Gece Modu

Türk-Yunan ilişkilerinin en önemli konularından birini oluşturan Kıbrıs Meselesi[1], Kıbrıs ve çevresinde sondaj çalışmalarının başlamasıyla birlikte yeniden gündemin en önemli meselelerinden biri olmaya başladı. Tarih boyunca farklı devletler tarafından yönetilen Kıbrıs’ın, günümüzdeki mevcut durumuna nasıl ulaştığını bir nebze açıklayabilmek adına adanın ilk kez Türk hakimiyetine girdiği süreci bu yazının konusu olarak belirledik.

Kıbrıs, coğrafi konumu nedeniyle tarih boyunca Akdeniz’e kıyısı olan devletler için büyük önem arz etmiştir. “Akdeniz’in Sicilya ve Sardinya adasından sonra üçüncü en büyük adasıdır.”(Ayaz, 2016) “Adını en önemli yer altı zenginliklerinden olan bakır madeninden (Lat. cyprum / cuprum) alır. Doğu Akdeniz’in kuzeydoğu köşesinde bulunan ada Türkiye kıyılarından 70 km. kadar açıktadır ve 9251 km2 yüzölçümüne sahiptir. Kuzey sahillerinden Toros dağlarının rahatlıkla görülebileceği kadar Anadolu yarımadasına yakın bulunan Kıbrıs adası jeolojik yapı bakımından buraya bağlıdır. Antalya ve Mersin körfezleri arasında yer alan Taşeli çıkıntısının hemen güneyinde onun âdeta denizin ortasından çıkmış bir parçası gibidir ve şahadet parmağı İskenderun körfezini gösteren bir eli andırır. Birçok bilim adamı Kıbrıs’ı, yapı ve üçüncü zamanın genç kıvrımlarına ait olan yeryüzü şekilleri bakımından Anadolu’nun güney kenarı boyunca uzanan ve yine üçüncü zamana ait olan Toros dağ sistemi içerisinde mütalaa etmektedir. İlmî araştırmalar, Hatay ilindeki dağ ve ovaların 130 km. güneybatıda Kıbrıs’ta deniz seviyesi üzerine çıkarak aynı vasıflarla devam ettiğini göstermiştir.”(Gürsoy, 2002)

Akdeniz ve çevresinde, onuncu yüzyıldan itibaren varlığını hissettiren ve 1071 Malazgirt Savaşı ile birlikte Anadolu’da hâkim güç olmaya başlayan Türkler için de Kıbrıs’ın önemi artmıştır. XI. Yüzyılın sonların doğru Haçlı seferlerinin başlamasıyla, bu döneme kadar Roma İmparatorluğuna bağlı bir vilayet olan Kıbrıs, yavaş yavaş Haçlılar için bir üs konumuna gelmiştir. Adanın 1191 yılında III. Haçlı Seferi’ne katılan İngiltere Kralı Arslan Yürekli Richard tarafından zaptı ve onun adanın kontrolünü eski Kudüs kralı Guy de Lusignan’a bırakmasıyla Kıbrıs’ın hakimiyeti tamamen Haçlılara geçmiş oldu.

Dev Lotr Testi

Bahriyye Memlukleri[2] döneminin önemli sultanlarından olan I. Baybars (1260-1277) döneminde Kıbrıs Krallığı’nın Suriye ve Filistin sahillerine akınları sıklaştı. 1271’de Sultan Baybars, Filistin ve Suriye’de Haçlılar’a ait son kaleleri ve şehirleri zapt ederken Kıbrıs üzerine on yedi gemiden oluşan bir filo gönderdi, fakat çıkan fırtına sebebiyle saldırı başarısız kaldı. Bu saldırı, Türklerin adayı fethetmeye yönelik icraatları başlamış oldu. 1291 yılında Akka şehrinin de Memluklerin eline geçmesi ve buradan kaçan Haçlıların Kıbrıs’a sığınmasıyla ada, Yakındoğu’dan atılan Haçlıların sığınma merkezi olmuştu.

1359 yılında Kıbrıs kralı olan I. Pierre, yeni bir Haçlı Seferi düzenleyebilmek adına Avrupa’yı dolaştı. 1362 senesinde Haçlı Seferi’nin düzenlenmesini sağladı ve Haçlılar Kudüs’ü ele geçirmek üzere harekete geçti ve ilk hedef olarak İskenderiye sahilinden karaya çıktılar. “1099’da Kudüs’te, 1204’te İstanbul’da yaptıkları barbarlığı burada da tekrarladılar. Çoluk çocuk, kadın erkek herkes kılıçtan geçirildi. Böylesine korkunç bir katliamdan sonra ele geçirdikleri muazzam ganimetin coşkusuyla buraya Kudüs’ü Müslümanlardan geri almak için geldiklerini unutup bir hafta sonra Kıbrıs’a gittiler ve oradan da ülkelerine döndüler.” Yaptığı akınlarla Memluk Devleti’nin sahil şeridini uzun yıllardan beri tehdit eden Kıbrıs Krallığı, sebep olduğu bu haçlı seferiyle ne kadar tehlikeli bir düşman olduğunu açıkça göstermiş bulunuyordu.

İskenderiye Seferi, Kıbrıs ve Memluk Devleti ilişkileri açısından bir dönüm noktası özelliği taşımaktadır. Suriye ve Mısır sahillerine devamlı yağma akınları yapan Kıbrıs Krallığı, İskenderiye Seferi ile birlikte ne kadar tehlikeli olabileceğini göstermiştir. Memluk Devleti, kendi iç karışıklıkları ve Timur tehdidi gibi konular sebebiyle ve düzenli bir donanmaya sahip olamamasından dolayı Kıbrıs ile yeterince ilgilenememiş ve uzun yıllar boyunca bu saldırılara çözüm olabilecek bir sefer düzenleyememiştir.

Memluk Sultanı I. Barsbay (1422-1438) dönemine kadar Memluk Devleti, Kıbrıs Krallığı’nın saldırılarına ciddi bir karşılık verememiştir. Barsbay, tahta çıktıktan sonra hem devlet içerisinde kendisine karşı olan muhalefeti bastırmak, hem de Kıbrıs Krallığı tehdidini ortadan kaldırmak amacıyla Kıbrıs üzerine sefer hazırlıklarına başladı. Barsbay tahta çıktığı dönemde de Kıbrıs Krallığı’nın Memluk Devleti sahillerine saldırıları devam etmekteydi. Barsbay için Kıbrıs sorununun ortadan kaldırılması uzun süredir Memluk Devleti’ni meşgul eden bir sorunun ortadan kaldırılması, iç politikada da kendi sultanlığının tescilini sağlayacaktı.

Sultan Barsbay, ilk olarak 26 Eylül 1424 tarihinde altı kanyondan oluşan bir filoyu Kıbrıs üzerine gönderir. Bu filo Kıbrıs’ta daha çok keşif birliği görevini görmüştür. Bu filonun getirdiği istihbarata göre, Mısır ve Suriye sahillerine saldıran korsanlar Kıbrıs’ı üs olarak kullanmakta ve yeni saldırılara hazırlanmaktaydılar. Müslümanlardan gasp edilen mallar da adada tutuluyordu. Ayrıca Kıbrıs’ın, kendisine karşı herhangi bir büyük saldırıya karşı koyacak gücünün olmadığı öğrenilmişti.

Birinci sefer sonucunda öğrenilen istihbaratlar üzerine Sultan Barsbay daha büyük bir sefer için hazırlıklara başlanmasını emretmiştir. Bu sefer, Kıbrıs’a düzenlenen ilk büyük çaplı saldırı özelliğini taşır. Bu sefer Memluk ordusunun zaferiyle sonuçlanmış ve devlet merkezinde büyük bir sevinç ile karşılanmıştır. İkinci seferin sonucunda Kıbrıs’ın kesin fethine karar verilmiş ve yeni bir ordu hazırlanması için talimat verilmiştir.

İkinci seferin sonucunda ordunun büyük bir ganimet toplayarak aniden dönmesi Sultan Barsbay tarafından hoş karşılanmamıştır. Sultan buranın fethedilmesini istemektedir. Cenevizlilerin ve Karamanoğlu beyinin teşvikleriyle yeni bir sefer düzenlenmesi kararı alınmıştır. İkinci seferin intikamını almak isteyen Kıbrıs Kralı Janus’un da yeni bir İskenderiye Seferi için Hristiyan devletlerden yardım istemesi ve hazırlıklara başlamasının öğrenilmesi de bu seferin önemli sebeplerindendir. Sultan Barsbay tarafından Kıbrıs’ın fethi için geniş çaplı bir ordu hazırlanmış ve 10 Mayıs 1426 tarihinde yola çıkmıştır. 7 Temmuz 1426 tarihinde Kral Janus’un esir alınmasıyla savaş sona ermiştir. Savaş meydanında öldürülmek üzere olan Janus, Arapça ben kralım diye bağırarak ölümden kurtulmuştur. Kral Janus esir olarak Kahire’ye getirilmiş ve burada bir süre esir tutulmuş fidye karşılığı serbest bırakılmıştır. Bu sefer sonucunda Kıbrıs, Memluk Devleti’ne bağlı bir eyalet konumuna gelmiştir.

Bu süreçten sonra Kıbrıs ile Memluk Devleti ilişkileri, iki bağımsız devlet arasındaki ilişkiler yerine metbu ve tâbi arasındaki ilişkiler şeklinde ilerlemiştir. Ancak Memluk Devleti, buradaki nüfus yapısını değiştirecek bir göç hareketi gerçekleştirmemiştir. Kıbrıs’ı vergiye bağlamakla yetinmiştir. Bununla beraber Mısır ve Suriye sahillerine Kıbrıs üzerinden gerçekleşen saldırılar kesilmiştir. Memluk Devleti, Akdeniz üzerinde sefer düzenleyeceği zaman Kıbrıs’ı üs olarak kullanmıştır. Kıbrıs’ta iktidar değişikliklerinde Memluk Sultanlarından onay almaları gereken yeni bir dönem başlamıştır. Memluk Sultanı, Kıbrıs Kralı’na hilat ile kendi koruması altında olduğunu belirten bir görev kağıdı da göndermektedir.

Kıbrıs ve Memluk ilişkileri, vergi karşılığı koruma üzerinedir. Kıbrıs vergisini geciktirdiğinde, Memluk Sultanı Kıbrıs’a karşı ordu toplama hazırlığına girer, bunu öğrenen Kıbrıs Kralı da vergisini hazırlayıp gönderirdi. Memluklerin Rodos üzerine yaptığı seferde Kıbrıs üs görevi görmüş ve Rodos Seferi’ne destek vermiştir.

Kıbrıs’ın Memlukler açısından hedef haline gelmesi, Memluklerin Haçlılar ile mücadelesinin bir sonucu olarak görülebilir. Memluk Sahillerine yapılan yağma faaliyetlerinin sonlandırılması da bu fethin en önemli sebeplerindendir. Ancak adada daimi bir askeri kuvvetin bırakılmaması ve Müslüman nüfusun yerleştirilmemesi, Kıbrıs sorunun kesin olarak çözülmesine engel olmuştur. Bu tarihten sonraki süreçte uzun yıllar Türk devletlerinin hakimiyetinde kalan Akdeniz adalarında da aynı sorun devam etmiş, yirminci yüzyıla gelindiğinde de adalarda nüfus üstünlüğü Müslüman tebaaya geçirilememiştir. Günümüzde Akdeniz adalarının çoğunun kaybının en önemli sebeplerinden biri budur.

Yüz yıla yakın bir süre Memluk hakimiyetinde kalan Kıbrıs, taht ve adadaki nüfuz mücadeleleri sebebiyle 1489 yılında Venediklilerin hakimiyetine geçmiştir. Venedikliler, adadaki hakimiyetlerini sağlamlaştırmak için Memluk Devleti’ne cizye ödemeyi sürdürmüşlerdir. Ada bundan sonraki süreçte 1571 yılındaki Osmanlı fethine kadar Venediklilerin hakimiyeti altında kalmıştır.

 

KAYNAKÇA

Kopraman, Kâzım Yaşar. ‘Barsbay’, DİA, V, ss.84-85.

Gürsoy, Cevat Rüştü. ‘Kıbrıs’, DİA, XXV, 370-371.

Ayaz, Fatih Yahya. Memluk-Kıbrıs İlişkileri, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2016.

[1] Cumhuriyet Dönemi’nde Kıbrıs Meselesi için bkz. Prof. Dr. Fahir Armaoğlu-Türk Siyasi Tarihi.

[2] Memluk Devleti yönetim şekli için bkz. Oğuzhan Erbil, “Türk Tarihinde Farklı Bir Yönetim Şekli: Memluk Devleti”, Söylenti Dergi.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin