanlıyor ki ben okurken şaşırıyor, okudukça büyüleniyorum.

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu ve Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat bunlardan ikisi.

Benim, okuduğum her kitabıyla birlikte yazara hayranlığım bir kat daha artıyor. Okuduğum cümleler, hissettiğim ve beynimde canlandırdığım betimleler kitapla bütünleşiyor, bambaşka bir hal oluyor. Kitabın geçtiği zamanlara, yerlere, o havaya doğru gidiyorum.

Yazarın hayat hikayesini biraz biliyorsunuz Stefan Zweig’in yaşadığı dönemde dünyanın bulunduğu koşullardan ne kadar çok etkilendiğini yazdığı yazılarına net aktardığını görüyorsunuz. Yazarın içindeki boşluğun ve çaresizliğin kağıda dökülmüş halini okuduğunuzda onunla bir üzüntüsünü paylaşabiliyorsunuz.

Daha fazla yaşamasını, bize daha çok eser bırakmasını isterdim. Ölümüne kendi elleriyle son vermesini değil, eceliyle dünyaya gözlerini yummasını dilerdim.

Yine tarihin kanlı yazılmış günlerinde Stefan Zweig gibi birçok aydının, edebiyatçının, düşünürün yitip gitttiğini şu an günümüzde bilmek, hissetmek çok dramatik.

Siz de benim gibi okuduğunuz yazar hakkında biraz analiz yaparsanız okuduğunuz güzel eserlerde onları bulacağınıza eminim.

Kısa bir yazar analizi: Stefan Zweig

Stefan Zweig Avrupa’nın hızlı değişim gösterdiği bir zaman da 1881’de Viyana’da doğdu. Varlıklı bir ailenin oğlu olan Zweig, Berlin’de eğitimini tamamladı.

Edebiyat ağırlıklı eğitim gören Zweig, İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Latince ve Yunanca öğrendi.

Psikolojiye ve Freud’un öğretisine aşırı ilgi duyan yazar, hikaye, derleme, inceleme ve öykülerini ve karakter analizlerini bu şekilde yazdı.

Birçok dünya ülkesini dolaşan yazar Birinci Dünya Savaşı sırasında Zürih’e gitti. Savaşı sevmeyen, savaş karşıtı görüşleri ile bilinen Stefan Zweig 1919-1934 yılları arasında Salzburg’da yaşadıktan sonra bir sene İngiltere’de kaldı.

1939’da New York’a gitti, birkaç ay sonra da Brezilya’ya yerleşti.

Avrupa’nın içine düştüğü duruma dayanamayarak 1942 yılında karısıyla birlikte intihar etti.

Yaklaşık 20 yılını Kapuzinerberg’in yamacındaki villasında geçiren Stefan Zweig, yazarlığının en verimli günlerini burada yaşadı.

1927 yılında Almanya’da üç ayrı kitabı yayınlandı. Bunlar: Duygu Karmaşası, Yıldızın Parladığı Anlar, Tarihsel Baş Minyatür.

1927’nin 20 Şubat tarihinde Rilke’ye Veda başlıklı konuşmasını yaptıktan sonra 1928’de Tolstoy’un 100. Doğum Yıl dönümü Kutlamaları’na katıldı.

Yazarak, düşenerek üretken bir yaşam sürdüren Zweig, Avrupa’nın bulunduğu kötü durumuna daha fazla dayanamadı. Hissettiği bu yıkım ve üzüntü yaşamında büyük düş kırıklıkları yarattı. Hitler’in dünya düzenini kalıcı olarak sarmasından kaynaklı yaşadığı karamsarlık onun intiharın eşiğine getirdi ve dünyanın yeniden var olacağını inanmadı. 22 Şubat 1942’de Rio de Janeiro’da, karısı ile birlikte intihar etti.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin