Bu sabah sağımdan kalktım. Dün akşamdan ütülediğim gömleğimi giydim, kopmuş düğmesini yeni diktiğim krem pantolonumu bir de. Fazla özenmedim saçlarıma, bilmiyorum uykusuzluktan belki de. Hava insanlığa küsmüş şekilde gri-siyahtı. Kahvaltı yapmayı gözüm yemedi. Zaten sevmem ben öyle yalnız yapılan şeyleri. Cesaretimi toplayıp binlerce insanın arasında otobüsü beklemeye başladım. Kıçı kırık körüklüde bile yer bulamazken, daha iyi yerlere gelmeye çalışan insanlarla doluydu otobüsler.

Belki kırk beş dakika sürecekti bu yolculuk. Güneş isyan eder gibi sıyrıla sıyrıla ısıtmaya kalkacaktı içimizi. Hak ediyor muyduk peki?
Her akşam yitirdiği sevdiğine ağlayan adam buradaydı. Şurada işte şu ayakta kalmaya çalışan. Çamaşır sularının buruşturduğu parmaklarını avuçlarının arasına saklayan teyze, bugün gittiği gündelikte yapacağı yemeği düşünüyor belli. Yanında gencecik bir kız. Patronun gözüne girme derdinde. Bir adam dikiliyor dibinde. Gözleri soğuktan buğulanmış camların, eriyip kayan damlaların süzülüşlerinde. Onca kalabalığın içinde, kendinden kat kat irice insanların arasında bir çocuk beliriyor. Daraltılmış pantolonu kısa, çantası sökülmüş halde. Siyah kasketli amcanın belki de son bozuklukları şıkırdıyor şoför çukura girdikçe.

Ben bugün sağımdan kalktım. Her zamankinin aksine daha sakin olmam lazım. Ellerim cepte yürürken hastane bahçesindeki çığlıklar geliyor kulağıma. Biri öldü herhalde. Kucağında bebekle bir anne, aynı boyda özenle kesilmiş gazete kağıtlarını tezgahına yerleştiren simitçi, kuru yaprakları süpüren bir temizlikçi çarpıyor gözüme.

Ben yürüdükçe çirkinleşiyor dünya. Gittikçe hızlanıyorum. Hızlandıkça rüzgar gözlerimi sulandırıyor ya da öyle zannediyorum. Köşede bekleyen şişman kızı fark ediyorum. Sevilmemenin hırsını kırmızı rujundan çıkarır gibi sürüyor. Ayağını rahatsız eden küçük siyah topukluları dilenci çocuğun önündeki muşambaya değiyor. Yanlarından geçerken, çocuğun iniltisini duyuyorum. Çıplak ayakları betona değdikçe üşüyor.

Ben bugün sağımdan kalktım diyorum. Daha sakin olmam lazım.
Birden durup gökyüzüne bakıyorum.
Bir kuş uçuyor alçaktan, yapraklar dans ederek iniyor yere. Güneş, aydınlatmak için bizi sıyrılmaya çalışıyor bulutlardan.
Düşünüyorum isyan edecek gücü bulamadan.

Peki, diyorum kendi kendime. Peki hak ediyor muyuz?

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin