Kendiyle Dost Olmak Hayatı Nasıl Kolaylaştırır?

Gece Modu

  İletişim Yayınları, Tanıl Bora çevirisiyle günümüzde eksikliği hissedilen bir kitabı bizlerle buluşturdu. Wilhelm Schmid tarafından yazılmış olan ‘Kendiyle Dost Olmak’ kitabı bireyin dünyayla kurduğu bağı sorgulamasına sebep olacak nitelikte bir kitap. Şimdi birlikte kitabı inceleyelim.

 

  Öncelikle yazarın hikayesine bakalım; 1953’te Almanya’da doğan Wilhelm Berlin, Paris ve Tübingen’de felsefe eğitimi almış. Çeşitli Alman üniversitelerinde çalışmış ayrıca Zürih’te bir hastanede hastalara felsefe ile manevi destek vermiş. Kitapları on sekiz dile çevrilen Schmid’in İletişim’den daha önce Mutsuz Olmak – Bir Yüreklendirme (2014), Aşk – Neden Bu Kadar Zordur? Ve Yine De Nasıl Mümkün Olur? (2014), Sakin Olmak – Yaşlanırken Kazandıklarımız (2015), Arkadaşlıktaki Saadet Üzerine (2015), Düşmanlığın Faydaları (2017), Anne Baba ve Büyükanne Büyükbaba Olmanın Sevinçleri Üzerine (2018) ve Hediye Vermek ve Hediye Almak Üzerine (2018) adlı kitapları yayımlanmıştır.

 

  Kitabın içeriğine bakacak olursak, sosyal medyanın kullanımının artması ve çağın gerektirdiklerinin değişmesiyle beraber bazı sorunlar daha belirgin bir şekilde etkisini göstermeye başladı. İnsanların kendini sevmemesi ve mükemmel olma algısıyla sürekli olarak yetersiz görmesi sosyal medyanın yan etkilerinden biri. Yazılan çoğu kişisel gelişim kitabı ise ‘kendinizi sevmeyi öğrenin’ telkini yapıyor ancak bunun nasıl olacağına dair bilgi vermede eksik kalabiliyor. 

“İnsanın kendisinden mükemmellik beklemesi, bireysel bir sorun değildir. Gerçi kendisiyle ve hayatıyla ilgili beklentilerin ölçütünü belirleyen bireyin kendisidir ama bunu yaparken genellikle onu çevreleyen kültüre uygun davranır. Modern çağda bu kültür ona, öte dünyadaki ilahi mükemmelliğe dair dini beklentilerden ödünç alınmış bir ölçüt dayatır.”

  Kendiyle Dost Olmak kitabı işte tam da bu noktada okuyucularına hitap ediyor. Yazar sahtelik payıyla birlikte sosyal medyalarda insana dayatılan algıları sorgulatıyor. Ayrıca çok karıştırılan kendinle dost olmak ve narsisizm- egoizm arası farkı da detaylarıyla anlatıyor. Çünkü kitapta anlatılan şey tam olarak insanın, ‘ben en doğrusunu-güzelini yaparım’ diyerek benliğini yüceltmek değil de doğruyu doğru, yanlışı yanlış olarak kabul edip kişiliğini geliştirme çabasında olmak ve kendinle barışık olmaktır.

“Kendiyle dost olan insan, mükemmel olmamaktan incinmez. Tıpkı başkasıyla dostluk ilişkisinde ötekini onun hususiyetleriyle benimsediği gibi, kendi kendisiyle ilişkisinde de aynısını yapmaya hazırdır. Kendini bilen, ama yine kendini seven birisi olabilir böylece. Kendiyle alay edebilmek ve özeleştiri yapabilmek, ona yabancı değildir. Bazen düştüğü aptallıklara kıs kıs güler, başka türlü yapsaydı çok daha iyi olacak bazı şeylerle ilgili kendini affeder. Kendi kendiyle ilişkisinde daimi bir ahengin hüküm süreceği rüyası görmez, dolayısıyla bazen tutarsızlığa düşmek de bir felaket olmaz onun için.”

  İnsanın kendiyle dost olabilmesinin yolunun insanın kendinin mükemmel olamayacağını kabullenmesinden geçtiğini savunuyor yazar. Bu duruma, Antik Çağ’ın Delfi Tapınağı’ndaki meşhur yazıtı örnek veriyor. Yazıtta ‘Kendini Tanı’ (Gnothi seauton) ikazı yer alıyor. Zira “Mükemmelliği aramak, ümit kırıklığına vesileler bulmak demektir.” İnsan Tanrı olmadığı için mükemmel olmadığını idrak etmelidir diyor. Yazıttaki uyarıyı da düşünecek olursak insanın kusursuz olacağını zannetmesi hata yaptığında acı çekmesine ve kendini asla yeterli görmeyip bir kısır döngüde benliğini kaybetmesine neden olabilir.

  İnsanın benliğini idrak etmesinin ne demek olduğunu da detaylıca anlatan Schmid, seçimin ne olduğunu ve ne derecede seçim yapabildiğimizi, ayrıca neyi seçebildiğimizi paylaşmayı da ihmal etmiyor. “Kendini algılayabilmek ve daha iyi tanıyabilmek, aynı zamanda, benliğin her şeyiyle kendi seçimimize, biçimlendirmemize ve dolayımımıza tabi olamayacağını idrak etmemizi sağlar. Her insan, kendi kendisini biçimlendirişi ile başkaları ve başka şeyler tarafından biçimlendirilişinin bir karmasıdır daha ziyade.” diyerek insanın çevresinden bağımsız şekilde seçimlerde bulunmadığını aksine benliğinin de bir parça bu çevreden etkilenerek oluştuğunu belirtiyor.

  Dertlere olan bakış açısını ise şöyle açıklıyor yazar: “Neye muktedirim, neler iktidarım dışındadır? Kimileri, herhangi bir şeye muktedir olduklarından şüphe ederler, şu hayatta her şeyi başkalarının bildiğini düşünürler. Böyle mi değil mi, hiçbir şüpheye yer bırakmadan anlayabilmemiz için, mutlak olarak her şeyin iç yüzünü görmemiz gerekir. Ama hiçbir insan böyle bir idrake sahip değildir. İşlemi şöyle sadeleştirebiliriz: Bazı şeylere muktedir olduğumu varsaymak isterim, ki böylece kendimi hayat boyu acz içinde hissetmeyeyim.” Velhasıl yazar kendimize dert olarak gördüğümüz şeylerinde özünde kendimize çizdiğimiz mükemmellik sınırı olduğunu söylüyor. Schmid’e göre insan ne kendini her şeyin altında görerek benliğini yok saymalı ne de her şeyin üstünde bir güce sahip olduğunu düşünüp imkansız peşinde koşmalıdır. Dertlere ve sıkıntılara bunun altında olan ne diye bakıldığında eğer bu iki uçtan biri çıkıyorsa aslında dert sanılan şeyin sınırların zorlanması olduğu görülüyor. Özetle söyleyecek olursak yazar, insanın süreceği yaşam kalitesini kendi engelleriyle düşürdüğünü savunuyor.

 Kitabın arka kapağında değinilen konu da aslında kitabın özünü oluşturuyor: “Başkalarıyla ilişkimizde, zaman zaman mola alabilir, araya mesafe koyabilir, hatta gerekirse karşımızdakinden tamamen vazgeçebiliriz. Oysa kendimizle ilişkimizde bunların hiçbiri mümkün değildir. Benliğimizle günün 24 saati, yılın 365 günü beraber yaşamak zorundayızdır, son nefesimize kadar. İyi de olsa kötü de olsa, bize aittir. O halde bu zorunlu ilişkiyi dostluğa dönüştürmek, daha huzurlu, daha mutlu, daha doygun bir hayat sürmenin anahtarı olarak görülebilir.”

 Yazar bu konular dışında dayatılan güzellik algısının da insanın kendiyle dost olmasında bir engel oluşundan bahsediyor. İnsan, sahip olduklarını değil de sürekli olarak başkalarının sahip olduklarını gördüğünde bir mutsuzluk döngüsü içinde sahip olduğunu da kaybedebiliyor. Wilhelm Schmid işte bu noktada genel sorunları aktardıktan sonra diğer kişisel gelişim kitaplarından farklı olarak insanın bunları nasıl aşacağına dair ipuçları veriyor. Felsefi geçmişi bulunan yazar olaya bu bakış açısını katmayı da ihmal etmiyor.

  Yetmiş dokuz sayfa olan kitap, on bir ayrı bölümden oluşuyor. On bölümde “Kendini Sevmek Mi Kendiyle Dost Olmak Mı?, Kendini Algılamak Ve Kendini Tanıyabilmek , Kendini Dert Etmek , Benliğin Duyusallığı , Benliğin Taşıdığı Ruh , Benliğin Düşünceliliği Kendini Tanımlamanın Yedi Başlığı, Dönüp Gelen Sorular: Güzel Miyim? , Mutlu Muyum?, Doygun Bir Hayat Sürüyor Muyum?” başlıklarıyla yukarıda bahsettiğimiz gibi her konuya ayrı ayrı değiniyor. Sonuç bölümünü ise “Ben’den Ne Olur?” başlığıyla bizlere sunuyor. Başından sonuna kadar değerli bilgilerin olduğu kitabı benliğiyle barışık yaşamak isteyen herkese tavsiye ediyoruz.

İletişim Yayınları, Kendiyle Dost Olmak, Wilhelm Schmid

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin